Tek Parti devrinde Hac yasağı nasıl uygulandı?
Tek Parti devrinde Hac yasağı nasıl uygulandı?
MUSTAFA ARMAĞAN
Geçen Pazar günkü belgeli yazımıza gelen tepkiler üzerine 4 yıl önce kaleme aldığım bu yazıyı güncelleyerek yeniden takdim etme zarureti doğdu.
*
Tek Parti devrinde döviz yok, salgın var gibi bahanelerle 1947 yılına kadar Hacca gitmek engellenmişti. Bırakın hacca gitmeyi, 1934 yılında çıkarılan kanunla “Hacı” demek bile yasaklanmıştı.
Şahit mi istiyorsunuz, buyurun Prof. İsmail Cerrahoğlu (1929-2022) hocanın anlattıklarına:
“Aklımın erdiği yıllarda Hacca giden pek olmuyordu. Doğrudan Hacca gitmek mümkün olmadığı için istisnai bazı kişiler çok büyük paralarla ve aylar önce turist pasaportu ile yurt dışına çıkarak dolaylı yollarla Hacca gidebiliyorlardı. Bunun için mesela Şam, Kahire, Bağdat, Musul gibi bazı Müslüman ülkelerin şehirlerinde akrabası olduğunu ileri sürerek, onları ziyarete gitmek maksadıyla resmi izin alınması gerekiyordu. Aylar süren uğraşmanın sonucunda eğer resmi makamları ikna edebilir de yurt dışına çıkış için izin alabilirlerse gidiyorlar, Hac mevsiminden de epey sonra dönüyorlardı. Yani devlet Hacca gitmek isteyen insanları resmen yalancılığa zorluyor, arkasından da onları yalancılıkla itham ediyordu.” (Haz.: Mustafa Öcal, Cumhuriyet Devrinde Dini Eğitim ve Dini Hayat, cilt 3, Ensar: 2008, s. 18.)
Tek Parti devrinde Hacca kaçak göçek gidilebiliyordu. Aylar öncesinden turistik bir maksatla yurt dışına çıkıyor, Hacca gittikleri belli olmasın diye de aylar sonra dönerek başlarına bir kaza gelmesine mani oluyorlardı. Döndüklerinde cezalandırılanlar az değildi.
Sabancı Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Cemil Koçak Hac yasağı üzerinde duranlardan biridir. Prof. Koçak’a göre CHP ilk kez çok partili yapılacak olan 1946 seçimi sırasında oy kaygısıyla Haccı serbest bırakmıştı. O sırada halktan oy isteyecekti ve bir taviz vermesi gerekiyordu. Verdi de. Kurnazlık bu ya, seçimden sonra yine yasaklama yoluna gidecekti.(Cemil Koçak, “CHP, inkılap ve Hac yasağı”, Star, 17 Ocak 2015.)
Oyların oluk oluk DP’ye aktığını gören CHP 1947 Kurultayındaki özeleştirilerin ardından dizginleri gevşetmeyi deneyecekti. Okullara din dersleri yeniden konulacak, 1933’te Üniversite Reformu sırasında kapatılan İlahiyat Fakültesi ile “İmam Hatip Kursları” açılacaktı. Bu arada bazı türbelerin kapısına vurulan paslı kilitler de açılacaklar arasındaydı.
Prof. Koçak’ın Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulduğu 17 Ekim 1947 tarihli Bakanlar Kurulu kararında “önümüzdeki Hac mevsimi için vatandaşlarımızın Hicaz’a gitmesine müsaade edilmeyeceği” açıkça bildiriliyor, böylece 1948 yılında Hac farizası yeniden yasaklanıyordu.
1948 Eylülünde Mehmed Akif’in arkadaşı Eşref Edip’in çıkarmakta olduğu Sebilürreşad dergisinde bomba gibi eleştiriler uç vermeye, Tek Parti devrinde susturulmuş kalemler yazmaya başlamıştı.
“Senelerce yasaktan sonra” diye yazıyordu Ömer Tunca adlı kişi “geçen sene Hacca gitmeye müsaade edildi. (Fakat) Bu sene hacca müsaade edilmeyecek!” Sebep, döviz kıtlığı imiş! Döviz yokmuş! Binlerce liralık lüks otomobillere, kürk mantolara, mücevherat ve pahalı saatlere, sinema film ve festivallerine, ecnebi futbolculara, Avrupa ve Amerika’ya tetkik seyahatlerine, seyyahlara, lüks radyolara, metresi 100 liradan fazla Fransız kumaşlarına, 50 gramı 100 lira olan lavantalara, pudra, krem, allık, rujlara, iskambil kâğıtlarına döviz var da, Hacca, hacılara gelince mi yok?” (“Hac yasak edilebilir mi?”, Sebilürreşad, Sayı: 15, Eylül 1948, s. 237.)
1924 Anayasası’nın 75. maddesine göre herkes din hürriyetine sahipti ama tatbikatta öyle olmuyordu?
Sebilürreşad dergisinde “Haccı yasak eden bir kanun çıkmadıkça Hacca gitmeye kimse mani olamaz” diye biten sert yazıyı başkalarıtakip edecek (mesela bkz. Ali Ulvi (Kurucu), “Bu yıl Hac niçin yapılmadı?”, Sebilürreşad, Cilt: 1, Sayı: 23, Aralık 1948, s. 364-365) ve 1949 yılında, yani ertesi yıl yapılacak seçimin arifesinde taviz olarak Hacca gitmek bir kere daha serbest bırakılacak, modern Evliya Çelebi diyebileceğimiz Hikmet Feridun Es ise Mekke ve Medine’ye gitmek suretiyle ilk kez Hac izlenimlerini yazacak ve patlayan tirajlar yüzünden uzun yıllar Hicaz’a muhabir gönderme geleneği boy verecektir Babıali’de.
Artık 14 Mayıs 1950 seçimi yaklaşmaktadır. Halkın Demokrat Parti’den en canhıraş talebi, ezan ve Kur’an başta olmak üzere dinî özgürlüklerin geri verilmesidir. Talepler arasında Hacca gitme yasağının kaldırılması da vardır.
Hacca gitmek gibi farz olan bir ibadeti dahi çeyrek asır boyunca yasaklayan partinin günümüzdeki temsilcileri hafızamızla alay etmek için olsa gerek “Biz kimin dinine karışmışız, yalan, iftira!” diye pişkinlik taslayabiliyor. Bu millet yaptıklarınızı unutmadığını her serbest seçimde gösterdi. Anlamadınızsa aklınıza yanın.