• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

İşin hakkını vermek

13 Nisan 2022
A


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

‘Hak verilmez, alınır’ deniliyor. Olabilir. Ancak bizim dinimiz, almak değil, vermek üzerine kuruludur.

İslam’ın şartlarında almak değil, vermek vardır. Bir de hadis: “Veren el, alan elden üstündür.”

Tam da bu sebepten: İşin hakkını vermek önemlidir, gereklidir. Çünkü hak, alınırsa değil, verilirse daha kıymetlidir.

Şöyle de doğrudur: Kıymetli olan, işin hakkını vermektir. Geldiğimiz makamın, bulunduğumuz mevkiinin hakkını vermek.

Bizler geçiciyiz. Bizi verilen işlerin her biri ise emanet. Kalıcı olan işin kendisidir. Üretilen eser, sunulan hizmet.

Neticede: Bürokratlar değişiyor, siyasiler yenileniyor. Ülke ve şehir ise kalıyor.

Peki, işin hakkını vermek nedir?

İster işçi olsun, ister dişçi. İster berber olsun, ister asker. Hiç fark etmez.

İşin hakkını vermek, işini ciddiye almak demektir. Emek vermek, gayret etmek, yorulmak.

Emeksiz ilerleyen, zahmetsiz bir şekilde zirveye ulaşan insanlar görüyoruz. O yüksekliğe yürüyerek değil, araçla çıktılar. Hiç yorulmadan.

Bununla birlikte: İşinin hakkını verenler, yorulanlar, alın teri dökenler, hakkını alamaz oluyor.

İşin hakkını verenlerin üstü örtülmeye çalışılırken; en kakavan işler, “büyük işçilik” olarak takdim ediliyor. Ödül mekanizması da, onlar için çalışıyor.

İnsan için bu dünyadaki en acı şeylerden biri, emeğinin aleyhine dönmesidir. Bu durumun ne gibi yan etkileri olduğuna, neredeyse her gün şahitlik ediyoruz.

Unutmadan: Ne yaptığımız kadar, ne yapmadığımızdan; ne söylediğimiz kadar, ne söylemediğimizden de sorumluyuz.

Söylediklerimiz ve yaptıklarımız bildiklerinizi içermiyorsa; bilmediğiniz halde biliyormuş gibi yapıyorsak; bir yerde söylediğimiz ile başka bir yerde söylediğimiz arasında fark varsa, yine işin hakkını vermiyoruz demektir.

Bugün Türkiye’de birçok konu bilhassa konuşulmuyor. Büyük bir suskunluk var. Bu suskunluğun ise iki temel sebebi.

Bazıları, doğal olarak, kendi lehlerine işleyen bozuk düzenden şikâyetçi değiller. Onlara için söylenebilecek tek bir şey var: Allah, size iki iyilikten birini nasip etsin.

Bazıları da kurulu bozuk düzene sessiz kalarak, mükâfatını alıyorlar. Bunların kimseyi rahatsız etmek, kurulu düzene taş atmak gibi bir niyetleri yoktur. Attıkları taşlardan bir tanesinin bile geri dönmesi durumunda; kendi düzenlerinin de darmaduman olacağını ve yıkılan düzenin altında kalacaklarını iyi biliyorlar. 

Aslına bakılırsa: Suskunluk, işin hakkını vermemenin, işini ciddiye almamanın ayrı bir boyutudur. Belki de en tehlikelisi.

İsmet Özel, işini ciddiye almayanlardan duyduğu rahatsızlığı şöyle ifade ediyor: “Tuttuğu nöbet sırasında şekerleme yapan insanın kurşuna dizildiği bir Türkiye’de yaşamak istiyorum.” 

Neticede: Tuttuğu nöbette uyuyan ile yapılması gerekeni yapmayan veya söylenmesi gerekeni söylemeyen arasında hiçbir fark yoktur.

Ne söylediğimizin daha iyi anlaşılması adına bir örnek verelim.

Anadolu coğrafyasını yurt edineli, bin yıla yakın bir zaman oldu. Bin yıl, siyasi tarih açısından, çok uzun bir zaman. Ne var ki buna rağmen, hâlâ, bu toprakların bizim kalacağından emin değiliz. Tedirginiz, tetikteyiz. 

Bazıları, “Trabzon’u Rum, Van’ı Ermeni, İstanbul’u Bizans şehri yapmaya kimin gücü yetebilir?” diye düşünüyor olabilir.

Yüz yıl önce de, “Selanik’i Yunan, Filibe’yi Bulgar, Üsküp’ü Makedon şehri yapmaya kimin gücü yetebilir” diye düşünüyorduk.

Ama oldu.

Üstelik o zamanlar, Selanik ve Üsküp’deki Müslüman sayısı, Trabzon veya Van’daki Müslüman sayısından daha fazlaydı.

Buna rağmen oldu.

Farkındayım. Şunu merak ediyorsunuz: Bu söylediğimizin, işin hakkını vermekle, ne alakası var?

Hemen söyleyelim: Alakası var. Hem de çok alakası var!

Bu topraklar üzerinde yaşayanların en önemli işi/vazifesi, yaşadıkları toprakların hakkını vermektir.

Bu toprakların hakkı, ona, en güzel şekilde sahip çıkmaktır. Milletin ve memleketin aleyhine olacak şekilde iş tutmamak, adım atmamaktır.

Ülkesini yabancılara şikâyet etmek, yıkıcı faaliyetlerde bulunmak, karanlık ve kirli ilişkiler içine girmek, bu toprakların lehine işler değildir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Okur

Mesela TC mahkemelerine güvenmeyi bırakıp Londra mahkemelerine güvenmek işin hakkı mıdır.

bayram öztürk

Bu güzel yazıdan dolayı Ayhan beye teşekkürler.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23