--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Süleymaniye minberindeki fraklı hocadan fraklı büyükelçimize derin bir mesaj

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
0

16 Eylül 2026, Stockholm. 

Atlı bir araba Türkiye Büyükelçiliğinden Kraliyet Sarayı’na doğru ağır ağır ilerlemektedir. Az sonra beyaz yelek ve eldiven, silindir şapka ve kuyruklu ceket giyinen Türkiye’nin yeni Stockholm Büyükelçisi Korhan Karakoç, Kral XVI. Carl Gustaf’a güven mektubunu sunacaktır. 

Protokolün adı “formal audience”dır yani resmî kabul. 500 yıllık bir İsveç âdetidir bu. 

Öte yandan Deli Petro’ya yenilen İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ın Türkiye’de beş yıl sığınmacı olarak yaşadığını ve Osmanlı Devleti’nin Kralın buradaki masraflarını ödemeleri için Stockholm’e name üstüne name yazıp ihtar çektiklerini hiçbir kitabımızda okumayız. Dolayısıyla İsveç bize protokol dayatacak son ülke olabilir ancak. İsveç Krallığı biraz da bizim sayemizde ayakta durabilmiştir 18. asrın başında.  

Erkek büyükelçiler için üç şık vardır İsveç protokolünde: Ya diplomatik üniforma giyinecekler, ya millî kıyafet veya frak. Lakin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî bir diplomat üniforması bulunmamaktadır. “Millî kıyafet” giyinmek de (fes veya sarık yahut mahalli kıyafetler) monşerlerimiz nezdinde cesaret ister. (Herkes Ömer Seyfeddin’in “Pembe İncili Kaftan”ını okur da hakkını veremez!) Dolayısıyla yeni atanan Stockholm büyükelçisi de “bizi” değil, “onları” tercih eder ve şapka ve frak giyinerek revan olur saraya.

Yahu şu İsveçliler de bir türlü benimseyemedi Cumhuriyetin faziletini! Yalnız onlar mı, Avrupa’nın başta İngiltere olmak üzere önde gelen demokrasileri de irticaî yönetimlerin pençesinde kıvranmaktadır!

Neyse. Güven mektubu törenine ait fotoğraflar Türkiye’de sosyal medyaya düşünce kıyamet koptu. Kimisi “kralın avlusunda penguen” dedi büyükelçiye, kimisi “Ata’nın yolu”. Kimisi de “kendi kıyafetinden utanmak” diye yorumladı. Mankurtlaşmak buydu. Ben de “Bu şahıs hangi milleti temsil ediyor sizce?” deyu “tecâhül-i arifâne” yoluna saparak verdim mesajımı.

Oysa asıl mesele terzide ve kıyafette değil, bir milletin kimliğinde ve hafızasındaydı. Çünkü bu ülkede frak, 1925’ten itibaren bir gece elbisesi olmaktan çoktan çıkmış; Batı medeniyetinin  bir alamet-i farikası olmuştur. Bu yüzden Stockholm’de karşımıza çıkan kuyruklu ceket fotoğrafı 1932’nin karlı bir Cuma gününü hatırlattı tarihçinize.

O Cuma namazının tam tarihi 5 Şubat 1932, mekân ise Mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte vücuda getirdikleri şaheserlerden Süleymaniye Camii’dir. 

Ağır adımlarla minbere çıkmakta olan hatip ses sanatkârı ve besteci olan Hafız Sadettin (Kaynak) Efendidir. 

“Başı açık ve fraklı”

Türkçe hutbe okuması emrini verdiğinde Sadettin Kaynak, Gazi’ye tek bir soru sormuştur: 

“Sarık saracak mıyım?” 

Cevap kesindir: 

“Hayır. Sarığı bırak. Benim gibi başı açık ve fraklı çıkacaksın.” 

Şimdi bu iki sahneyi yan yana koyalım. 

Birinde Kralın kabulü, atlı araba, silindir şapka ve güven mektubu... 

Ötekinde frak, baş açık, 20 bin kişilik kalabalık ve “Ey cemaat!” diye başlayan Türkçe hutbe… 

Frak birinde kraliyet merasimine uyumun adıdır; ötekinde minberi merasim salonuna çevirmenin. Stockholm’de “protokol bunu istiyor” denilmiştir, Süleymaniye’de “inkılâp emrediyor”

Dinde inkılap Ramazanı

1932 yılının başlarına rastlayan Ramazan ayı Türkçe ibadetin açıkça denendiği bir sahne gibidir.

Bu arada bazı dikkatsiz araştırmacıların bu dönemi “1932 Ramazanı” diye nitelemeleri cahilliklerini değilse gafletlerini gösterir. Çünkü 1932 yılında bir değil, iki Ramazan yaşanmıştır: Biri başında, diğeri sonunda. Bunun yerine “1350 Ramazanı” denilmelidir. Hem Ramazan miladi yılın aylarından biri değildir ki “1932 Ramazanı” olsun!

Hafız Yaşar Okur 1962 yılında yayımlanan hatıratında dinde inkılap olayının perdesini şu sözlerle aralamıştır:

Gazi Dolmabahçe’de “musikiye aşina mümtaz (seçkin) hafızlar” listesini ister. Listenin başlarında Hafız Sadettin Kaynak’ın ismi vardır. 

Yerebatan Camii’nde Yasin suresi önce Arapça okunur, ardından Kazimirski’nin Fransızca Le Koran adlı Kur’an mealinden Cemil Said’in (Dikel) yaptığı tercümeden. Burası ilginçtir, zira Arapça aslından çevrilmiş mealler mevcut bulunduğu ve yeni bir çevirisi rahatça yaptırılabileceği halde Fransızcasından yapılan suyunun suyu kabilinden çevirinin okutulması tercih edilmiştir. 

Gazeteler bu olayı “Yerebatan Camii’nde Türkçe Kur’an” okundu diye aktarmıştır sayfalarına. 

Devamında Sultanahmet Camii’nde bir deneme daha yapılır. Ardından Ayasofya Camii’nde Kadir Gecesi Arapça aslı gibi kıraatle okunan Türkçe Kur’an bu defa radyoda neşredilir. “Allahu ekber” olur “Tanrı uludur”

İki gün sonra sıra hutbeye gelmiştir. Hamd de, salavat da, dua da Türkçeye çevrilir.

İşte Sadettin Kaynak Süleymaniye minberindedir lakin üzerindeki giysi cübbe değil, fraktır. Cemaatin bir kısmı de caminin içinde fötr şapkasını çıkarmamıştır. 

Hatip hutbeyi bitirir bitirmez cemaatin arasından bir ses yükselir: 

“Bu namaz olmadı!”

Gazeteler itiraz eden kişinin bir Arap olduğunu söyler ama kimlik belirtmezler. Başına neler geldiğini tahmin edersiniz. 

1932’den bu güne

Bugün Stockholm’deki fotoğrafa kızan çok ama 1932’deki garabeti gören yok. Eğer o deneme başarılı olsaydı bugün imamlarımız cübbe yerine frak giyinerek çıkacaktı minbere. 

Allah’tan ki Türkçe ibadet teşebbüsleri başarılı olmadı. Türkçe Ezan’da 18 yıl direndiler ama o engel de halkın hahişkâr talebi üzerine 1950’de Demokrat Parti hükümeti tarafından kaldırıldı. 

Hutbede vaaz Türkçe kalır; “hamd” eski şekline döner. “Allahu ekber” geri gelir de fraklı minber bir daha gelmez. Gelmez ama acı hatırası unutulmaz da. 

Silindir şapkalı ve fraklı büyükelçi ile fraklı ve sarıksız hatip bir asır arayla aynı kumaşın iki duruşudur. 

5 Şubat 1932’yi 16 Eylül 2026’ya bağlayan 94 yıllık aralığa rağmen o soğuk hatıranın milletin hafızasından silinmediğine şahit olduk. 

Sözün özü, milletimiz fraklı kıyafetin kimliğine dayanan bir tehdit olduğunun farkında olduğu için Stocholm Büyükelçisinin fotoğrafına bu kadar sert tepki gösterdi. 

Monşerler uyumuyor. Millet de. 

Bakalım kimin dediği olacak? 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Mustafa Armağan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle