Sahte-kâr
Emeksiz yüksek kazanç vaat ederek; sazan sarmalı, saadet zinciri ve ponzi gibi taktikler ile milyonlarca insan dolandırılmaktadır. Dolandırıcılar her zaman birkaç adım önde gidiyor. Dolandırılanlar ise aslında haksız kazanç peşindeyken aldatılıyorlar. Kamu gücü etkisiz kalıyor ve zamanında müdahale edemiyor.
Yakın tarihte; bankerzedelerin, kooperatif yoluyla mağdur edilenlerin, yüksek kâr vaadiyle aldatılanların haddi hesabı yok. Üzüntü veren ise aynı dolandırıcıların döne döne, tekrar tekrar dolandırmalarıdır. Olmayan otelin, olmayan müşterisinin konaklama ücreti adı altında dualarla temeli atılanın sahibi gözüken Jet Fadıl lakaplı şahıs günümüzün değeri ile milyarlarca lira topladı. Aynı şekilde, Maldivler’de devre mülk pazarlanarak ikinci olta atıldı. Bu oltalara maalesef tamahkâr sazanlar yine yeniden yakalandılar.
Kamu gücü yine geç kaldı. İş işten geçtikten sonra davalar açılıp mahkûmiyet kararı verilmesi uğranılan zararları tam gideremedi. Jet Fadıl’a dolandırılanlar arasında bürokratlar ve maalesef çoğunlukla dindar camia mensupları bulunmaktaydı. Dualarla temeli atan da iştirak ettiği eylemin sonuçlarını üstlenmedi. Özür ve af dilemedi.
Kamuoyunda “TOSUNCUK” olarak anılan şahıs ÇİFTLİK BANK adı altında binlerce insanı dolandırdı. Yurt dışına kaçtı. Her ne kadar yakalanıp mahkûm edildi ise de halkımızın milyonları uçup gitti. Tosuncuğun çiftliğinin olmadığını il/ilçe tarım müdürlüğü, kaymakamlık basit bir araştırmayla tespit edip, sahte işletmeyi mühürleyip halka ilan ve ifşa etmiş olsaydı, bu kadar zarar doğmazdı.
Deprem felaketinde kahraman olarak pompalanan Haluk Levent’in meğer toplanan paraları zimmetine geçirdiği gibi kumarda ve sefahatte harcadığı kamuoyuna yansıdı. Dolandırıcılık sadece yakalanan bir kaç kişiyle sınırlı kalmamalı. Yolsuzluğa, hırsızlığa dolandırıcılığa bulaşan kim olursa olsun mensubiyetine bakılmaksızın cezalandırılmalıdır. Kol kırılır yen içinde anlayışı terk edilmelidir. Yoksa kol kangrene çevirir.
Dolandırıcılar her yerdeler. Telefonun ucunda, internette, çarşıda, pazarda aldatılıyoruz. Halkımızı koruyamıyoruz. Yakın zamanda sahte balcılar, at-eşek etinden köfte yapanlar, kullanma süresi geçmiş gıdaları satanlar elini kolu sallayarak aramızda dolaşıyorlar. Kamu gücünün, öncelikle yargının harekete geçmesi gerekmektedir. Basın yayın organları tarafından ilk haber olarak verilmeli ve sahtekârlar ifşa edilmelidir. Kamu spotları hazırlanarak halk aydınlatılmalıdır.
Şimdiye kadarki tüm dolandırıcılık eylemlerini geride bırakan FON soygunuyla karşı karşıyayız. Dudak uçuklatan, ülke ekonomisini sarsacak büyüklükteki hileli işlemlerle, fahiş haksız kazanç sağlayan önemli (!) şahsiyetlerle karşılaşmaktayız. Telafisi güç zararlar yanında insanımızın güven ve itimadı yerle bir edilmiştir. Bu haksızlığa susmamalıyız. Yasalar çerçevesinde protesto hakkımızı kullanarak haramzadelerin yakasına yapışılmasının takipçisi olmalıyız.
Ülkemizde suç ve suçlu oranı bakımından dünyada ön sıralardayız. Cezaevlerinde hükümlü/tutuklu sayısı 434.000 sayısına ulaşmıştır. Denetimli serbestliğe sevk edilen yaklaşık 583.000 kişidir. Devam eden icra dosya sayısı 26 milyonu geçmiştir. Hukuk, ceza ve savcılık dosya sayısı 12 milyon civarındadır. Cezaevleri dolup taşmaktadır. Son 10 yılda yeni adliyeler açılmasına, yaklaşık 20.000 yeni hâkim/savcı atanmasına rağmen yargı tıkanma aşamasına gelmiştir. Sayın Adalet Bakanımız yargıda yaşanan sorunların üstesinden gelmek için azami gayret sarf etmektedir. Faili meçhul dosyalar açılmakta, suç örgütleri birer birer ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. 2005 yılında yürürlüğe giren ithal CEZA YASASI bu tablonun ortaya çıkmasında etkisi bulunmaktadır. Ceza yasasının redaktörlüğünü yapan akademisyenler farklı mecralara savrulmuşlardır. Akademisyenlerin birisi ev hapsinde, birisi Ekrem İmamoğlu’nun hukuk danışmanlığını yapıp mütalaa veriyor, diğeri soruşturma ve kovuşturma ceza dosyalarında şüpheli ve sanık olarak yargılanıyor.
Milli ve manevi değerler doğrultusunda hukuk mimarlarının hazırlayacağı yeni ceza yasasına ihtiyacımız bulunmaktadır.
Toplumda yaygınlaşan suç ve suçluların azaltılması için yeniden ahlak seferberliği ilan edilip önce AHLAK ilkesi ile hareket edilmelidir. Eğitim/öğretimin tek başına yetersiz kaldığını görüyoruz. Ahlak olmadan eğitimin de faydası kalmıyor. FON soygunundaki şüphelilerin çoğunluğu eğitimli ve akademik unvanı olan kişilerdir.
Halkı soyanların derhal yakalanarak en üst sınırdan cezalandırılmaları gerekmektedir. Ahlaki temizlikle siyasetteki çürükler tasfiye edilmelidir. Aksi halde emeklerimiz heba olacaktır. Çamur deryasında boğulmadan önce insanımızı kurtarmalıyız.







