Sultan Abdülhamid Meis adasında okul açmış
Diyarbekirli Said Paşa’yı bilir misiniz?
Nereden bileceksiniz ki!
Kitaplarımız suskun, ansiklopedilerimiz kekeme, alfabemiz müebbeden tutuklu…
Kendisi Fransız Generali Franchet d’Esperey’in beyaz bir atın üstünde zafer alayı ile İstanbul’a girişini eleştiren “Kara Bir Gün” adlı ateşli yazının muharriri Süleyman Nazif’in babasıdır. Diyarbakır’ın Osmanlı zamanında yetiştirdiği değerli bürokrat ve aydınlardandır.
Mir’âtu’l-İbret adlı dünya tarihini kaleme almış ve Sultan 2. Abdülhamid zamanında, 1888-90 yıllarında yayımlamıştır. Kitabın başında da Sultana övgü dolu uzun bir teşekkürü vardır.
Said Paşa tarihin faydasından bahsettiği ilk bölümde tarih ilmini düşünceleri etkileyen, cazibeli, gönle ferahlık veren güzel bir ilim olarak tanıtır. (Haz.: A. Eryüksel, Mostar Yay., cilt 1, 2022, s. 20.)
Gelin, görün ki bizde tarih; gönle ferahlık vermek şöyle dursun, insana ‘keşke öğrenmeseydim’ dedirten yığınla acı vak’ayı da barındırır bünyesinde.Yani tarihin gönlü ferahlatan olduğu gibi daraltan olayları da vardır.
Bu yazıda tarihin her iki yönünü yeni keşfettiğim iki arşiv belgesi üzerinden göstereceğim size. İlki, Said Paşa’nın yolunda: Gönle ferahlık veren ve bugünün prangalarını kıran bir olaya şahitlik ediyor.
Sultan Abdülhamid zamanında Meis adasındayız. Adada Müslüman çocuklar için açılan Hamidiye Mektebi’nin kitabesinden bahseden belgenin tarihi 1906’dır. Latin harflerine çevirerek beraberce okuyalım:
Nezâret-i Ma’ârif-i ‘Umûmiye
‘Umumî 67756
Husûsî 358
Ma’rûz-i çâker-i kemîneleridir
Meis cezîresinde etfâl-i İslâmiyenin ta’lîm ve terbiyesi içun i’âne-i ahâli ile inşâ edilen mekteb-i ibtidâ’inin nâm-ı meâli-i enâm-ı hazret-i hilâfetpenâhiye izâfetle tevsîmi ve kapu-yi bâlâsına vaz’ olunmak üzere Hamidiye unvân-i celîlini hâvi bir târih taşı ile tuğrâ-yı garrâ-yı hümâyunu muhtevî diger bir taşın hakk ettirilmesi esbâbının istihsâli Cezâ’ir-i Bahr-i Sefîd vilâyet-i celîlesinden bâ tahrirât izbâr kılınmış ve iktizâsının ifâ ve emr u inbâsı merhûn sa’atte sâye-i cenâb-ı sadâret-penâhileri bulunmuş olmağla ol bâbda emr u fermân hazret-i men lehu’l-emrindir. 6 Zilhicce sene(1) 322 ve 29 Kânun-i sâni sene(1) 320 (BOA, İ.MF. 10/62, (6 Zilhicce 1322)
Ma’ârif-i ‘Umûmiye Nâzırı
Bugünkü Türkçeye çevirip sadeleştirirsek şöyle bir metin çıkar karşımıza:
“Meis adasında Müslüman çocukların yetiştirilip öğretimi için halkın topladığı paralarla inşa edilen ilkokulun Halife efendimize izafetle isminin konulması ve yüksek kapısına konulmak üzere yüce Hamidiye unvanını içeren bir tarih taşı (kitabe) ile padişah tuğrasını taşıyan diğer bir taşın kazdırılması için gerekenlerin yapılması Adalar Denizi vilayetinden yazılı olarak rica edilmiş ve gerekenin yerine getirilmesi ve emredilip bildirilmesi, belirlenen saatte Padişah efendimizin gölgesinde bulunmuş olduğundan bu hususta emir ve ferman sultanımızındır.”
Adalar Denizi ibaresi sizin de dikkatinizi çekti, değil mi? Sultan 2. Abdülhamid zamanında bugün Ege dediğimiz denizin adı Adalar Deniziydi çünkü.

İkinci belge ise içimizi karartan cinsten.
Yıl 1938. Filistin gençliği, kurtulmalarının ancak Türkiye’nin müdahalesiyle olacağına inanmış, iman etmiş hatta, basın dahil her yerde ve her fırsatta Türkiye’ye duydukları sevgiyi dışarıya vurmaktan çekinmemektedir. Ancak Kudüs konsolosumuz, mandacı İngiltere rahatsız olur diye konsolosluktan dışarı adım atamamakta imiş.
Yazan İçişleri Bakan Vekili Saffet Arıkan, yazılan makam ise CHP Genel Sekreterliği (devlet diyebilirsiniz).
Belgenin üzerindeki tarih 12 Ekim 1936.
“İngiliz boyunduruğu ve Yahudi istilâsından çok ızdırap çeken Filistin gençliğinin, yurdumuza ve büyüklerimize karşı derin sevgi beslemekte ve kurtulmalarının ancak müdahalemizle kabil olabileceğine iman ederek, matbuat da dahil, her fırsat ve vesileden istifade ile bu sevgilerini alenen izhar etmekten çekinmemekte ve son zamanlarda tekerrür eden bu hadiseler yüzünden, mandater hükûmetin her hangi bir menfi zehabına meydan vermemek için, konsolosumuzun dışarı çıkmamakta olduğu Kudüs Konsolosluğumuzun iş’arından anlaşılmıştır. Saygı ile arzederim.” (CBA 490 01 607 102 12)
Birinde ufacık bir adada açılan okula Osmanlının mührünü vurmaya çalışan bürokratlar, diğerinde ise İngilizlerle kötü olmayalım diye bizi kurtarın diye müracaat eden Filistinli gençleri görmemek için konsolosluktan çıkmayan konsolosumuz.

İki belgenin arasında 30 yıl var. 30 yıl ama asra bedel bir 30 yıl bu.







