--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şapka giymeyene atla hücum etti ama akıbeti ne oldu?

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
18

Şapka giymeyene atla hücum etti ama akıbeti ne oldu?

MUSTAFA ARMAĞAN 

Merhum Ali Ulvi Kurucu ve ailesini tanımamak bu ülkenin Osmanlı’dan Cumhuriyete intikal eden ilmî geleneğini bilmemek, hatta yakın tarihimizde ne tür bir serencam yaşandığından haberdar olmamak demektir.

Mehmet Ertuğrul Düzdağ ağabeyin himmetiyle hazırlanan ve bu güne kadar defalarca neşrolunan Hatıralar adlı eseriyle Ali Ulvi Kurucu yalnız ailesinin değil, Türkiye’nin de yakın tarihteki şeceresini çıkartan bir iman kahramanıdır.

1922 yılında doğan ve 2002 yılında vefat eden Ali Ulvi Kurucu, dedesi Hacı Veyis Efendi ve amcası Hacıveyiszade Mustafa Efendi ile birlikte Konya’nın ve tabii ki Türkiye’nin manevî burçlarındandır. (Bkz. “Konya’nın Manevi Burçlarından Hacı Veyiszade”, https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-armagan/konyanin-manevi-burclarindan-haci-veyiszade-37188.html )

Sadece aşağıya nakledeceğim hatırası bile ‘Biz neler yaşamışız’ dedirten cinsten. Ali Ulvi Kurucu, dedesi Hacı Veyis Efendi’nin şu çarpıcı hatırasını naklediyor:   

“Başına bir şey giymeyen “devrim”e muhalif sayılırdı. Hele bu sırada bir imamın başı açık dolaşması mümkün değildi.

Takkeye de namazda giyildiği için sarık veya fes muamelesi yapıyorlardı.

Babam, dedeme “Bir kasket alıp cübbesinin cebine koymasını” tavsiye etmişti.

Caminin önünde, dedemin takkeyle dolaştığını gören bir kurmay albay, “Sen niçin şapkagiymiyorsun?” diye dedeme musallat olmuş.

Dedemin camiinin yakınında Aslanlı Kışla vardı. Subaylara o zaman “zabit” denirdi. Zabitler evlerine atla gidip gelirler, arkalarında da yine atlı bir “emir eri” bulunurdu. Zabitlerin atları çok iri, “katana” denilen cinsten idi.

Dedem, koynundan çıkarıp kasketi gösterince:

“Hoca bunun adı nedir, şapkadır; yani serpuştur, başa giyilir. Cebe konulmak için mi, başa giyilmek için mi yapıldı?” diye bağırmış.

Bu zâlim, dedeme musallat olmuş, ne zaman görse sataşırmış.


Bir gün dedem eve çok üzgün geldi.

“O zabit bugün beni tehdit etti... Caminin önünde abdest alıyordum...” diye ağır ağır anlatmaya başladı.

Dedem, caminin yanındaki çeşmeden ibriğini doldurup, ön tarafta abdest alırdı. Böyle yaparak çeşmeden su içmeye veya kabını doldurmaya gelenlere yer açardı. Kendisi çok yavaş abdest aldığından, su almaya gelecek olanların o müddet zarfında kendisini beklemelerini istemez; onlara mâni olmamak için abdest ibriğini doldurup, caminin önüne çekilirdi.

Dedem anlatmaya devam etti:

“Oturduğum yerde, ibrikle abdest alıyordum. Adam yoldan geçerken beni gördü. Atını çevirdi, geldi.

“Hoca, nedir benim senden çektiğim? Sana kaç defa söyledim, şapka giy diye! Niçin giymiyorsun da hâlâ takke giyiyorsun?”

“Efendim, bundan önce de size arz ettim. Şapkam var...”


“Ayağa kalk!..”

“Efendim, abdest alıyorum...”

“Seni bir daha bu takkeyle görürsem. Seni bu atla çiğnerim!...”

O atın üzerinde; ben oturmuş, abdeste devam ediyorum. Katanayı üzerime doğru şaha kaldırdı. Atın ayağındaki nallar, kaldırımdan kıvılcımlar çıkarıyordu... Allah cesaret verdi, sükûnetimi muhafaza ettim... Zabit söylene söylene gitti... Mahzun oldum, gönlüm kırıldı:

“Allah’ım, dedim; Allah’ım, Nemrud’un köşkü bu attan büyük idi. Fakat kahr u celâlin önünde eridi gitti. Celâline sığınırım Allah’ım, cemâline değil, celâline sığınırım!”

O gün hepimiz çok üzüldük.

Üç gün sonra duyduk ki, o zabite bir buğday kamyonu çarpmış; yere serilip ölmüş gitmiş...”

(M. Ertuğrul Düzdağ (hazırlayan), Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar, 1, 19. baskı, MED Kitap, İstanbul, 2018, s. 134-135. Hatıralar son olarak geçen yıl Ketebe Yayınları tarafından 5 cilt halinde neşredildi.)

Ali Ulvi Kurucu’nun Hatıralar’ını okumadan ‘ben yakın tarihi biliyorum’ demeyin.

