Büyük Taarruz’u kazandıran ruh neydi?
Biz tarihle alakalı olarak her zaman konuşabilir veya yazabiliriz ama hakkaniyetli davranmak için tarih hakkında ahkâm kesmekten ziyade tarihi konuşturmaya cehd etmemiz daha münasip bir tavır olacaktır.
Bizim söylediklerimiz ertesi gün buharlaşıp uçar ama belgeler (vesikalar) her zaman konuşacak, eğer biz belgelerin konuşmasına müsaade etmezsek yarın öbür gün başka birileri gelip onların susturucu takılmış ağızlarını açacaktır.
En iyisi belgeleri konuşturmaksa bugün de 30 Ağustos zaferinin üzerinden bir miktar zaman geçmiş olsa da onları söz meydanına çağırmamız gerekir. Bu yazıda biz de bu ihmal edilmiş vazifeyi yerine getirecek ve 30 Ağustos zaferi üzerine en tepedeki iki yetkilinin yayınladığı bildirileri nazar-ı dikkatinize sunacağız ki tarih hakkında konuşmak yerine tarihi konuşturmuş olalım.
İlk belge Başbakan yani İcra Vekilleri Heyeti Reisi Hüseyin Rauf (Orbay) Beyin tebrik telgrafı. Sadeleştirilmemiş hali şöyle:
“Bugün sabahtan itibaren Garb cebhesinde muhârebe başlamıştır. Kahraman ordularımız, nâmus ve istiklâl-i vatanı kurtarmaktan ibaret olan ulvi vazifeyi ifa için tevfîkat-ı Subhaniyeye istinaden, tekmil cephede, cani ve müstevli düşmanla çarpışmaktadır.
Hadise, bu sabah Büyük Millet Meclisi’ne arz edilmiş ve Meclis heyet-i umumiyesi âmâl-i milletten mülhem olarak ordularımızın muzafferiyetini Cenab-ı hayru’n-nâsirînden niyaz eylemiştir.
Cidâl-i millînin bidâyetinden beri zafer-i kat‘inin istihsâli için maddî, manevî bütün kuvvetlerini ibzâl eyleyen fedakâr milletimiz için mukadder olan mes’ud günler, inşaallah artık yaklaşmıştır.
Bütün kumandanları, zabitleri ve neferleriyle evladlarımız ve kardaşlarımızdan mürekkeb bir manzume-i şehâmet olan ve tarih-i beşer muvacehesinde en lekesiz ve en mukaddes bir davânın tahakkuku uğrunda fî sebîlillâh îsâr-ı hûn eyleyen ordumuz için nusret-i İlâhiyeyi tazarru‘ edelim; ve ma‘âbid-i mübârekemizde kemâl-i huşû‘ ve ihlâs ile niyâz-ı muvaffakiyet eyleyelim.
Bütün memûrîn ve fedâkâr halkımızın ordularımıza maddeten ve manen yardıma devam eyleyerek mücâhede-i milliyeden nasîbedâr-ı mefharet olmalarını recâ eylerim efendim.
Büyük Millet Meclisi
İcra Vekilleri Heyeti Reisi
Hüseyin (imza)
Anlamayanlar çok olmuştur diye bu metni bir de sadeleştirerek veriyorum:
“Bugün sabahtan itibaren Batı cephesinde savaş başlamıştır. Kahraman ordularımız, namus ve vatanın bağımsızlığını kurtarmaktan ibaret olan yüce görevi yerine getirmek için Allah’ın yardımına dayanarak bütün cephede cani ve işgalci düşmanla çarpışmaktadır.
Hadise, bu sabah Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş ve Meclis genel kurulu milletin emellerinden ilham alarak ordularımızın muzaffer olmasını Cenab-ı hayru’n-nâsirînden (kazandıranların en hayırlısından) dilemiştir.
Milli Mücadele’nin başlangıcından beri kesin zaferin kazanılması için maddî, manevî bütün kuvvetlerini cömertçe dağıtan fedakâr milletimiz için mukadder olan mutlu günler inşaallah artık yaklaşmıştır.
Bütün kumandanları, subayları ve neferleriyle evlatlarımız ve kardeşlerimizden oluşan bir kahramanlık dizisi olan ve insanlık tarihi karşısında en lekesiz ve en kutsal bir davânın gerçekleşmesi uğrunda fî sebîlillâh (Allah yolunda) kanını akıtan ordumuz için Allah‘ın yardımını yalvararak isteyelim; ve mübârek mabedlerimizde büyük bir huşû ve ihlâs ile başarı dileyelim.
Bütün memurlar ve fedakâr halkımızın ordularımıza maddî ve manevî yardıma devam eyleyerek millî cihaddan övünç nasiplenmesini rica eylerim efendim.”
Evet, bu bir cihaddı ve Başkumandan Mustafa Kemal Paşa da 1 Eylül 1922 tarihinde Dumlupınar zaferi üzerine Türk milletine yayınladığı beyannamede “Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının şecaati, şiddet-i sür’ati tevfikat-ı sübhaniyeye vesile-i tecelli oldu” diyerek zaferin açıkça Allah’ın yardımıyla kazanıldığını vurgulayacaktı.
Ne günlermiş, değil mi?







