Ratko Mladiç ölmedi
Ratko Mladiç ölmedi
AYHAN DEMİR
Bir ideali, bir davayı, bir düşünceyi canlı tutmanın yegâne yolu, tıpkı bir meşaleyi elden ele taşır gibi, o ruhu ve heyecanı gelecek nesillere aktarmaktır. Bu yüzden, “Öldükten sonra anılmak istiyorsan, ya bir şeyler yaz ya da yazılacak bir şeyler yap’” diye bir söz var.
Hayırlı insanların amelleri, onlar bu dünyadan ayrıldıktan sonra da devam eder. Bu dünyadan göçüp giderken, arkalarında bir fikir bırakır, bir hedef gösterirler. Fikirleri ve eserleri üzerinden, düşünmeye ve üretmeye vesile olurlar.
Tersi de doğrudur.
Arif Nihat Asya, Naat isimli şiirinde “Diller, sayfalar, satırlar / “Ebu Leheb öldü»diyorlar: / Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; / Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!” diyor.
Hayırsız, merhametsiz, insafsız, adaletsiz ve zalim insanların amelleri de onlar bu dünyadan ayrıldıktan sonra devam edebilir, eder. Bu dünyadan göçüp giderken, arkalarında bıraktıkları fikir ve düzen onları yeryüzünde canlı tutmaya yeter.
Eski Yugoslavya’nın dağılma sürecinden günümüze; Batı Türkistan (Balkan) coğrafyasında yaşananlar, bunun bir örneğidir. Dönemin Çetnik Sırp liderlerinden Slobodan Miloşeviç, savaş suçlarından yargılandığı sırada, 11 Mart 2006 tarihinde Lahey’deki BM Savaş Suçları Mahkemesi’nin gözaltı merkezinde ölü bulundu.
Bir diğer Çetnik Sırp lider Radovan Karaciç, 24 Mart 2016’da soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan suçlu bulunarak 40 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Üçlü soykırım düzeninin bir diğer sacayağı olan Ratko Mladiç ise 27 Ağustos 2026’da Lahey’deki BM Gözaltı Birimi›nde öldü.
Fakat bu üçlünün insanlığa sunduğu kanlı düzen Sırbistan ve Bosna Hersek’in kalbine bir hançer gibi saplanan Sırp Entitesi-RS üzerinde yaşamaya devam ediyor.
Hatırlamakta, hatırlatmakta fayda var.
Slobodan Miloşeviç, Ekim 2000’deki “Buldozer Devrimi” ile devrildikten sonra Belgrad’daki villasında kalmaya devam etti. 31 Mart 2001’de bu villaya düzenlenen operasyonda çıkan 26 saatlik çatışmanın ardından teslim olmuştu. Bu operasyondan ve 28 Haziran 2001’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesinden sonra Belgrad ve Banya Luka’da büyük protesto gösterileri düzenlendi. Ölümünün ardından da Sırbistan’da büyük kalabalıkların katıldığı cenaze ve anma törenleri düzenlendi. Ayrıca Sırp Entitesi-RS’deki birçok şehirde, protestolar ve anma gösterileri düzenlendi.
Radovan Karaciç, 1995 yılından itibaren, 13 yıl boyunca Sırbistan›da saklandı. Dragan Dabiç adına düzenlenen sahte kimlikle, bir alternatif tıp uzmanı olarak, Belgrad’da yaşadı. 21 Temmuz 2008 tarihinde Belgrad’da bir belediye otobüsünde yakalandı ve yargılanmak üzere Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Bu tutuklama sonrası Sırbistan’ın başkenti Belgrad ve Sırp Entitesi-RS şehirlerinden Pale’de protesto mitingleri düzenleyip, kiliselerde mum yakarak ona destek duaları ettiler.
Ve son olarak Ratko Mladiç’in yakalanmasının ardından Belgrad ve Novi Sad’da protestolar düzenlendi. Ölümünün ardından Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç, Mladiç’in ölümünün ardından Lahey’deki mahkemeyi ve Batı’yı sert sözlerle hedef alan açıklamalarda bulundu. Ayrıca Sırbistan Adalet Bakanlığı, Mladiç’in cenazesinin Sırbistan’a getirilerek, devlet töreniyle defnedileceğini açıkladı. Karadağ Meclis Başkanı Andryja Mandiç ise taziye mesajı yayınladı. Sırbistan’ın Kızılyıldız takımı taraftarları, bir maçta, Mladiç lehine pankart açarak tezahüratta bulundu. Sırp Entitesi-RS sınırlarında bulunan Pae ile Boşnakların soykırıma uğradığı Srebrenitsa ve Zvornik gibi şehirlerde “Bıçak, tel, Srebrenitsa” sloganı eşliğinde yürüyüşler düzenlendi. Cenaze gününde ve sonrasında neler yaşanacağını ise henüz kestiremiyoruz.
Bir hatırlatma daha: Osmanlı tarihini okuyanlar iyi bilir ki, Boşnaklar eğer isteseydi, şu anda yeryüzünde bir tane bile Sırp kalmazdı. Fakat beş asır sonra başta Sırplar olmak üzere tüm Balkan halkları hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkmışlardır.
Hiçbir Müslüman, düşmanına, hele silahsız ise, böyle bir şeyi yapmamıştır, yapmaz da. Fakat defalarca gördüğünüz gibi kötülük, iyilikten anlamaz. Kötülük yıkıcıdır, seslidir, yüzsüzdür. Kötülüğün bir özelliği de, yayılmacı olmasıdır. Örgütlüdür. Aynı anda birçok yerde olabilir. Nereden çıkacak, ne yapacak, nasıl vuracak, bilemezsiniz.
Sırplar, beş asır sonra kıyaslanamayacak bir güç farkıyla, Boşnaklara ve Arnavutlara saldırıp; tahammül sınırlarını aşan katliamlar ve soykırımlar yaptılar. Onca kötülüğün, zulmün, kahredici görüntünün bir bedeli olmasın mı? İsteniyor ki, olmasın. İstiyorlar ki, her türlü fenalığı yapalım, her kötülüğü işleyelim, buna karşılık hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edelim. Bedel ödemeyelim.
Büyük acılar sonrasında yapılan açıklamaları dinliyoruz. Sebep olanlarda veya onları destekleyenlerde hiçbir utanma, mahcubiyet, nedamet belirtisi yok. Derin bir acımasızlık ve kara bir kinle yaşamaya devam ediyorlar. Pişmanlıktan ziyade arsızlık içindeler. Utanma duygusunu kaybedenden her türlü kötülüğü bekleyebilirsiniz.
Hal böyle olunca soru şöyle oluyor: Bu topraklar, böyle bir gözü dönmüşlüğü daha ne kadar kaldırır?
Artık toparlayalım.
Evet, Slobodan Miloşeviç ve Ratko Mladiç öldü. Radovan Karaciç ise hapishanede. Fakat onların kurdukları kanlı düzen hâlâ dipdiri ayakta duruyor.
Adalet, cinayetlere, katliamlara, soykırımlara tavır almayan, üzüntü duymayan, utanmayan organize kötülüğün tamamen yok edilmesidir. O güne kadar her üçü de yaşamaya devam edecektir.