Yorumlar

(18)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Kenan Güneş

13 Ağustos 2026 21:00

Bu gibi anıları günümüz insanlarına sosyal medya üzerinden bilgi verilmesi gerekir.O yıllar mazlum müslümanlara neler yaşatılar.Zalimlerin zülümü varsa,mazlumların Rabbi vardır.Açık oturumlarda bu konulara değinmek gerekir.Vatandaşlarımız bilgilenmesi gerekir.

Şaban

13 Ağustos 2026 15:42

Şu hatırayı okuyup ta hala o devri medeniyet ve ilerleme masalıyla anlatanlara insanın diyecek sözü kalmıyor, bir imam caminin önünde sırf takke giyiyor diye zabit tarafından tehdit ediliyor, atla çiğnenmekle korkutuluyor demekki mesele şapka değilmiş, asıl mesele bu milletin dinine, geleneğine ve hayat tarzına tahakküm etmekmiş sonra da çıkıp utanmadan buna devrim diyeceksiniz, zalimlerle elbet hesaplaşacağız, kaleminize sağlık hocam Allahım razı olsun ömürünüze bereket

Enes Eroğlu

13 Ağustos 2026 15:20

Allah razı olsun hocam. Yazınızı okuyunca aklıma geldi.. Rahmetullahi aleyh. Üstad Bedüizzaman Hazretleri'nin, kendisine serpuş giydirmek isteyen Vali Nevzat Tandoğan'a "Bu sarık, bu başla beraber çıkar! Ben sizin ecdadınızı temsil ediyorum. Başından bulasın Nevzat!” demesini hatırlattı. Evet, aynen öyle oldu… Said Nursî, sarığı başından hiç çıkarttırmadı. Vali Tandoğan ise, 1946 ortalarında bunalıma girip tabancasıyla intihar ederek “başından” buldu! (Kafasına sıktı)

klmno

13 Ağustos 2026 17:20

gebermiş şerefsiz

Rikkat

13 Ağustos 2026 13:25

Neden böyle yavaş abdest alıyorsun diye soran torununa: “Ben abdest suyunu semaden gelen bir manevi bulut gibi kabul ederim. O bulut gelip günahlarımı yıkıyor” diyordu Hacı Veyis Efendi. (Akit tv. /Kayıt Dışı Tarih programı) Tabiata eşyaya bu latif bakışla yaklaşan zürefâya reva görülen kaba muamele sonunda tecelli eden Celâl ism-i şerifi. Ne müthiş bir tezat devriymiş böyle. Aşikâr eden Kaleminize bereket.

İbrahim

13 Ağustos 2026 11:50

Zalimin maddi ve manevi zulmüne maruz kalan bütün şehit ve gazilerimize selam olsun!

Haci

13 Ağustos 2026 11:04

Duyumlarla, dedikodularla iş yürümez

Yorumlar

30 Ağustos 2026 23:04

Selamünaleykum, Kardeşim senin "duyum, dedikodu dediğin" bizzat yaşanmış hatıradır ve buna benzer bir cok hatıra anlatılmaktadır... Kaldı ki o günlerde bu hadiseler sıradan yaşanmış tır... Uzağa gitmeye gerek yok, 28 şubatta şapka için olmasada takke için bu vatanda benzer krizler yaşanmıştır...

birtalebe

13 Ağustos 2026 11:00

Rahmet olsun, Hakk için haksızlığa sükût edebilmek her kişinin kârı değildir. İbret almak isteyenler için nice incelikler barındıran ve hatırlatan bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık. ????

Tunç

13 Ağustos 2026 10:53

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Mmuyet

13 Ağustos 2026 09:18

Bin 960 darbesinden sonraki yıllarda (ben yeni yetme birisiyim) Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilmiş, şehirdeki çarşının yollarına polisler, askerler dikilmişler gelene geçene bakıyorlar. Bir kadın geçiyor, gayet güzel giyinmiş ve başında güzel desenli başörtüsü var. Hemen birisi kadının üstüne çullanarak örtüyü çekip alıyor. Her birkaç dakikada örtüsüz,( daha çok) örtülü kadınlar geçiyor ve örtülülere hemen saldırıyorlar. Sokağın birinde bir yaşlı, başında takkesiyle çarşı camisi yanına gelmişken orada bekleyen görevliler, amcanın takkesini (hakaret ve tehdit söylemiyle) alıyorlar. İnsanlardan hiç biri ‘’niye başımdan örtümü, takkemi alıyorsunuz ?!’’ diye ses çıkarmıyorlar. Herkes sanki uzun yılların verdiği tecrübeyle, zamana ve zamaneye alışmış. Çıt yok!

Yorum

13 Ağustos 2026 09:53

İspat ?delil ? Belge?

Yorumlar

30 Ağustos 2026 23:17

İspat ve belge isteyen kardeşime: "inanmak iştemedikçe ispatta olsa belgede olsa hatta hadiseyi bizzat yaşasa yine inanmaz. ALLAH cc. MUHAFAZA "Zira gözleri var görmez, kulakları var işitmez..."

Bu millete ne iğrençlikler yapılmış!?

13 Ağustos 2026 08:41

Duydukça, okudukça insanının midesi bulanıyor. Adam elini, başını, kolunu yıkayarak abdest almaya uğraşıyor diğeri ‘’başında niye şapka yok diye’’ atını şahlandırarak onu ezmeye çalışıyor. Pislik atın üstündeyken temizlenmiş, belasını bulmuş.

Mustafa Armağan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle