Hayat bir yarış mı?
Nedense, son 25 yıldır ülke ekranlarında yarışmalar ciddi bir yoğunluk kazandı!
Yakın zamana kadar insanların tuhaf yeteneklerini sergilemek için düzenlenmiş yarışmalar vardı. Yetenek Sizsiniz mesela…
Pop star arayan programlar bir dönem ülkenin en yoğun izlenen, izlenmekle kalmayıp kahvehanelerde bile tartışılan ekran formülüydü.
Benim Stilim, Bugün Ne Giysem ve bugün hâlâ devam eden Yemekteyiz gibi yarışmalar da büyük bir kitleye ulaşmaya devam ediyor.
Uzun yıllardır Survivor gibi programlar ciddi reytingler alıyorlar.
Pop star arayan yarışmalar şimdilerde sadece sese odaklanmış durumdalar ve O ses Türkiye gibi formatlarda varlıklarını sürdürüyorlar.
MasterChef gibi yarışmalar dişe dokunur bir kan kaybına uğramadan yollarına devam ediyor gibi görünüyorlar.
Şahsen, hiçbir zaman bu yarışmaların bir seyircisi olmadım. Fakat uzaktan da olsa bu yarışmaların yapısını, toplumsal etkisini gözlemleme imkânım oldu.
Bir kere bu yeni yarışma programı formatıyla Türk televizyonları sanki eksen değiştirerek başka bir raya geçtiler.
Daha önce de yarışma programları vardı elbette. Cenk Koray’lı ya da Erkan Yolaç’lı yarışmaların dokusunu yaşı elverenler hatırlayacaktır.
Sözünü ettiğimiz programlarda bu doku ortadan kalktı.
Formatlar sertleşti. İnsani hassasiyetler gözetilmez oldu. Program bir tür performans yarışmasına, ego mücadelesine dönüştü.
Geçen gün, yaptığı yemeği değerlendiren jürinin önünde kurbanlık koyun gibi hüzünlü ve itaatkâr bakışlarla bekleyen genç bir adamın hazin görüntüsü gözüme çarptı.
O görüntüde beni rahatsız eden şey, yemeğin beğenilip beğenilmemesi değildi. Bir insanın, yaptığı işin değerlendirilmesini beklerken içine düştüğü çaresizliğin gayri insaniliğiydi!
Karşısında uzmanlardan oluşan bir jüri, önünde kameralar, arkasında diğer yarışmacılar, karşısında ise milyonlarca seyirci vardı. Birkaç dakika sonra hakkında hüküm verilecekti.
Kalacak mıydı, gidecek miydi?
Yeterince iyi miydi, değil miydi?
Değer görüp görmemesine ortaya koyduğu beceriye göre karar verilecekti.
O işiydi!
O performansıydı!
Az sonra neden orada oldukları izaha muhtaç jüri denilen zevattan biri en haşin cümlelerle onun performansına, yani kişiliğine saldıracaktı.
Sadece belli bir çıtanın üzerinde performans sergileyenlerin dikkate alındığı bir düzlemde zavallı yarışmacının gözyaşlarının da bir önemi olamazdı elbette.
Nitekim yarışmacı sonucu, silmek zorunda kaldığı gözyaşları içinde dinlemek durumunda kaldı.
*
Bana göre okullar kapitalizmin kışlalarıdır.
“Okullarla bu yarışmaların ne alakası var” demeyin!
Okullar da bu yarışmalar da bir toplum mühendisliği için varlar.
Amaçları bir çıkar için gayri insani şartlarda kıyasıya yarışan bir toplum meydana getirmek.
Herkesin en iyisi olmaya çalıştığı, diğerlerini yenmeye azmettiği, sırf kendine odaklanmış insanlardan oluşan bencil, çıkarcı bir toplum!
Yarışmaların biçimlendirdiği yeni toplum felsefesinde yetenekli olmak yetmiyor; diğerlerinden daha yetenekli olduğunuzu kanıtlamanız gerekiyor.
Hatta yemek programlarında olduğu gibi sadece iyi yemek yapmak değil, başkasının yaptığı yemekleri de kurnazca eleştirmeniz gerekiyor.
Çünkü diğerleri sizin arkadaşınız ya da komşunuz değil, rakibiniz! Siz onu ekarte etmezseniz o sizi edecek. O zaman siz ön almalı, kimseye acımamalısınız!
Tam da burada bu programlar bir tür kapitalizm simülasyonu gibi iş görüyor.
Sınırlı bir ödül var. Ama çok sayıda rakip... Sürekli performans ölçülüyor. “Uzmanlar” yargılıyor, karar veriyor.
Başarılı olan bir üst aşamaya çıkıyor, başarısız olan sistemin dışına gönderiliyor. İnsan yalnızca yeteneğini değil, kendisini de pazarlamak zorunda.
*
Hayatı bir yarış gibi algılayan ve ancak diğerlerini geçerek kendine alan açabileceğini düşünen insanlardan oluşan yarışmacı toplumda insanlar yarışmanın neden var olduğu sorusuna pek odaklanmazlar. Sadece yarışmaya bakarlar.
Yarışmaların atmosferi ile benzeşen sert ve acımasız bir zamanda yaşıyoruz. Bu zamanın yaralarıyla dolu her yanımız.
Toplumun en üstünden altına kadar sadece çıkarına odaklanan insanlar yaşadığımız bu sert zamanı daha da çekilmez kılıyorlar. Milyonlarını milyar yapmak için yüz kızartıcı süreçlerin içine giriyor yüz binlerce dar gelirlinin hakkını yiyor, arkalarında bıraktıkları mağdur yığınları umursamıyorlar. Sıradan insandan siyasetçisine, hakeminden şarkıcısına kadar menfaatten daha büyük bir ısırık almak için kıyasıya yarışıyorlar. Çünkü yarışmacı toplumda kazanmak böyle bir şey…
Çıkarın ve rekabetin buz gibi rüzgârında birbirimizin yüzüne birer rakip olarak bakmaktan vazgeçmediğimiz sürece, hepimiz bu büyük simülasyonun, birer figüranı olarak kalacağız.







