• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Beyaz esaret!

26 Ocak 2022
A


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Uzun zamandır beklediğimiz şey gerçekleşti. Kar, önce serpiştirmeye, ardından lapa lapa yağmaya başladı. Her yer, temiz bir kalp gibi, bembeyaz oldu. 

Bu ne güzellik! Gözlerimiz şenlendi. İçimiz tazelendi. Gönlümüz temizlendi.

“Şiir gibi” derler ya, işte tam öyle... 

Kar deyince, ilk olarak, aklıma Ahmet Muhip Dıranas gelir. Onun, o meşhur, Kar isimli şiirinin ilk dizesini hatırlarım: “Kardır yağan üstümüze geceden.”

Hazır başlamışken, devam edelim. Kar şiirinden, bir dize daha paylaşalım: “Beyaz dokusunda bu saf rüyanın.”

Şairin ‘beyaz doku’ dediği, kış mevsimidir, kardır. Saf rüya, dünyayı dışarda tutmaktır. Daha açık ifade edelim: Kar, bir sığınaktır. Dünya ile aramıza mesafe koymamıza bir vesiledir.

İstanbul’un yanı sıra Anadolu’nun birçok şehrinde, karın yerden yüksekliği bir hayli artmış durumda. Öyle ki kar beyazı, tek hâkim renk olarak karşımıza dikiliyor. Ziya Osman Saba’nın Beyaz isimli şiirindeki ifadesiyle: “İçimin dört duvarı bembeyaz badanalı.”

Kar, bazı bölgelerde, devrilmiş ağaç misali, yolları kesti. Şehirlerimiz daha sakin, insanlarımız daha uslu oldu. Evler, yuvaya dönüştü. Önemi arttı.

Gökten beyaz haber geldikçe; kış bilgimiz tazelendi. Sosyal medyaya, memleketin birçok yerinden; kar fotoğrafları ve kış manzaraları yağdı, yağıyor.

Kar, yükseklerde ve tenhalarda daha rahat ediyor. Beyaz bir sessizliğe dönüşüyor. Kimse onunla uğraşmıyor, gedik açmıyor. 

Kar yağışı, köylülerin yüzünü güldürüyor. Buna karşılık, çoğunlukla, şehirlileri üzüyor veya tedirgin ediyor.

Kar, özellikle büyük şehirlerdeki, bazı yetişkinlerin tek ortak düşmanı gibidir. Milli meselelerde bile yekvücut olamayanlar, onun adı anılınca, hemen ittifak sağlayabiliyor. 

Birbirleriyle kanlı bıçaklı olan iki medya grubu, yağan karı işaret ederek, “beyaz esaret” diyor. Birbirlerini yolda görünce selam dahi vermeyen farklı siyasi görüşteki insanlar, kar yağdı diye, “esir hayatı” yaşadıklarını söylüyor. 

Gerçekten de ilginç.

Birde şu: Eskiden, kış ‘beyaz’ olurdu. Çünkü kar beyazdı. Aslında değişen bir şey yok. Hâlâ beyaz. Ne var ki artık, eşyaya ‘beyaz’, kışa ‘kara’ diyorlar. 

Burası dünya: Birinin ‘beyaz’ dediğine, diğeri ‘kara’ diyebilir. Birinin ‘bereket’ dediğine, diğeri ‘felaket’ diyebilir. 

Varsın desinler. 

Biz de bunu soralım: Hem yağmura ve kara, hem de kuraklığa karşı olmak. Nasıl olacak bu?

Bir de şu: Yağmur ve kar yağınca, sadece barajların doluluk oranı ve trafik yoğunluğu aklımıza geliyorsa, kendimizi gözden geçirmeliyiz.

İşin aslı…

Kar, zorlukla beraber gelen güzelliktir. Zahmetin içindeki rahmettir. Yağmur da böyledir. Ancak güzelliği herkes anlayamaz. Hatta ona hasımlık eden bile çıkabilir.

Benim güzellikten anladığım: Sade fakat dokunaklı olmaktır. Buna ilaveten: Temizlik, berraklık ve duruluk. İşte, kar bu özelliklerin hepsine sahiptir. 

Her bir kar tanesi, özenle işlenmiş, eşsiz bir dantel motifidir. Hiçbir kar tanesi, kendini tekrar etmez. Eşi benzeri olan birçok şeyin peşinden koşturanlar, çoğu zaman, bu eşsizliğin farkına varmıyor, varamıyor. Anlaşılır gibi değil.

Kar, ister istemez, herkesi geriye, yani çocukluğuna götürür. Kim çocukluğuna gitmeyi istemez? Orada bulduklarımız hep aynı, daima yeni: En müstesna günler ve bazı yarım kalmış hevesler. Bundan daha kıymetli ne olabilir? 

Karda yürümek kolay değildir, meşakkatlidir. Önde giden, daha çok yorulur. Elbette yorulan bedendir, ama karşılığında ruh dinlenir. 

Kış, yalnız bize gelmez. Kar, sadece insana mahsus yağmaz. Tabiat, sokak hayvanlarından ibaret değildir. Kurtlar ve tilkiler, kış olunca, kasaba ve köylere iner. Daha önce hiç görmediğimiz veya nadir gördüğümüz kuş türlerini görmeye başlarız. 

Bazen, sadece insanlar değil, bir ağaç da kışı çıkaramaz, kuruyup gider. Kimi de yoğun kar veya fırtına nedeniyle dallarının bir kısmını kaybeder. Güzellik yara alır, ama yok olmaz. 

Çiğdem ve kardelen gibi çiçekler ise zorlu şartlar altında, buldukları her boşluktan boy verir, kendilerini gösterirler. 

Bütün bunları görmezden gelip, olan biteni ‘beyaz esaret/felaket’ olarak nitelendirmek… Olsa olsa, tertemiz beyazın içindeki, büyük siyah bir lekedir. 

Lekelemeyelim, temiz tutalım. Gözümüzü, gönlümüzü. İçimizi.

Keyfini çıkaralım.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Osman

Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyorum. Hakikatı ifade etmişsiniz.

Güzel

Bir yazı gönlünüze ve elinize sağlık...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23