Sanıklar/medya bizimle kafa mı buluyor? Çetinsaya ne dedi, ne yazıldı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki Ekrem İmamoğlu örgütünün İstanbulluları haraca bağladığına ilişkin devasa iddialarda sanıklar ifadelerini vermeye devam ediyor..
Asrın yolsuzluk davasının 78. gününde iş insanı diye tanıtılan sanık Süleyman Çetinsaya dinlendi..
Çetinsaya’nın duruşmadaki sözlerini aktaran medya organlarının haberlerini okuduğumda, o kadar birbiri ile farklı ifadelere şahit oldum ki, ciddi ciddi düşünmeye başladım:
“İki tane Süleyman Çetinsaya mı var? Haber yapılan Çetinsaya’lar, farklı kişiler mi?”
Gerçekten de, kim olursa olsun, aynı gün içinde farklı haber sitelerindeki metinleri okuyanlar, öyle büyük farklı anlatımlarla karşı karşıya kaldılar ki, ya “İki tane Süleyman Çetinsaya var” zehabına kapıldılar ya da “İki ayrı duruşma haberini okudukları”nı sandılar..
Farklılıkları, buyrun birlikte değerlendirelim.,.
Aslında temel olay aynı..
İş insanı Süleyman Çetinsaya, Boğaziçi İmar’daki bir binası ile ilgili güçlendirme ruhsatı almak istiyor.. Bu konu tüm haber sitelerinde aynı..
Çetinsaya aynı zamanda, İBB ile, diğer belediyelerle onlarca iş yapan bir inşaat şirketinin sahibi..
Savcılığın iddiasına göre, Çetinsaya güçlendirme ruhsatı almak için müracaat ettiğinde..
Ki, diğer sanıkların anlatımlarında, şahitlerin anlatımlarında da benzer ifadeler bulunuyor.
Süleyman Çetinsaya, Süleyman Atık isimli bir kişiye yönlendiriliyor.
O kişi de, bu işadamından 500 bin dolar değerinde market/yardım kartı talep ediyor..
Sorulduğunda, “Market kartlarını başkanımız (Ekrem İmamoğlu) garibanlara dağıtıyor” cevabı alınıyor..
Dikkat ediniz, bu market kartı, resmi olarak belediyenin kasasına değil, Ekrem İmamoğlu’nun cebine giriyor..
Velev ki Ekrem bey bunu ailesine alışveriş için kullanmasın.
Eğer garibanlara dağıtıp, kendilerinden oy istiyorsa, bu da aslında kendi cebine attığı bir para demektir..
Ama bakıyoruz medya organlarına..
Bazı medya organlarında 500 bin dolarlık market kartı ayrıntısı var iken, bazılarında yok.
Her ne kadar, Çetinsaya bu “500 bin dolar market kartının hayır olarak verdiği” iddiasını ortaya atsa da..
Önemli olan, ruhsat talebinde bulunduğu kişilerin, kendisinden bunu istemiş olmaları..
Aksi takdirde, rüşvet veren herkes, irtikap mağduru olup haraç ödeyen herkes, “Ben hayır olsun diye o parayı verdim” der ve eğer bu tür savunmalar kabul görecek olursa, hem rüşvet veren hem de rüşvet alan cezadan kurtulmuş olur.. Daha doğru anlatım ile, istenilen ruhsat, ilgili kişinin hakkı ise, irtikapda bulunan cezadan kurtulmuş olur.
Ama böyle bir dünya yok..
Böyle anlatımlara prim verecek yargı birimleri de yok..
Çetinsaya’nın ruhsat talebinde bulunduğu Ekrem İmamoğlu’nun emri altındaki görevlinin “500 bin dolarlık market kartı” istediği konusunda ve bunun Süleyman Çetinsaya tarafından önceki gün duruşmada hakime aktarıldığına dair kimsenin şüphesi yok..
Peki ihtilaf nereden kaynaklanıyor?
Ateist Birgün gazetesini manşetinden aktarayım: “İBB Davası’nda Çetinsaya: ‘Savcı ifadeyi yazdı, önüme koydu, ben de imzaladım’
Adamlar ateist. Ahiret inançları yok ki, “Bunu yazıyoruz ama.. Bir de bu işin ahireti var.. Yalan söylemenin, yazmanın cezası var. Doğrusunu yazalım. Ahirette hesap vermek zor” diye bir dertleri olsun..
Uzun uzun anlatımlarda da bulunmuş, sosyalist gazete..
“Çetinsaya, ‘Beni çay içmeye çağırdılar Çağlayan’a, çay içmenin karşılığı da böyle bir şey çıktı ortaya. Bir yıl önce müşteki olarak ifade verdim, iş hayatımda 50 yıl sonra sanık olarak karşınızdayım’ dedi.”
Bu haberi okuyan, ateist Birgün’ün okurları şöyle düşünecekler:
“Çetinsaya’dan kimse rüşvet istememiş, kimse irtikap amaçlı bir para talebinde bulunmamış. Çetinsaya müracaatını yapmış, Ekrem İmamoğlu’nun dürüst bürokratları da ruhsat talebini olumlu karşılamış ve vermişler. Ama savcı, Çetinsaya’ya da, Ekrem imamoğlu’na da iftira atmış. Araya 500 bin dolar isteme yalanını eklemiş.”
Haberi okuduğunuzda böyle bir sonuca varıyorsunuz..
Peki gerçek öyle mi? Çetinsaya gerçekten, “500 bin dolar” diye bir ifadeyi hiç ağzına almadığı halde, savcı mı bunu uydurmuş?
Mahkemede Çetinsaya 500 bin dolar ile ilgili olarak “Benden hiç kimse böyle bir şey istemedi” mi demiş?
Hayır..
Savcılıkta istenilen parayı söylemiş.
Mahkemede tekrarlıyor..
Ama rüşveti veya irtikabı.. Ne derseniz..
Kitabına uydurmaya çalışıyor..
“Ben ruhsatı aldıktan sonra 500 bin doları verdim. O paranın güçlendirme ruhsatı ile ilgisi yok”
Affedersin Çetinsaya bey..
500 bin doların güçlendirme ruhsatı ile ilgisi yok ise..
Ne ile ilgisi var ise, bizi merakta bekletmeyin, söyleyin..
Bir başka ihlale için verdiyseniz.
Onu şimdiden söyleyin.
Savcıya tuzak kurduğunuzu itiraf ederek, ancak almayacağınız cezayı, garantilemiş olursunuz..
Kendiniz anlatıyorsunuz..
Valilik istiyor, okul yapıyoruz” diyorsunuz.
Valilik, sizden bir okul yapılmasını istediğinde, siz de o okulun masraflarını karşıladığınızda..
Vali bey, o okulun kendisi tarafından yaptırıldığını iddia edip, seçimlere girip, oy mu dileniyor?
Ama belediye başkanı tam da bunu yapıyor..
Garibanlara kart dağıtıyor.
“Ve, benden size yardım” diyor..
Peki o kartlar kendisinin parası ile mi alınmış?
Hayır.
İşadamından alınmış.
Peki işadamının, o yardım kartlarını verirken, belediye başkanı ile, resmi prosedürde hiçbir bağlantısı yok muymuş?
Varmış..
Güçlendirme ruhsatından başlayın, Onlarca belediye ile ilgili işlem bekliyormuş..
İşadamı kendisini mecbur hissetmiş..
İstenilen 500 bin doları vermiş.
Şimdi, sanki savcı kedisine iftira attırmış gibi, “Ben okumadan ifademi imzaladım” diyor..
Bu yaşanılanlar, Ekrem imamoğlu’nun masumluğunu değil.
Tam aksine.
Ne kadar güçlü bir örgüt yapısına ulaştığını ispatlar..
Mahkeme heyeti üzerinde bırakılan izlenim, bence şudur:
“Ekrem İmamoğlu suç örgütünün, örgütsel yapısı, duruşmalarda dinlenen diğer sanıkların ifadesinde dahi, kendisini gösteriyor.”
Dolayısı ile, Ekrem İmamoğlu, tutuksuz sanıkları tehdit ederek, “Belediyelerde onlarca işiniz var. Ben ceza alsam bile, CHP-YP yönetiminde size bunun faturasını ödetirim” diyor ve bu ifadeleri verdirtiyor..
Aslında Ekrem İmamoğlu kendisini de yakıyor.
Tehdit ettiği işadamlarını da yakıyor..
40 yıllık hukukçu kimliğimle söylüyorum.
Bu mavallara, mahkeme heyetinin kanacağını sanmak, ahmaklıktır..
Hiç kimse, ayrıntıdaki “Öyle olmadı, böyle oldu” yorumları ile, işin özündeki rüşveti gizleyebileceğini sanmasın.. Kimse, irtikabı, gizleyebileceğini zannetmesin.







