--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kadir Mısıroğlu “Yunan Mezalimi” kitabını yazarken resmi tarihçiler neredeydi?

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
1

Dışişleri Bakanlığı iyi bir zamanlama ile 9 Eylül günü arşivlerden Yunan vahşetini sergileyen görselleri ve belgeleri paylaştı. Hasret kaldığımız bir tavırdı. Bu anlamlı çıkış için değerli bakanımız Hakan Fidan’a teşekkür ediyorum.

Kadir Mısıroğlu bu literatürün başlatıcısı olmuştu Cumhuriyet devrinde. Kitabının 1966 yılında Sebil Yayınları’nda çıkmış ilk baskısının kapağı sonrakilerden biraz farklıydı. 

Yunan Mezâlimi ufak yazılmış bir nevi üst başlık gibi; kitabın asıl ismi ise “TÜRKÜN SİYAH KİTABI”.


 

2019 yılında ahirete intikal eden Üstad Kadir Mısıroğlu’nun elimdeki Yunan Mezalimi nüshası ise 1992 yılında yapılan 14. basımı. Üstelik 24 Eylül 1997 tarihinde “Cevdet Öztürk” diye birine imzalamış; tabii ki her zamanki gibi Osmanlıca olarak. Bu baskıda artık Türkün Siyah Kitabı üst başlık olmuş, Yunan Mezalimi ise asıl başlık.   

Bu detayı şunun için önemsiyorum: Kitabın 1966 gibi Kıbrıs meselesinin en hararetli günlerinde çıkmış olması yazarı Yunan Mezalimi’ni Türkün Siyah Kitabı olarak takdime zorlamış. Ve Yunanların Batı Anadolu’yu işgali (1919-1922) tam bu sırada uyanan Kıbrıs hassasiyeti sebebiyle yeniden gündeme gelmiş. Hatta bir iki yıl önce Başbakan olan İsmet İnönü bile 1930 yılında getirttiği Yunanistan vatandaşlarını ellerine tek yönlü pasaport vererek göndermek zorunda kalmıştı. 


 

Bu bakımdan Kanlı Yılbaşı’nın yaşandığı 1963 yılından sonra Türkiye’de Kıbrıs hassasiyeti ve Yunan aleyhtarlığı zirveye tırmanırken bir tarih muhasebesi yapmak ve Kıbrıs’ı İngiltere’ye veren Lozan Antlaşması’nı da tartışmak meşru bir hale gelmişti. İşte Kadir Mısıroğlu’nun Yunan Mezalimi adlı kitabı böyle hararetli bir kamuoyunun kadrosu içinde anlaşılmalıdır.


 

Türkün Kara Kitabı

Kitap aslında epeyce milliyetçi bir tandansta kaleme alınmıştı. Galatasaray’ın ilk Türk kaptanı olan Emin Bülent’in (Serdaroğlu) 1910 yılında kaleme aldığı “Kin” başlıklı şiirini kitabın ilk sayfalarına koymasından da bellidir bu tavır.

“Garbın cebin-i zâlimi affetmedim seni

Türküm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” mısralarından da anlaşılacağı gibi Batı’nın zalim alnını affetmeyen ve tek başına da kalsa Batı’ya düşman olduğunu belirten Kadir Mısıroğlu kitap boyunca da bu şiirdeki ruhla hareket etmişti. 


 

Kendi anlatımına göre kitabın araştırmaları sırasında kütüphanelerde bazı kitapları bulamamıştı. Hatta 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile görüşmesinde “Sen o kitapları nerden buldun? Biz onları kütüphanelerden toplatmıştık” dediğini nakleder.

Kitabın giriş kısmında bu hususu şöyle kaleme almıştır:

“Bu zulüm ve şenaatlerin 1924 yılında imzalanan “Lozan Muahedenâmesi” ile bağışlanması yetmiyormuş gibi bir de ondan sadece altı yıl sonra gerçekleşen yeni bir Türk-Yunan Andlaşması gereğince “Yunan Mezâlimi”nin bütün resmi kaynakları, aramızdaki olmayan bir dostluğu bozduğu esbab-ı mucibesiyle umumi kütüphanelerden bile kaldırılmıştı. Bunun tabii neticesi olarak genç nesiller Kıbrıs’taki Rum hunharlığı başlayıncaya kadar bu, korkak fakat fırsat bulduğunda amansız bir mütecâviz kesilen Türk düşmanının hakiki mahiyetinden habersiz kalmışlardı.”


