--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Birkaç ibret alınacak önemli hatıra

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
0

Hemen hemen birçok TV haberlerinde mensubu olduğumuz cemaatten maalesef hepimizi ve bütün Müslümanları üzecek şekilde haberler yayınlanıyor. Birileri hâlâ olup bitenleri inkara yönelerek bunlar komplodur dese de durumun öyle olmadığı bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriliyor. Olup bitenler ciddidir. Devlet komplo kurmaz, şaka yapmaz. (Bize düşen devletimizin, adli mercilerinin verecekleri kararları devlete isyan bayrağı açmadan sükunetle beklemektir.) Keza konu ile alakalı olarak birçok kanalda açık oturumlar yapılıyor. Merhum bir bakanın ölüm sebebi enine boyuna tartışılıyor. Bizler bir zümrenin suçlu veya suçsuz olduğuna karar verecek mercide değiliz.      


 

      Nasıl böyle bir hale geldik? Bu güzel topluma ne oldu? Nasıl bu kadar yozlaştık? Yapılanlar, olup bitenler bir bir delilleri ile ortaya dökülüyor. Elbette ki Türk adliyesi hakimi, savcısı elindeki delillere dayanarak bir karar verecek ömrümüz olursa bizler de göreceğiz. Şunu hiçbir zaman unutmayalım: Her şeyin başında ihlas ve samimiyet gelir.


İhlas, samimiyet, rıza-i ilahi kayıp olunca o zaman da beklenmedik olaylar meydana gelir. Akıl almaz işler zuhur eder. Hepimizin bildiği ve okuduğu gibi siyer kitaplarımızda mübarek Peygamber Efendimiz (SAS) halifelerinin beytülmala ait olan mumu nasıl dikkatli kullandıkları yazılmaktadır. Çeşitli isimler altında ülkemizde dernekler ve vakıflar kurarak Allah'ı (CC) dinini istismar edenler, din ticareti yapanların bir hırsızdan veya eşkıyadan farkları yoktur.


(İhlas ve samimiyetle hizmet edenleri tenzih ederiz.) Çok samimi hizmet ehilleri olduğu gibi, maalesef hizmetleri istismar edenler de az değildir. (Buradan sayın bakanlarımızdan, hükümet yetkililerimizden ismi ne olursa olsun bütün dernek ve vakıfların ince bir elekten geçirilmesini istirham ederiz.)        

      Altmışlı yıllardı. O zamanlar gencecik bir delikanlı idim. İstinye Kur’an kursu derneğini kurduk. (İstinye Kur’an öğrencilerine yardım derneği) Binanın kaba inşaatı devam ederken derneğin ilk kongresini yapacağız.


Akşam dernek merkezinde yönetim kurulu üyeleri toplandı hepsi işadamlarından oluşmaktaydı. O zamanki yönetim kurulu isimlerinin isimleri şöyle idi. Şimdi bunlardan sadece Şükrü Kabil ile ben hayattayım. Diğerleri hepsi rahmetlik olmuş Rabbim mekanlarını cennet eylesin. Yüksek mimar Tahir Berzek, Mehmet İslamoğlu, Hasan Çilek, Mehmet Ketenci, Kadir Çamyeşil, Ali Yıldırım, Şükrü Kabil. İçlerinde en genç ben ve Şükrü Kabil'di. Hesaplar yapıldı.


Gelir, gider ve kasa mevcudu hesaplandı, faturalar telli bir dosyaya dizilip numaralandı. Yıllık bütçemiz otuz bin civarında lira idi. Hesaplarda on kuruş tutmuyor. Şükrü Kabil Haydarpaşa Lisesi mezunu olduğu için yazı işlerini o yapıyordu, yazısı güzeldi. Hesabı kuvvetli idi. Babası merhum Osman Kabil o tarihlerde İstanbul'un sayılı işadamlarındandı. Şükrü babasının hesaplarını tutan muhasebecinin yanında yetişmiş muhasebeyi de çok iyi biliyordu.


