Türkiye’de Amerikan okulları çocuklarımızı nasıl devşirdi?
Türkiye’de Amerikan okulları çocuklarımızı nasıl devşirdi?
MUSTAFA ARMAĞAN
Aşağıdaki satırların edebiyat ders kitaplarında adına sıkça rastladığımız milliyetçi sanılan bir yazarın kaleminden çıktığını söylesem inanır mısınız? Önce mektubu okuyalım:
“Türk kadınlarının [kendisinden] daha medenî dünyanın kadınlığına, özellikle de İngiltere ve Amerika’daki kadınlara bugünkü feryadı şudur: Gidin ve okutun vahşileri, varoşlara kadar inin. Gelin bu topraklara, [zira] burada o en müthiş arzu, öğrenme arzusu mevcut. Gelin ve yardım edin cehaletin kara bulutlarını dağıtmaya… Türkiye’nin dört bir bucağında İngilizler tarafından okulların açılmasını Türk anneleri sevinçle karşılayacaklardır. Sade, sağlıklı, öğretmeyi bilen insanlar, tıpkı Anglo-Saksonların yapabileceği türden şeylerdir istediğimiz. Bize, müthiş ciddiyetteki kadınlarınızdan yaşayan örnekler verin…”
Yukarıdaki Amerikan hayranlığıyla sırıtan satırlar romancı Halide Edip Adıvar’ın henüz Sultan 2. Abdülhamid döneminde Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlananThe Nation gazetesine gönderdiği mektubundan alındı.(1)
Bu mektup bize Amerikan misyoner okullarının Türkiye’de nasıl tipler yetiştirdiğini gösteren çarpıcı bir örnek teşkil eder. Halide Edip (1884-1964) Üsküdar Amerikan Kız Koleji (American College for Girls / Constantinople College for Girls) mezunudur. 1901 yılında buradan lisans derecesi alan ilk Müslüman Türk öğrenci olarak bilinir. (Bir ara Sultan Abdülhamid’in hafiyeleri Amerikan okulunda Müslüman kızının okumasına dair bir ihbar üzerine onu yakalayıp evine teslim etmişti.) Mezun olduğu okulu daima övmüş ve örnek göstermiş hatta Milli Mücadele yıllarında Amerikan mandacılığına meyletmesinde başlıca âmil olmuştur. Adıvar’ın bilahare Feminist fikirlere sahip oluşunda da bu okulda aldığı eğitimin payı vardır.
Peki neden misyoner okullarının Türkiye’deki “Beyaz Feminizm”in oluşumu üzerindeki etkisi gündeme getirilmez? Neden Türkiye’de kadın tarihi yazılırken bu paslı halkayı kimse tutmak istemez? Neden unutturulmak istenir ısrarla? Ya kendisi de bir Misyoner okulu mezunu olan Halide Edip’in, içinde “Kızlarımızın geleceğine İngiliz etkisini ve İngilizceyi yerleştirmek için elimizden geleni yapacağız” cümlesi de geçen müthiş(!) yazısı neden ısrarla görmezden gelinir?
Constantia Kiskira’nın “Doğu’yu ‘Evanjelize etmek’: Osmanlı İmparatorluğu’nda New England Kadınlığı, 1830-1930” başlığını taşıyan İngilizce makalesi(2) İstanbul ve İzmir gibi kalabalık Osmanlı şehir merkezleri ile Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde, bu arada misyonerlik faaliyetlerinin yoğun olduğu Halep’te de “New England feminizmi”nin tohumlarının nasıl atıldığına berrak bir ışık tutuyor.
Kiskira’nın yazısından öğrendiğimiz kadarıyla, misyonerler her ne kadar bu çağrılarına Osmanlı sınırları içerisindeki Hıristiyan kadınlardan bile fazla karşılık bulamamışlarsa da, davayı uzun vadeli düşünmüşlerdi. Protestanlığın doğrudan bir ürünü olarak gördükleri “Amerikan kültürü”nün, bu faaliyetler sonucunda 19. yüzyıl Orta Doğu’sunda bir “Yeni Siyon” kuracağına olan inançları tamdı. Ülkemizde hâlâ faaliyetlerine devam eden American Board üyeleri, Osmanlı limanlarına ilk çıkarmayı 1812 yılında yapmış, ardından yüzyılın ortalarında Sultan Abdülmecid’den aldıkları bir fermanla Protestan “dini”nin ayrı bir kilise olarak tanınmasını sağlamış ve diğer Osmanlı “milletleri” ile eşit statü kazanmayı başarmışlardı.
Başlangıçta Türkiye’ye uyum zorlukları çeken bu misyoner feministler, açtıkları okullarda orta sınıfa mensup Osmanlı kızlarını Evanjelik idealler doğrultusunda sıkı bir şekilde eğitmeye girişmişler, bu arada okullarını Osmanlı toplumuna adapte edebilmek için de “nakış dikiş eğitimi” gibi bazı minik “yerel tavizler” lutfetmişlerdir. Bu misyoner okulları, büyük ölçüde, başlangıçta imparatorluğun yeni yeni palazlanan batılılaşmış elitinin kültürel ihtiyaçlarına hizmet etmekteydi.
Kız misyoner okullarında Ermeni, Rum ve Müslüman çocuklarına Amerikan tarzı “kozmopolit” bir eğitim veriliyordu. Büyük bir hızla, Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ne 1901 yılında girmiş olan Halide Edip (Adıvar) örneğinde gördüğümüz gibi, “Amerikanlaşmış” ve misyoner hocalarına hayran yeni tipler imaline girişilmişti(3).
