Anne Brontë

Brontë kardeşlerin en küçüğü Anne Brontë kimdir?

Anne Brontë, 17 Ocak 1820 tarihinde İngiltere'de dünyaya geldi. 

Meşhur Brontë kardeşlerin (büyük olan Charlotte, ortanca olan Emily) en küçüğüdür. 

Okul çağlarında, sağlıksız koşullar yüzünden sağlığından olan Anne, babasının kütüphanesinde kardeşleriyle beraber vakit geçirirken edebiyata olan ilgisi arttı. Kardeşleriyle beraber küçük hikayeler yazarak hayal güçlerini geliştirdiler.

İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Anne Brontë, ailenin tüm çocukları gibi genç yaşta hayatını kaybetti. 

28 Mayıs 1849 tarihinde veremden öldüğünde 29 yaşındaydı. 

 

SÖZLERİ:

Oğlunuzun hayat yolunda şerefiyle ilerlemesini istiyorsanız, yolunun üzerindeki taşları temizlemeyin, onun yerine, kendisine bu taşların üzerinden atlamasını öğretin. Aynı şekilde, o yolda kendisini elinden çekerek de götürmeyin bırakın tek başına ilerlemesini öğ­rensin.

Fakat en iyi çare onu tuzaklara karşı kuvvetlendirmektir, bunları yolundan kaldırmak değil.

Bir anne oğlunun kendisini aşağı görmesini istiyorsa onu evden çıkarmasın, hayatını çocuğun kaprislerini, saçma - sapan arzularını yerine getirmekle geçirsin.

Beni memnun etmek istiyorsanız, anneciğim, önce kendi rahatınızı düşünün.

Sevdiklerimize bu kadar inanmak hoş bir şey. İnşallah hayal kırıklığına uğramazsınız.

Bizden yüksek, saygıya lâyık insanlara iftira atmaktan başka bir şey bilmiyorsak hiç konuşmayalım daha iyi.

Aşk meselelerinde neşeli, masum bir çocuk kadar iyi ara bulucu yoktur. O, ayrılmış kalpleri birleştirir, soğukluğu eritir, âdet ve örf uçurumunun üzerine köprü kurar, korku, çekingenlik, gurur duvarlarını bir darbeyle yıkar.

İnsan karşısındakinin gözlerine bakar, onun kalbinin derinliklerini bile görebilir. Karşındaki isterse, bir iki dakika içinde sana ruhunun yıllarca keşfedemeyeceğin derinliklerini gösterir.

Fena haber çabuk yayılır.

Ümitlendiğim için gülüyordum. Fakat gözyaşıyla gülümsemenin bence farkı yok artık. Bunlar benim belirli hislerimi de ifade edemiyor. Ben bazen mesut olduğum zaman ağlar, üzüldüğüm zaman da gülerim.

Çünkü dünyada evlenebileceğim ancak birkaç erkek var. Bunlarla da tanışabileceğimi pek sanmıyorum. Tanıştığımı farz edelim, o zaman ya evli olacak, ya beni beğenmeyecek.

Paradan sonra güzellik ahlâksız erkekleri çok çeken bir şeydir. Bu yüzden de zengin, ya da gü­zel bir kızın başı dertten kurtulmaz.

Bir âşık gözüyle gördüğün, bayıldığın şeyler ileride bir koca olarak seni bedbaht edebilir.

Günahlarından nefret etsem bile, o günahkârı seviyorum. Şüpheleriniz doğruysa, o zaman onu kurtarmak en büyük ödevim olacaktır.

Genç hanımların resimlerinin arkası da mektuplarının altındaki hamişler gibi son derece ilgi verici oluyor.

Beni hakir görüyor. Çünkü kendisini sevdiğimi biliyor.

Gururum da bana yardım etmiyor. Beni bu hale soktu, şimdi de bu ıstıraptan kurtarmıyor.

Senin çağında her şeye aşk hâkimdir, benim yaşımda ise altın.

Evlenmeden önce bir hayli düşü­nürdüm. Bir genç kız evlenirken çok dikkatli davranmalıdır.

Fakat... Şu mü­kemmel olmayan dünyada daima bir -fakat- oluyor.

Hareketlerin ger­çekten kusursuz. Fakat düşüncelerinin de değişmesini isterdim. Senin iyiye kötü, kötüye iyi gözüyle bakmana üzülüyorum. Daha derin düşünmeni, daha yüksek emeller peşinde koşmanı arzuluyordum.

O sana kalbini veriyorsa bunu minnet, şükranla atmalısın... Kalbini elinden geri alamaz diye kendisiyle alay etmemelisin... Kalbini kırmamalısın.

Kadınlar yaradılıştan sadıktırlar. Bir kadın bir tek erkeği, sadece onu, körce, delice onu sever.

Kocamın kusurları ne olursa olsun, bunları yabancıların ağzından duymaktan hoşlanmayacağımı bilmelisiniz.

Gerçek dostluktan önce yakın ahbaplık gelir.

Sevgin bu kadar çabuk bitiyorsa, demek ki işin başında da öyle derin, kuvvetli değildi.

Bana göre romantik fikirlerle gerçek, sanıldığının tersine, birbirine çok bağlıdır. Evet, gençlikteki cö­mertçe düşünceler hayatta karşılaşılan çirkin olaylar dolayısıyla değişir, kararır ama, bu onların yanlış olduğunu ispat etmez ki.

Bayılmak sevmek demek değildir ki.

Haddinden fazla iyisin, bu da bazen beni kızdırı­yor, canımı sıkıyor. Bütün gün şeker yiyen bir çocuk, değişiklik olsun diye ekşi bir portakal aramaya başlar. Milly, sen hiç sahildeki kumlara dikkat etmedin mi? Ne kadar hoş, düzgün bir halleri vardır, ayakların altında da ne kadar yumuşaktırlar! Fakat yarım saat kadar kumda yürüdükten sonra bu yumuşaklıktan sıkılır, sert kayalara tırmanmaya başlarsın.

Cömert ruhlu bir erkek kendisinden zayıf olanı ezmekten çok, korumaktan zevk duyar.

Unutmak, istemekle elde edilmez. Her isteyene de güvenemem. Karşımdaki güvene lâyık olmasını bilmelidir.

Öyleyse siz pek kötü bir insansınız, çünkü benim gibi alelâde bir kadını bu kadar yüksek bulduktan sonra... Aramızda hiçbir müşterek nokta olmadığına göre, ikimizin de kendi ahlâkımıza uygun başka dostlar bulmamız daha doğru olur.

Hayır! Ondan nefret etmeme, ölümünü istememe rağmen kendisini Tanrı’ya bırakıyorum. Kendimden de tiksiniyor, yaşamak istemiyorum. Fakat bu da Tanrı'nın elinde.

İstemediğin bir erkekle evleneceğine, kendini köle diye sattır daha iyi.

İnsan her zaman düzelebilir. Yalnız, bunu istemeniz, kararlarınızı yerine getirecek kuvvetiniz, azminiz olması gerek.

İnsan çalıştıkça derdini de unutur.

 

ROMANLARI:

Agnes Grey

The Tenant of Wildfell Hall