955 yıl sonra: Malazgirt zaferi…
955 yıl sonra: Malazgirt zaferi…
AYHAN DEMİR
Malazgirt zaferinin 955’inci yıl dönümündeyiz. Geri sayım devam ediyor.
Büyük zaferin 1000’inci yılını görmeye, muhtemelen, benim ömrüm zor yeter. Fakat Allah izin verirse, çocuklarım görebilir.
O günleri göremeyecek olsam da “Malazgirt zaferinin 908’inci yılında doğdum” demek, beni daha köklü, daha güçlü yapıyor.
Güçlü kalmaya, kök salmaya devam etmek istiyorsak: Malazgirt’in ne anlama geldiğini daima aklımızda tutmalıyız.
Peki, 26 Ağustos 1071’de ne oldu? Soruyu ben sordum, cevabı da vereyim.
O gün Malazgirt’te, durduğu yerden başka gidecek yeri olmayanlar, kader birliğinin ilk adımlarını attılar. Bizans soğuğuna ve Moğol karanlığına karşı, hep birlikte, büyük bir ateş yaktılar. Anadolu’nun kapılarını İslamiyet’e, kardeşliğe ve huzura açtılar.
Kim? Müslüman Türkler ve Kürtler. Bu sebeple…
Malazgirt zaferi, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinin ardından, tarihimizdeki en önemli olaydır.
Malazgirt, sadece bir savaşın değil, aynı zamanda bir ruhun adıdır. Birlik olmamız halinde neleri başaracağımızın açık ispatlarından biridir.
Malazgirt, Türkler ve Kürtlerin birbirlerini bulduğu, bir olduğu, kader birliği yaptığı yerdir.
Malazgirt, Türkler ve Kürtlerin, kâfire karşı durduğu ilk yerdir. O gün orada galip gelen İslam kardeşliğidir.
Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında çıkan İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı isimli kitabı okuduğumuz vakit, şunu görüyoruz: Bazı tarihçilere göre, binlerce gönüllü Kürt süvarisi, Sultan Alparslan’ın ordusuna katılıp Bizans’a karşı savaşmıştır.
Bu tercih savaşın neticesini ne derece etkilemiştir bilinmez. Ancak kesin olan: Orada başlayan ve bin yıldır yürüyen bir hüküm var.
Türkler ve Kürtler, o günden sonra, en zor günlerinde karşılıklı olarak birbirlerine yardım etmiştir. Mesela Kürtler, Osmanlı’nın en ümitsiz yıllarında Hamidiye Alaylarını kurup, Ruslara karşı savaşmışlar; Türkler de Kürtleri, kana susamış Ermeni çetelerinin elinden kurtarmıştır.
Örnekleri çoğaltmak mümkün: Türkler ve Kürtler, Çanakkale’de ve İstiklal Harbi’nde, yedi düvele karşı birlikte kıyam etmişlerdir.
Şunu anlatmak istiyorum: Anadolu, Malazgirt’ten İstiklâl Harbi’ne varıncaya kadar, milletimizin bin yıllık macerasının özetidir.
Anadolu, Malazgirt’ten bu yana kader birliği yapanlar için gelinen son noktadır. Bizim çıkmaz sokağımızdır. Buradan başka gidilecek, kalınacak bir yer yoktur.
Malazgirt ile başlayan o müthiş gayretin neticesinde, Anadolu’yu İslamlaştırma mücadelesi tamamlandı. Artık hatırlama ve elde tutma dönemindeyiz. Bu toprakların İslam kalması için gayret etmeliyiz.
Malazgirt, bin yıl sonra yeniden, çıkış noktamız olmalıdır. Acilen ve ihtiyaçtan, Malazgirt modeline dönmeliyiz. Malazgirt Meydan Muharebesine bakıldığında, bu modelin ne olduğu ve nasıl işlediği çok iyi görülecektir.
Anlaşılan odur ki, bulunduğumuz coğrafyanın her bir köşesi, Malazgirt olmaya devam edecek. İmtihan sürecek.
İnancımız odur ki, bölgemizde yaşanan kötü gidişatı durdurabilecek tek güç, biricik imkân, Türkiye devleti ve milletidir.
İç huzurunu sağlamış, millî birlik ve beraberliğini tamamlamış bir Türkiye, en çok Bizans’ın torunlarını ve Moğolların yol arkadaşlarını korkutuyor.
Hal böyle iken: Bizim birinci ihtiyacımız;birlik ve beraberliktir, kardeşliktir. Millî meselelerde tek vücut olabilmektir. Ayrılıkta değil, beraberlikte ısrarcı olmalıyız. Tüm gücümüzle, bunun için çalışmamız gerekiyor.
Farkındayım, zor ama imkânsız değil.