Türkiye Gençlik Vakfı
Türkiye Gençlik Vakfı
AYHAN DEMİR
Bu satırları, iki çocuk babası bir adam olarak yazıyorum. Dışarıdan gazel okumuyor, içerden sesleniyorum.
Evli insanların zayıf noktaları, çocuklarıdır. Evlat herkesten evlâdır. Yeri gelmişken: Behçet Necatigil, Çocuklar isimli şirindeki, “Biz bu kadar eğilmezdik, çocuklar olmasaydı” dizesini boşuna yazmamıştır.
Her anne-baba, çocuklarının iyi bir evlat olmasını ister. Bütün anne ve babalar, aynı dilekte bulunur: “Biz rahat edemedik, bari evlatlarımız etsin.”
Çocuklar bize, bizi yaratanın emanetidir. Önce anne ve babaya, sonra millete. Çocuklarına özen göstermeyen de, emaneti ihmal etmiş olur.
Çocuklarla ilgili, yaptıklarımız önemlidir. Sadece madde imkân sağlamakla; kolejlere göndermek ve ilerisi için “banka hesabı” açmakla olmaz.
Fedakârlıklarla, özenle ve itinayla büyüttüğümüz çocuklarımızı, dünyanın tehlikelerine karşı, yeterince koruyabiliyor muyuz?
Üzülerek söylüyorum: Milletin ve ümmetin çocukları ziyan olup gidiyor. Gözlerimizin önünde. Türkiye’de, Filistin’de ve Doğu Türkistan’da...
Korumak, sevgiden de önce gelir. Koruyamazsak eğer, sevgimiz fayda sağlamaz. Çocuklarımızı iyi korumalı, yetiştirmeliyiz.
İnancımız bize şunu söyler: Her insan İslâm üzerine dünyaya gelir. Bizim birinci işimiz, İslâm kalabilmektir.
Yalnız nefsimizden değil, neslimizden de sorumluyuz. Öncelikli vazifemiz ise çocuklarımızı en güzel şekilde koruyup, büyütmektir. Nesli muhafaza etmektir. Onların İslâm kalmasını sağlamak; İslam şemsiyesi altında büyütmektir.
Bu topraklarda, çocuklar için, “vatana ve millete hayırlı olsun” diye dua edilir. Din dâhil, hepsi bu duanın içindedir. Hayırsızlık ile “hainlik”, milletimizin gözünde, neredeyse aynı anlama gelir.
Örneğin, haram lokmayla büyütülen çocuklar geleceğin zalimleri olur. Nitekim öyle olmuştur. Nasıl zalimleştikleri defalarca görülmüştür.
Çocuklarımız geleceğimizdir. İstikbal kelimesinin karşılığıdır. Mesuliyet ve mensubiyet duygusuyla bu meseleye yaklaşmak mecburiyetindeyiz.
Her çocuk, büyüdüğü çağın, yetiştiği ortamın rengini, kokusunu alıyor. Okuduğumuz birçok hatıratın ve dinlediğimiz nice hatıranın sonu şöyle bitiyor: “Keşke çocuklarıma daha fazla vakit ayırsaydım.”
Yaşadığımız çağda, bulunduğumuz devirde: Çocuklarımız hayata dokunmadan, sokağa inmeden, hatıra biriktirmeden büyüyor. Bir örümcekten bile korkuyor, bir ağacı ancak dalında meyve varsa tanıyorlar.
Çocuklarımız, günün büyük bölümünde; televizyon karşısında, telefon, tablet ve bilgisayarların başındalar. Gerçek hayatın ve insanların çok uzağındalar.
Hal böyle olunca, psikolojik dirençleri de çok düşük oluyor. Bir tuşa basınca, istediklerinin olacağını zannediyorlar.
Tek tesellimiz, bu yakıcı ve yıkıcı iklime karşı çocuklarımızı korumaya çabalayan; Milli Gençlik Vakfı-MGV’nin devamı olan Anadolu Gençlik Derneği-AGD, İlim Yayma Cemiyeti ve Türkiye Gençlik Vakfı-TÜGVA gibi sivil toplum kuruluşlarının olması. Onlar da olmasa...
Milli Gençlik Vakfı’nın, bizim kuşağın üzerinde, emeği çok büyüktür. Eğer MGV kurulmamış olsaydı, halim ne olurdu? Evet, şimdi onun devamı olan Anadolu Gençlik Derneği var. İki güzel kardeş.
Aynı şekilde İlim Yayma Cemiyeti’nin de kuşağımızda kıymetli bir karşılığı vardır. Benim gibi nice on binlerin, yüz binlerin üzerinde emeği, hakkı vardır.
Daha önce MGV-AGD ile ilgili müstakil bir yazı da yazmıştım. Bir gün, İlim Yayma Cemiyeti ile ilgili de bir yazı kaleme alacağım inşallah.
Gelelim, bu yazımızın ana konusuna…
Nesli muhafaza etmek, müminlerin vazifeleri arasındadır. Bize öncelikli lazım olandır.
İstiyoruz ki, evlatlarımızın ahlâk ve maneviyatları gelişsin, dinini bilen ve gereğini yapan evlatlar olsun, dünyanın kötülüklerinden korunmayı öğrensinler. Akılları da bir karış havada olmasın.
İnsanların her şeyiyle şekillendiği bir dönem, 7 ile 18 yaş arasıdır. Her çocuk, bu yaşlarda, ne olacağını ya da olmayacağını belli eder. İyi ve kötü alışkanlıklar, bu yaşlarda edinilmeye başlar.
2014 yılında hizmete başlayan Türkiye Gençlik Vakfı-TÜGVA, bu mesuliyet duygusuyla çalışıyor.
TÜGVA, henüz emekleme aşamasında olmasına rağmen, adeta bir kuluçka makinesi gibi çalışıyor. Halis niyetle, salih amel peşinde koşuyor. Yerli ve milli düşünen insanların yetişmesine vesile oluyor.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, “tarihinden, ruh kökünden koparılmış bir nesil yaşayamaz” demişti. TÜGVA, işte o ruh köküne uzanan kuvvetli bir eldir. İnce işçiliktir.
Bizler, TÜGVA’yı pek severiz. Çünkü evlatlarımızın eksiklerini tamam ederler. Orada, sağlam ve güvenli bir yerin olduğunu biliriz. Bu bizi mutlu kılar. Emniyette hissettirir.
TÜGVA ilk, orta, lise ve üniversite çağındaki çocuklara ve gençlere yönelik eğitim, spor, sanat, teknoloji ve manevi değerler odaklı sosyal projeler yürütüyor. Kur’an-ı Kerim, temel dini bilgiler, adab-ı muaşeret dersleri ve çeşitli akademik destek programları.
Bitmedi: Fiziksel ve sosyal gelişimini desteklemek için doğa kampları, sportif turnuvalar ve izcilik faaliyetleri. Hayırlı yarışmalar. Konferanslar. Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Hep doğru işler, faydalı uğraşlar.
İşte, bu nedenlerden dolayı, çocuklarımızı TÜGVA’ya gönderiyoruz.
Emeği geçenlerden Allah razı olsun.