--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ego, Makam, Bürokrasi

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
0

Tolstoy’un Diriliş adlı romanında ilginç bir bölüm vardır. Sibirya’ya sürgüne gönderilen mahkumları anlatır Tolstoy. Genç yaşlı, hasta sağlıklı gözetilmeksizin yola çıkarılır mahkumlar. El ve ayakları zincirlidir. Bu şekilde belki de yüzlerce kilometre yürüyeceklerdir. 

İçlerinden yaşlı olan fazla dayanamaz ve ölür. Tolstoy yaşlı birinin muhakkak öleceği bir yolculuğa neden çıkarıldığını sorar!

Doktor yalnızca o anki sağlık durumuna bakmış, hapishane müdürü görevini yerine getirmiş, sevk emrini veren makam standart prosedürü uygulamış, bir başka makam ise sadece önündeki belgelere dayanarak imza atmıştır. Herkes işini yapmıştır. Yani ortada bir cinayet vardır ama katil yoktur. 


 

Çünkü bu cinayette kimsenin öldürme niyeti yoktur.

Fakat bütün bu “işini yapma”ların sonunda yaşlı mahkûm ölmüştür. 

Bürokratik sistem ise bu tabloda kendisini kolayca şöyle savunur: “Ben öldürmedim; ben yalnızca prosedürü uyguladım!” 

İşte bürokrasinin en ürkütücü tarafı da burada yüzünü gösterir: Bazen ölüm, herkesin sadece kendi payına düşen görevini yaptığı bir sistemde ortaya çıkar. Sorumluluk ise makamdan makama, dosyadan dosyaya aktarılırken buharlaşıp kayboluverir. 

Bürokrasi, Sibirya’ya ulaşamayacağı açık olan yaşlı mahkûmun yürüme emrini veren o dev mekanizmadır. O öldükten sonra da suçlunun asla bulunamayacağı bir labirenttir. O “hiç kimsenin yönetimidir” Hannah Arendt’in altını çizdiği gibi. Herkesin ve hiç kimsenin yönetimi… 


 

Kafka’da bürokrasiyi bir labirente benzetmişti Dava romanında. Josep K. Gerekçesi meçhul bir suçla itham edilir. Bir makamdan diğerine gönderilir. Suçlayanı ve suçunu asla öğrenemez. Ne yapacağını bilemez. Gördüğü herkese akıl danışır. Josep K. yani modern insan bu devasa mekanizma karşısında kurtuluş yolu bulamadıkça küçüldükçe küçülür.     

Bürokrasi içinde yıllarını geçirmiş biri olarak bürokrasinin bu yazar ve düşünürlerin anlattığından çok daha girift bir şey olduğunu düşünüyorum. Girifttir çünkü her kademede anlaşılması güç insan psikolojilerinin tesiri altındadır. 


 

Bürokrasi de gerçeği muhatap olduğunuz makamın karakterine göre eğip bükmek zorunda kalırsınız mesela. 

Gerçeği olduğu gibi söylediğinizde hiyerarşik saygıyı dikkate almayan bir küstah kabul edilebilirsiniz. Makam, gerçeği anlamayı bir kenara bırakır. Bunun yerine huzurunda gerçeğin olduğu gibi söylenebilmesine takılır. Hatta söylerken ki yüz ifadenize, duruşunuza, “pervasızlığınıza…” 

Gerçeği söyleyerek yahut hatırlatarak makamın izzetinefsine dokunmuş olabilirsiniz. Bu da sizin kendinizi ahlaken makamdan daha yüksek gördüğünüz şeklinde yorumlanabilir. 

Dolayısıyla makamda gerçeği eğip bükmeden söyleyerek makam sahibinin hiddetini çekmiş olmanız çok mümkündür. Çok az makam sahibi gerçeğin hatırlatılmasını olgunlukla karşılayabilir. 


 

Bunu yapmak için egoyu bırakmak gerekir ki bu bürokrasinin doğasına terstir. Bürokrasi bizatihi egonun makamın altında olan herkes tarafından onaylanması anlamına da gelir. Bir kişi bu onay ritüelinde kusur yaptı mı, yıldırım hızıyla kara deftere yazılır. 

Bürokrasi içinde bir memur olarak işlerinizin düzgün ilerlemesini istiyorsanız bağlı olduğunuz makam sahibinin egosunu incitecek en küçük şeylerden bile itinayla kaçınmalısınız. 

Önce egoya “saygı” gelir. İş sonra da yapılabilir. Egoya saygı atlandığında iş ne olduğuna bakılmaksızın rafa kaldırılabilir.    