Halide Edip’in, The Nation adlı İngilizce gazeteye gönderdiği ve girişte bir kısmını iktibas ettiğimiz 1908 tarihli mektupta Türkiye’nin karanlığı içinde yeni bir ufuk açarak kendisini kurtaran fedakâr ve örnek Amerikalı ve İngiliz öğretmenlerine şükranlarını bildirmesi, onları “Osmanlı toprağına ışık getirdikleri” için cân u gönülden alkışlaması da gösteriyor ki, bu okullarda kendi toplumunun değerleri, Oryantalizm için tipik bir örnek olan sadece nakış, dikiş gibi el sanatları düzeyinde bırakılmakta, çocukların zihinlerine sözde bir “dünya vatandaşlığı” bilinci, gerçekteyse Evanjelizmin ideolojisi aşılanmaktaydı. Planları, bu okullarda yetişenlerin, zamanla “yabancı” misyonerlerin yerini alabilmesi üzerine kurulmuştur.
Türk aileleri de, Amerikan Kız Koleji gibi okulları Türk kadınının toplumdaki statüsünü yükselttiği için tercih ettiklerini söylüyorlardı (s. 289). Nitekim Merzifon’daki Anadolu Kız Koleji’nde okuyan ve adlarının Feriha, Nebile, Emine ve Nasiha olduğu tespit edilen dört Müslüman kız öğrenci, okullarında bağımsız birer ‘birey’ olmayı öğrendiklerini, bu ilkeye ömürleri boyunca uyacaklarını, okullarının kendilerine kazandırdığı kurallardan asla taviz vermeyeceklerini ve birbirlerini “kızkardeş” (misyoner) olarak göreceklerini yazmışlardı okul defterine.
Birey olmak, bağımsız olmak, kozmopolit olmak; ama öte yandan, her nasıl oluyorsa, cemaat üyeliğini çağrıştıran birer “bacı” (sisters) olmak şeklinde özetlenebilecek olan bu okulların kadınlık bilincini uyandırma çabalarını okuyunca insanın aklına şu soru geliyor ister istemez: Evanjelik misyonerleri, aslında kendi ülkelerinde bile var olmayan bir kozmopolit kadınlık idealini Osmanlı topraklarına aşılamaya neden bu kadar heveskâr idiler?
Cevap basit görünüyor: Hem birey olmak, bağımsız olmak, hem de bacı olmak birbiriyle nasıl bağdaşabiliyorsa öyle…
İşte bu sebepledir ki, Türkiye’deki feminizmin kurumsal köklerini bu yabancı okulların eğitim sisteminde aramak daha sağlıklı bir yol olacaktır.
(1) Zikreden: Hester Donaldson Jenkins, Behind Turkish Lattices: The Story of a Turkish Woman’s Life, Londra: Chatto & Windus, 1911. Bu metnin nakıs bir aktarımı ve yorumu Ayşe Durakbaşa’nın aşağıdaki çalışmasında yer almıştır: Halide Edib: Türk Modernleşmesi ve Feminizm, 2. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002, s. 191-192.
(2) Constantia Kiskira, “’Evangelising’ the Orient: New England womanhood in the Ottoman Empire, 1930-1930”, Archivum Ottomanicum, 16 (1998), s. 279-294. Bu okullarda görünüşte öğretmenlik yapmak, gerçekteyse “misyon”larının gereğini icra etmek amacıyla gönüllü öğretmenliğe gelenler arasında İstanbul’da ilk peçesiz dolaşan ve ilk bisiklete binen kadın olma “onuru”nu kazanmış örnek kadınlardan Mary Mills Patrick’i tanıtan bir yazı için bkz. Ensar Köse, “Misyoner, mandacı, feminist”, Tarih ve Düşünce, sayı: 17, Nisan 2001, s. 30-38. Bu meyanda 1888 tarihinde Mardin’deki bir misyoner okulundaki Hıristiyanlaştırma faaliyetleri Diyarbakır Valiliği tarafından Maarif Nezareti’ne bildirilmiş ve gereğinin yapılması istenmişti. Belge yayını için bkz. “Mardin’de dinî fâcia”, Tarih ve Düşünce, sayı: 50, Temmuz 2004, s. 40-41. Anadolu’da açılan Amerikan kız kolejleri hakkında genel malumat şu yazıdan -fotoğraflarıyla birlikte- alınabilir: Rifat Dedeoğlu, “Anadolu’da Amerikan kolejleri”, Albüm, Sayı: 2, Mart 1998, s. 92-101.
(3) Halide Edip’in Amerikan hayranlığının onun Wilson Prensipleri’ni ve Amerikan mandasını ısrarla savunmasına yol açtığı ve Türkiye’den sürgün edilmesinde, çocukluğundaki etkilerin nasıl belirleyici olduğu hakkında ufak hacimde ama epey ilginç bir çalışma için bkz. Frances Kazan, Halide Edip ve Amerika, Çeviren: Bernar Kutluğ, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1995. Aynı tavrı National Geographic dergisinin Türkiye ile ilgili sayılarında da görmekteyiz. Derginin Ağustos 1951 ve Eylül 1957 tarihli sayılarında yer alan fotoğraflar bu bakımdan enteresandır. Bkz. National Geographic Türkiye, Özel Sayı, No: 1, 2003, s. 90-91.