 

Kadir Mısıroğlu gerçeğe aç bırakılmış bir nesle Yunan Mezalimi’ni anlatmayı vazife bilmiş ve bugüne kadar on binlerce ele ulaşan sarsıcı kitabını kaleme almıştı.

Kitabı tahlile devam edeceğiz ama isterseniz bu meseleyi çok daha erken ama Cumhuriyetten önce dile getiren bir siyasetçinin satırlarına yer verelim burada.             

Mahmut Esat Bozkurt Yunan mezalimi hakkında neler söylemişti?

Zamanın İktisat Vekili (Ekonomi Bakanı) Mahmut Esat (Bozkurt) Bey Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Kasım 1922 günkü oturumunda yaptığı konuşmada Yunan işgalinin geride bıraktığı enkazı şöyle özetliyordu:


 

“Kurtulan Anadolu vilayetlerimizde iki aya yakın devam eden seyahatimde yeniden hürriyet ve istiklallerine kavuşan, gözleri sevinç yaşlarıyla dolu kardeşlerimizle ve bilhassa çeşitli iktisadi sınıflara mensup tüccar, sanatkâr, çiftçi, işçi kardeşlerimizle yakından temasta bulundum. Onların ihtiyaçlarını dinledim. Vaziyetlerini gördüm. 


 

Ankara’dan çıktıktan ve Polatlı’ya geçtikten sonra Eskişehir, Afyonkarahisar, Manisa, İzmir ve Aydın livaları (illeri) da dahil olmak üzere dün daha mes’ud ve bahtiyar olan bu memleketlerimizde şimdi bir yangın harabesinden, bir alay yetimlerden, dullardan, çocuklarının nerede gömülüp kaldığını bilmeyen ak başlı ihtiyarlardan başka kimseye tesadüf edemedim. Bütün köylerimiz, en güzel şehirlerimiz düşman elinde yanmış, yakılmış, bir enkaz yığını haline getirilmiştir. 


 

Dün en güzel yerlerde oturan kardeşlerimiz, bugün izbelerde sürünüyorlar. Fakat büyük bir ümit ve itimat [güven] ile evvela Allah’a ve sonra heyetimize güvenen  [metin burada kesilmiş] tüccarlarımıza ve işçilerimize yapılan zararları rakamla ifade etmek kabul değildir. Milyonlar ve milyonlara baliğ olan [varan] bu zararları memurlarımız tespit etmektedirler. Zarar yalnız maddi değildir. Manevî zarar da büyüktür.


Kemalettin Sami Paşa anlatıyordu. Manisa’ya vasıl olduklarında dağlardan çıplak kadınlar, genç kızlar, kendisine iltica ediyorlarmış. Bunlar düşmanın tecavüzünden ırzlarını, namuslarını, canlarını kurtarmak için dağlara kaçmışlar. (…)

Hülasa efendiler, her türlü zarar çok büyüktür. Ve tazmini lazım gelen zararlardandır. Gerek yüksek heyetiniz ve gerekse sizin vekiliniz olan hükümet heyeti, ciddi tedbirler almak şartıyla bu zararların mehmaemken [olabildiğince] telafisine doğru yürüyebilir, yoksa vaziyet pek mühliktir [helak edicidir].”


 

İşte sonradan Adliye Vekili yani Adalet Bakanı olacak Mahmut Esat Bey bu vahim vaziyeti böyle resmederken bu işgalin hesabını sormak için Lozan’a gönderilenler istenecek tazminat ve tamirat parası için “Yunanların ödeyecek parası mı var ki?” diye bizi değil, Yunanistan’ı savunmaya geçmişlerdi. 

Vekillerden birinin şöyle mırıldandığı duyulmuş mudur:

“Biz sizi haklarımızı savunmak için Lozan’a gönderdik, siz Yunan’ın hakkını bize karşı savunuyorsunuz!”

Mırıldanmamışsa bile tarihin mırıldandığını hissetmemek için sağır olmak gerekiyordu! 

Yorumlar

(1)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Vay vay

13 Eylül 2026 01:36

Turk Yunan savasini yani Kurtuluş Savaşını sürekli küçümseyen biriydi.

Mustafa Armağan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle