--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Nizamiyeden 28 Şubat’a bakış: “(Haşa)Allah yok ulan! Tanrı diyeceksiniz...”

Mehmet Duvarbaşı
Mehmet Duvarbaşı
25

Tarih Aralık 1996…

Üniversiteden mezun olalı 1,5-2 yıl kadar olmuş ve kendi ayakları üzerinde durmaya, hayatını düzene koymaya çalışan 25’li yaşlarda bir gençtim… 

Gündüzleri, o dönemde yayın hayatında olan İntermedya Global adlı ekonomi-politika gazetesinde çalışıyor, akşamları ise Yeni Şafak gazetesinin gece servisinde görev yapıyordum.

İktidarda Refah-Yol hükümeti vardı ve merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın başbakanlığının henüz 6. ayı idi….

İşte o süreçte ben de her vatansever Türk genci gibi askerlik vazifemi yerine getirmek için gerekli başvuruyu yaptım.

Üniversite mezunu olmamız hasebiyle askerlik vazifemi ‘Kısa dönem’ ya da ‘Asteğmen’ olarak yapmak için gerçekleştirilen sınava girmiş ve kendi isteğimle 8 aylık kısa dönem askerliği tercih etmiştim…

Tuzla’da girdiğimiz yazılı sınav sonrası görev yerimiz Hadımköy’deki 1. Zırhlı Tugay (2010’da Kırklareli-Babaeski’ye taşındı) olarak belirlendi. Pilot uygulama olarak hayata geçirilen ‘kısa dönem askerlik’ projesi kapsamında benim gibi 240 kişinin daha aynı birliğe katıldığını gördüm. Aramızda savcı, hakim, avukat, doktor, gazeteci, TV kameramanı, öğretmen gibi onlarca meslekten arkadaş vardı.

BAŞÖRTÜLÜLERE TÖREN YASAĞI

Askerlik dönemimizin ilk büyük sıkıntısı yemin töreninde yaşandı. Benim ve 240 arkadaşımın belki yüzlerce kilometre uzaktan gelen anaları, bacıları, eşleri sırf başörtülü oldukları için tören alanına alınmadı… Gözyaşlarıyla uzaktan izlediler evlatlarının o ‘en kıymetli’ anını…

Yemin töreninin ardından yapılan dağıtımlarda aralarında benim ve iki gazeteci arkadaşımın da bulunduğu 8 kişi ‘muhabere’ bölüğüne gönderildik. Bölükteki komutanlarımız eğitim geçmişimiz ve mesleklerimizle ilgili sorular yönelterek, görev alacağımız birimleri belirlemeye başladı.

Bölük komutanı sorularını bana yönelttiğinde, imam hatipte okuduğumu, iletişim fakültesi mezunu olduğumu ve Yeni Şafak gazetesinde çalıştığımı beyan ettim… Sonrasında mesleğimden dolayı olsa gerek, Tugay’daki ‘Santral-telsiz-kripto’ birimine gönderildim.

Dışarıda 28 Şubat rüzgarı olanca şiddetiyle esiyor, mütedeyyin insanlar baskı görüyor, başörtülüler zulme uğruyor, inançlı subay ve astsubaylar ise fişlenerek görevlerinden alınıyordu.

Ocak-şubat dönemi idi ve mübarek Ramazan ayındaydık. Haliyle sahura kalkıyor, orucumu tutuyordum…

Ancak, Yeni Şafak gibi mütedeyyin kesimi temsil eden bir gazetede çalışıyor olmam ve ibadetlerime olan bağlılığım bazı başçavuş ve üstçavuşları rahatsız etmişti. Daha askerliğimin ilk 2 aylık sürecinde hakkımda 3-4 kez tutanak tutulması, ‘komutanım’ dediğimiz bizden 4-5 yaş küçük astsubayların tepeden bakan tavırları ve yıldırma politikaları ‘dini hassasiyetlerim’ sebebiyle değilse, nedendi?

Öyle ya ben de bütün Türk evlatları gibi vatani görevimi yapmak için kışladaydım…

Ramazan ayı ile birlikte bu tavra maruz kalanın sadece ben olmadığımı farkettim.

ORUÇLUYA TUVALET TEMİZLİĞİ!

Bir sabah içtimasında nöbetçi astsubay, “Oruç tutanlar bir adım öne çıksın” dediğinde benimle birlikte 15-20 gencin daha öne fırladığını gördüm. Her ne kadar beklentim o yönde olmasa da öne çıkanların, ‘Oruç tuttukları için ağır işlerden ve eğitimden muaf tutulacaklarını’ düşündüklerini biliyordum. 