İşin kamunun işi olması bir şeyi değiştirmez. İnsanların o işin yapılmasına muhtaç olması da… 

Önce ego gelir. Makam sahibi bu konuda bir alacaklı gibi davranır. Ona bir şey arz edeceğiniz zaman, makamının azametini yeterince kutsayıp kutsamadığınız izlenir. 


Saygıda kusur olmaz, olursa affedilmez.  

Ne sizin gözyaşınıza bakılır ne de işinizin kalitesine. 

Ben son derece donanımlı olduğu halde kurum içinde oradan oraya sürgün edilen, itilip kakılan, canından bezdirilmeye çalışılan çok insan tanıdım. Bazısının psikolojisi bozuldu bu muameleden, bazısı eşinden boşandı, bazısı kanser oldu!  

Sebebi açıktı: Muhatap oldukları makamın sahibi zatın egosuna yeterli tazim de bulunmamışlardı. Bunun yerine iş odaklı davranmışlar, işin nasıl daha iyi yapılabileceğine konsantre olmuşlar, hatta işlerini amirlerine rağmen hakkıyla yerine getirmişlerdi. 


 

Sorun da buydu ya! Makam sahibi işin iyi-kötü bir şekilde yapılabileceğini biliyordu. Ama saygı cebren de olsa elde edilmeliydi. Memur saygıya mecbur edilmeliydi. Gerekirse bütün yıldırma politikaları kullanılmalıydı… 

 

Bir birime yetenekli bir adam geldiğinde makam sahibi hastalıklı egoya sahip biri ise onu hemen hedef haline getirebilirdi. Kişinin uzmanlığı bilgisayar alanında mı, ona bir birimde danışma görevlisi olarak bankoda durması söylenirdi. 

Uzmanlık alanı sanat mı? Eğer ehliyeti varsa bir süre sonra şoför yapılabilirdi. 

Yıllarını sinema üzerine çalışarak geçirmiş ve bu konuda kitap yazmış biri olarak harita mühendisi amirimin yaptıracağımız tanıtım filminin nasıl çekileceğini bana adım adım, plan plan anlattığını hatırlıyorum. 

“Sen bu konularda çalışmış birisin bu filmi sence nasıl yapmalıyız” gibi bir yaklaşım sergilemesini asla beklemedim. Çünkü bu aramızdaki ilişkinin doğasına aykırıydı. O benim amirim ise, harita mühendisi bile olsa, hatta hayatında filmlerle hiç işi olmasa dahi sinemayı benden daha iyi bilebilirdi. 


 

Çünkü amirimdi. Ona bağlı bir müdür olarak sinemaya onun kadar hâkim olmam mümkün değildi. Ben değil, Oscar ödüllü Steven Spielberg gibi dahi bir yönetmen bile gelse, Başkan yardımcım ona bile tanıtım filmini nasıl çekeceğini adım adım anlatırdı. Spielberg’in de susup dinlemesi gerekirdi. Müdür olarak başkan yardımcısı kadar bilebilmesi mümkün değildi. 

Uzmanlığın makam koltuğunun arkasına saklanmış ego tarafından ezildiği bir düzlemde Weber’in bürokrasi hakkında söyledikleri lafı güzaf gibi geliyor bana. Weber o “rasyonellik” numaralarını benim külahıma anlatsın. 

Kendisine bağlı memurlarla gayet saygılı bir iletişim kuran, onlara danışan amirler de gördüm. Bu kişiler tahmin edileceği üzere egolarını fazla ciddiye alan insanlar değillerdi ve ego merkezli saygı şarlatanlıklarına değil, işin doğru yapılıp yapılmadığına odaklanırlardı. 


 

Ama büyük fotoğrafa bakıldığında bu insanların kolay kolay yükseltilmediğini görürdük. Çünkü kendisine bağlı olanlardan tazim beklemeyen biri kendisinden yüksekte olanlara da benzer şekilde davranabilirdi. İtaat esastı halbuki!

Egonun güçlü olduğu yerde makam bir silah haline gelebilir. Dolayısıyla bürokrasinin ego ile doğrudan bir bağı var. İnsan unsurunu hesap etmeden bu meseleleri anlamak mümkün değil. Ayrıca bu meseleler belli bir hükümetle, belli bir siyaseti parti dönemi ile ilgili değil. Hemen her dönemde eline kanun gücünü alan bürokrasi, hangi görüşten olursa olsun, psikoloji gereği bu manevraları yapmıştır. 

Bürokrasiye dair daha tartışılacak çok şey var. Belki başka zaman yine değiniriz. 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle