Yolsuzluklar rezaletinde siyasetin sınavı
İBB başta olmak üzerebelediyeler ve Fon rezaleti soruşturması derinleştikçe ortaya çıkan tablo, artık birkaç kişinin yaptığı iddia edilen usulsüzlüklerin çok ötesine geçmiş durumda.
Milyarlarca liralık işlemlerin, şüpheli para hareketlerinin ve siyasi bağlantı iddialarının konuşulduğu bir süreçten geçiyoruz. Soruşturmanın kapsamı genişledikçe kamuoyunun beklentisi de son derece açık hale geliyor:
Başkan Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın ilk günden beri soruşturmaları yakından takip ediyor olması, kabine toplantısı sonrası ve TBMM 28’inci Dönem 5’inci Yasama Yılı açılışındaki konuşmasında “sorumluluğu olan kim varsa hesap verecek” mesajı bu açıdan önemlidir.
Başkan Sayın Erdoğan’ın İBB başta olmak üzere belediyeler ve Fon vurgunu konusunda talimatları “Kim suç işlediyse, kim haksız kazanç elde ettiyse ve kim görevini kötüye kullandıysa, kimliğine ve siyasi konumuna bakılmaksızın hesabını vermelidir” şeklindeki halkın beklentisine destek mahiyetinde olması kamuoyunda bir güven getirmiştir.
Çünkü burada mesele; ne kişilerdir, ne de AK Parti veya CHP/Yeni Parti veya bir başka parti değildir.
Mesele, milletin parasının ve devletin itibarının korunması meselesidir.
İktidar partisi yargıya destek olurken, Özgür Özel başkanlığındaki CHP/Yeni Parti yönetiminin, parti içi ile belediyelerinde ortaya çıkan yolsuzluk, rüşvet ve ahlaksızlık iddialarla yüzleşmek yerine yargıya müdahale ediyor olması kelimenin tam anlamıyla bir siyasi kepazeliktir..
Çünkü, “önce hukuk konuşsun, soruşturma bütün yönleriyle yürütülsün” deme yerine, siyasi bir savunma mekanizması harekete geçirerek suçlanan kişiler savunuldu.
*
Yanlışta ısrar bir ahlak sorunudur…
Özgür Özel’in diğer bir yanlışı Fon rezaleti üzerinden iktidarı siyasi bir tartışmaya çekme girişimleriyle kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmeye çalışıyor olmasıdır.
Bu ülkede yıllardır yapılan en büyük yanlışlardan biri; bir tarafın yanlışını diğer tarafın yanlışıyla savunma ısrarıdır...
Bu anlayış değişmediği sürece Türkiye’de yolsuzlukla gerçek anlamda mücadele etmek mümkün değildir.
Herkes bilmeli ki; bir yanlışın karşısına başka yanlışları koymak, o yanlışı ortadan kaldırmaz.
Ayrıca, Bir başkasının suç işlemiş olması, sizin yaptığınız iddia edilen yanlışı meşru hale getirmez.
Nitekim, “Onlar yaptı, bunlar da yaptı” anlayışı hukukta geçerli olmadığı gibi, hukukun ölçüsü ise parti rozeti değil, yapılan eylemdir.
*
Yanlışta ısrar yerine doğruda birleşmek
Bugün yapılması gereken, İBB başta olmak üzere belediyelerle alakalı başlatılan soruşturmalar hem de fon rezaletinin üzeri siyasi hesaplarla örtmeye çalışılmasına izin verilmemelidir.
Çünkü bu yapılır ise yarın çok daha büyük bir ekonomik ve siyasi bedelin önü açılır.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, “Bizimkiler, sizinkiler” demeden ve yanlışlar da ısrar yerine Hukukun işletilmesi adına siyasiler bir araya gelmeli, millet ve ülke adına sorumluluk üslenmelidirler.
Çünkü yolsuzluğun partisi olmaz.
Haksız kazancın ideolojisi olmaz.
Ayrıca, hırsızlığın siyasi gerekçesi olmadığı gibi, yolsuzluğun da siyasi mazereti olamaz.
Savcılar delilleri ortaya koymalı. Denetim kurumları görevini yapmalı. Meclis gerekiyorsa araştırmalı. Siyasi sorumluluğu bulunanlar siyasi sorumluluklarını üstlenmeli.
Kim olursa olsun...
Nereye kadar uzanırsa uzansın...
Hangi siyasi çevreye dokunursa dokunsun...
Yolsuzlukların üstü kapatılmamalı.
Kısacası; bizimkiler de olsa hesap sorulsun, onlarınkiler de olsa hesap sorulsun.
İşte gerçek hukuk devleti anlayışı budur.
İşte siyasetin de asıl görevi budur.
Bu sağlanabilirse..!
İşte o zaman yolsuzluklar son bulur ve işte o zaman, demokrasi bahçesinde güller açar…