Ancak iki pırpırlı astsubayın sırıtarak söylediği, “Oruçlu olanlar lavabo ve tuvalet temizliğine marş marş” sözleri hepimizi şok etmişti. Bölüğün geri kalan kısmı günü kantin ve koğuşlarda yatarak geçirirken, oruçlu olanların tuvalet temizliğine gönderilmesi, inançlı insanlara beslenen ‘kin’in göstergesiydi elbette…

ALLAH’IMIZA HAMDOLSUN...

O fırtınalı günlerde canımı en çok acıtan hadise ise bir akşam yemeği sırasında yaşandı. Muhabere, ulaştırma ve levazım bölükleri aynı yemekhanede birlikte yemek yiyorduk. 

Ve malum o dönemde yemek öncesi edilen o meşhur dua vardı. ‘Tanrımıza hamdolsun, milletimiz varolsun...’ diye başlayan…

Aramızda muhabere ve ulaştırmadan birkaç başçavuş ve astsubay da bulunuyordu. Rutin bir şekilde ayağa kalktık ve yemek duasını ettik… 

Ancak dua sırasında Mehmetçik’in büyük bir çoğunluğu, “Tanrımıza hamdolsun” ifadesi yerine, “Allah’ımıza hamdolsun” diyordu. Ulaştırmanın askerlerce pek sevilmeyen bir başçavuşu bu duruma fena halde takıldı ve duayı tekrar ettirdi…

Bir kez daha ve daha yüksek sesle, “Allah’ımıza hamdolsun” haykırışı yükseldi…

Kuduran ve “Sizin ecdadınız s…..m” diye galiz küfürler eden kısa boylu başçavuş, yakınlarındaki kendinden yarım metre uzun aslan parçası Mehmetçik’e adeta zıplayarak iki tokat attı: 

“(Haşa) Allah yok! Tanrı diyeceksiniz ulan!”

Atılan o tokat canımı o kadar acıtmıştı ki anlatamam. Zira Mehmetçike atılan o tokat; gönlü Allah aşkıyla dolu Anadolu’ya, dilinden dua düşmeyen milyonlarca Müslümana atılmıştı…

Tekrar, tekrar, tekrar…

Her seferinde “Allah’ımıza hamdolsun” nidası daha gür şekilde yükselince pes etti o sevimsiz astsubay…

“8 ay... Altı üstü 8 ay askerlik ama kalkmış bize masal anlatıyorsun’ dediğinizi duyar gibiyim. Askerliği değil 8 ay; 28 ay da olsa yaparım elbette seve seve…

Ama Peygamber Ocağı olan kışlalarda, namaz kılana zulmedildiği, oruç tutanın sindirilmeye çalışıldığı, “Allah” diyenin şiddete maruz kaldığı, sudan sebeplerle tutanakların yazıldığı, inançlı askerlere psikolojik mobingin uygulandığı bir dönemden bahsediyoruz… 

Yazı uzadığı için; çarşı iznine çıktığımda yanımda getirdiğim “Yeni Şafak” ve “Vakit” gibi gazeteler sebebiyle ne tür baskılara uğradığımı, tezkere yaklaşırken silah teslimi öncesinde diğer askerlere uygulanan protokolün dışında tutulduğumu, bazı askerlerin haklarını savunduğum için 18-20 yaşlarındaki astsubaylar ile ne şartlarda cebelleştiğimi anlatmıyorum bile…

Evet, biz nizamiyede bunları yaşarken, asıl 28 Şubat zulmü ise sivil hayattaydı... 

28 Şubat 1997’deki o MGK toplantısı sonrasında, başörtülüler, imam-hatipliler, namazlı niyazlı askerler, mütedeyyin memurlar akla hayale gelmeyecek zorbalıklara maruz kalıyor, tek derdi Türkiye’nin, milletin ve ümmetin bekası olan merhum Necmettin Erbakan Hoca, boncuk boncuk terletilerek iktidardan indiriliyordu. 

‘(HAŞA) ALLAH YOK’ DİYENİN HAZİN SONU

Haaa… O “(Haşa) Allah yok! Tanrı diyeceksiniz” diyerek, Mehmetciği tokatlayan başçavuşa ne oldu biliyor musunuz? 

‘İlahi adaletin tecellisi’ mi desem bilemiyorum ama yaşanan hadiseden 3-4 ay kadar sonra, tezkere almamıza kısa bir süre kala görev aracının devrilmesi sonucu hayatını kaybettiğini öğrendik.

Bugün şükürler olsun ki, o darbeci, cuntacı, vesayetçi zihniyetin izleri birer birer siliniyor. Namaz kılan komutanlarımız, dilinden dua eksik olmayan subaylarımız, kışlalara cami ve mescit inşa eden yöneticilerimiz var. “Peygamber Ocağı” olan TSK, aslına rücu etti hamdolsun…

Allah o günleri bir daha yaşatmasın…

 

ÇUVALDIZ!

Merhum Necmettin Erbakan Hoca, siyasi hayatındaki en büyük darbeleri, cuntacılar ve onlara açıkça destek veren CHP zihniyetinden yedi. Gelin görün ki, bugün o CHP ile aynı torbada buluşan ‘zillet’ ortağı Saadet Partisi, Milli Görüş liderini en büyük düşmanları ile anarak Erbakan’ın kemiklerini sızlatıyor…

 

 LAFIN ÖZÜ

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici: “Ukrayna halkının ve Ukrayna devletinin sonuna kadar yanında durmalıyız. Rusya’nın tüm komşuları ve özellikle Türk dünyası tehdit altındadır. Bugün Ukrayna’nın yanında yer almazsak yarın Kars ve Ardahan bizden istenirken yanımızda kimseyi bulamayız…”

 

Yorumlar

(25)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

fetösavar

1 Mart 2022 02:58

assubaylar her zaman yüksekokul mezunu kısa dönemleri birer hınç alma, kompleks giderme aracı olarak görürler. bu mevzuya parmak basmanız çok yerinde olmuş. hoş artık herkes işinde gücünde ama bi zamanlar subay kompleksini, astıyla ya da assubayla çıkarırdı. assubay er, erbaşla ki bunların arasında o kısa dönemler de vardı, onbaşı yeni gelen çömezi eratla ile... olay böyle giderdi...

Mustafa

28 Şubat 2022 23:13

Sn yazarin yazdiklaeina gonulden inaniyorum. Beni o donem askerlintwn soguttular. Bir tanae konyali uzman cvs. Vardi esi kabali memlekete gonderdim yine kurtulamadim desi ya bu isi birakavaksin ya esin kafasini acacak baskisi vardi. 

Mustafa

28 Şubat 2022 23:04

Ayni donem bende kirklareli demirkiyde askerdim. Yemek duasi yaptiran teskereci arkadasimiz mazlum okuma yazmasi bile olmayan garibin biri kendisi tanri demesine ragmen boluk ALLAH IMIZA DEMESIYLE TABUR KOMUTANI 2GUN GEC TERHIZ VERMISTI. NE ACI GUNLERDI O GUNLER.

samimi

28 Şubat 2022 21:11

Burada bir sürü gevezeler olur olmaz konuşmuş...İlber Ortaylı ileri sürerek Arapçadan Türkçesine ders vermeye kalkmış..

samimi

28 Şubat 2022 20:41

Her defasında daha gür bir sesle Allahımıza hamdolsun...müthiş bir cevap olmuş... 

Tolga Akşit

28 Şubat 2022 18:53

Yazınızı okuyunca bilmeyen biri 28 şubatı sanki assubaylar yapmış sanır. Hele bide yazının sonunu sadece inançlı subaylar diye bitirmişsiniz ya tebrikler.

Mustafa

28 Şubat 2022 18:29

Hiçbir astsb.sirf oruç tutuyorlar diye tuvalet temizliğine oruçlu insanları göndermez 

Mustafa

28 Şubat 2022 18:09

Emekli bir asb. Olarak sizi asb. lar hk. Söylediğiniz sözlerden dolayı kınıyorum kusura bakma bu ordunun bel kemigi, ömrü hep çile çekmekle ve şehadetle gecen hiç bir asb. Sizin dediğiniz gibi alenen dine diyanete küfür etmez 

Abdulhamit

28 Şubat 2022 16:16

Ordumuza halk arasında peygamber ocağı da denir,asker kınalanarak,dualarla uğurlanır.Malesef yakın zamana kadar mümtaz ordumuza sızdırılan mayası meçhul ,Kemalist ve laikçi maskesiyle yetki kullanan ve Anadolu gençlerine maddi ve manevi baskılar yaparak ordumuzu kağıttan kaplana çevirmişlerdi. 

+++

28 Şubat 2022 15:55

Evet Türkler tam 7 bin yıldır Gök Tanrı diyor. İyide yapıyorlar. Yok nizamiyeymiş yok gözcü kulesiymiş.

Mehmet Duvarbaşı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle