• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Hodri meydan

29 Aralık 2021
A


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Dünya hayatı sonludur: Başlar ve biter. Her şey gelip geçer, geriye sadece tavrımız ve duruşumuz kalır.

Benzer durum, yıllar için de geçerlidir.

Bakınız, bir yıl daha geride kaldı. Şimdi esaslı ve kapsamlı bir muhasebe zamanı…

Yüksek müsaadenizle: Bir değil, son birkaç yıla bakıyorum.

Cahit Zarifoğlu, “ne çok acı var” demişti. Biz de şunu diyelim: Ne çok olay var.

Hepsini olmasa da birkaçını hatırlayalım. Bu konulardaki tavrımızı, duruşumuzu gözden geçirelim.

Gezi parkı olayları esnasında sokakta değil, evimizdeydik. Vurmadık, kırmadık. Şu heyette veya bu komitede değil; millet safında, vatan siperindeydik. O iş yapılmasın, bu iş durdurulsun demedik. 

Devletimiz, milletimiz ve memleketimiz için dua ettik. Ülkemiz kalkınsın, milletimiz refaha ersin dedik.

Meselenin birkaç ağacın kesilmesi yahut sökülmesi olmadığının; arkasında yabancı ülkelerin, çok uluslu şirketlerin, küresel lobilerin vs. olduğunun farkındaydık. Bugün değil, o gün.

Yeri gelmişken: Derdi sadece ağaç olanlar, masumane niyetlerle, ağaçları savunanlar haklıdır. Fakat aldatılmıştır. Yakanlar ve yıkanlar ise haksızdır.  

Devamında önce ‘dershane’ tartışmaları ve hemen peşinden gelen ‘yolsuzluk’ iddiaları da, maalesef öyle oldu.  

Hal böyle olunca, benzer bir duruş sergiledik. Vatan siperindeki yerimizi muhafaza ettik. Kendi menfaatlerini milletin, memleketin ve ümmetin üstüne koyanlara yüz vermedik.

20 Kasım 2013 tarihinde bir tv kanalındaki canlı yayınında, ‘dershane’ meselesine dair soruları cevaplarken şöyle söylemiştim: “Başbakan Erdoğan’ın sözlerinden anladığım şudur: Mesele, dershane meselesinden çok daha öte, bir ‘milli güvenlik’ meselesidir.” 

Bir meselenin daha altını çizelim: Devletimizin idarecileri ısrarla bir şey söylüyorlarsa, bir tehlikeden bahsediyorlarsa, onları ciddiye almak zorundayız. Elbette, onları ciddiye almayanları; hatalı olmakla itham edenleri ve özür dilemeye davet edenleri de devletimiz ciddiye almamalı.

Devam edelim.

17/25 Aralık’ta, yargı üzerinden devlete kumpas kurma girişimlerine de karşı durduk. Bunun, açık ve planlı, bir ihanet olduğunu ifade ettik. Yapılmak istenen şeyin, vatanımızın ve milletimizin yolunun kesilmesi olduğunu dile getirdik.

Tekrara düşmek pahasına, bir kez daha söyleyelim: Bugün değil, o gün.

Oyun bozuldu, kumpas boşa çıktı. Ancak ihanet şebekesinin kolları nerdeyse tüm dünyaya yayılmıştı. FETÖ’nün, o dönemdeki adıyla paralel yapının, Batı Türkistan (Balkanlar) yapılanmasını ülke ülke, isim isim kaleme aldık. 

Yazı İşleri Müdürümüz Ali İhsan Karahasanoğlu Ağabey, iyi hatırlar: Neredeyse her yazımıza, yazıda ismi geçen her FETÖ’cü 10 bin Türk Lirası dava açıyordu. O dönem FETÖ güdümlü olan bazı mahkemeler ve FETÖ’cü hâkimler de tasdik makamı gibi çalışıyordu. 

Yalan yok endişelendiğimiz oldu ama korkmadık. Korkakların davası olmaz, hesabı olur. Bizim davamız var, hesabımız yok. Korkunun ve korkakların çok uzağındayız.

Korkakların kıyameti haline gelen, 15 Temmuz gecesini bizzat yaşadım. 

Evimde veya bankamatik kuyruğunda değil, olay mahallindeydim. Tankın önünde, namlunun ucunda...

Siyasiler ‘demokrasi’ diyebilir. Varsın desinler. Milletimiz için, 15 Temmuz, vatan müdafaası idi. 

Vatanın sadık evlatları, hep aynı şeyi söylüyordu: Gerekirse canımızı veririz, fakat vatanımızın bir karış toprağının elden gitmesine müsaade etmeyiz. Etmediler, etmedik.

O gece, aziz milletimiz, tehlikeyi hemen gördü ve şanlı bir direniş sergiledi. Üniformalı teröristlerin ülkemizi işgal girişimi, millet duvarından geri döndü. Allah’ın kulları, Amerika’nın uşaklarını perişan etti.

Gecenin erken saatlerinde selâlar ile başlayan çetin imtihanımız, gün ağarırken, başarılı bir şekilde tamamlandı. 

Bütün bunları, nefsimi hoş tutmak, size kim olduğumu göstermek için söylemiyorum.

Şunun için söylüyorum: Herkes kendisini bu şablonlara yatırsın. 

Bakalım, kim ne yana düşüyor? 

Kim ne kadar bu şablon ile örtüşüyor?

Şunu da söyleyeyim: 

Birileri başımı ağrıtırsa, tertemiz ve başarılı sicilim de onların başını ağrıtır.

Hepsi bu kadar…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

005m

Devamına bende ekleme yapayım. Henüz tehlike geçmedi. Aynı mihraklar bu gün doviz üzerinden ekonomimize saldırıyorlar. Sermaye sahipleri, ozel bankalar, gıda sektörünü elinde tutan yerli yabancı zincirler artık uykudan uyanmalı. Bağımsızlık için bayrak açmış ekonomimize destek vermeli. Gemi batarsa onlarda batar. Ama gemi limana yanastiginda milletimiz kendine reva görülen asla unutmaz.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23