Gece geç vakit oldu yukarıda isimlerini saydığım zatlar tek tek faturaları incelediler. Ancak on kuruşun kaynağını bulamadılar. Gece saat iki oldu. Ben Şükrü'ye; "Bak, saat gecenin ikisi oldu. Şayet on kuruş fazla ise onu atalım. Eğer on kuruş eksikse kasaya on kuruş koyalım işi bitirelim" dedim. Tabii benim muhasebe bilgim hiç yoktu. İlkokulu bitirmiş, kurslarda tahsil etmiş, köyden gelmiş bir bakıma hesap işlerinde cahil dünya tecrübesi olmayan bir gencim.


(Ama adımız hoca yaşlılar da bize saygı duyuyor. Bir hizmeti başlatmanın heyecanını yaşıyorlardı.) Şükrü bana o zaman şu cevabı verdi. Şükrü'nün sözü hayatım boyunca hizmetlerde bulunurken devamlı kulağımda bir küpe oldu. "Ali hoca muhasebede on kuruş fazla, eksik olmaz. Gelen, giden ve kasa birbirini mutlaka tutması lazım. Şimdi burada on kuruş olarak gözüken yarın on lira, bin lira veya daha fazla olabilir. Ben bu vaziyette eve gidip uyuyamam.


Sen yeni bir çay demle. Ben yazıhaneye gideyim kollu hesap makinesini getireyim. Bir de ikimiz tek tek faturaları toplayalım. Hatayı mutlaka bulmamız lazım." Babasının yazıhanesine gitti. O yıllar meşhur olan herkeste de bulunmayan kollu hesap makinesini getirdi. Tek tek faturaları yeniden topladık. Bir faturanın sonunda bir sıfır rakamı net gözükmüyordu. Onu tespit ettik. Hesabı düzelttik. Ve ertesi gün derneğin kongresini yaptık.  


 

     Hangi cemaate, hangi gruba olurlarsa olsunlar; hizmet eden kardeşlerim, hoca efendiler, ağabeyler, il, ilçe ve bölge idarecileri (Allah rızası için bu olaydan kendimize hem ders çıkaralım hem de ibret alalım.) Milletin bize emanet ettiği parayı kullanırken ne ölçüde dikkatli olduk? Beytülmalı babasının malı gibi kullananlar yarın ebedi alemde nasıl hesap vereceğinizi hiç düşündünüz mü? Polis kilolarca altını teşhir ediyor, bizim sözde bazı tarikat mensubu insanları onları komplo olarak görmeye ve göstermeye çalışıyor. Kimsenin tarikata karşı olduğu yok. Ancak biraz olsun bazı meselelerde akıl edelim. Düşünelim. Milleti akılsız yerine, bir şey anlamaz durumunda görmeyelim. 


 

     Binlerce yıldan beri devam edip gelen Türk devletini yoksa hayalet veya uyur mu zannettiniz? Devlet her şeyi dakika dakika izler, zamanı geldiğinde de düğmeye basar. Şimdilerde yaşı benim gibi ilerlemiş ve kendisi bir işadamı olan, birçok hayra imza atan H. Şükrü Kabil'in davranışını hepimizin örnek alması gerekir. (Milletin malı olan beytülmalı usulsüz olarak kesinlikle kullanmamalıyız. Milletin parası ile asla saltanat sürülmez, menkul ve gayrimenkuller alınıp şahsa mal edilemez.)


Hizmetler esnasında Rabbim hizmet eden bütün kardeşlerimizi beytülmale ihanet etmekten muhafaza eylesin. Rıza-i ilahi için ihlas ve samimiyetle hizmet edenleri Hz. Allah (CC) muvaffak eylesin. Amin... Bilindiği gibi hizmetlerimizle alakalı olarak çeyrek asır kadar Almanya'nın Neckarsulm şehrinde kalmıştım. Önceleri hizmetlerimiz kiralık bir binada yürütülüyordu. Sonra o binayı satın aldık kısa zamanda borcunu ödedik. Eski binamızı belediyeye vererek belediyeden 6000 metrekare arsa aldık.


Uzun mücadeleler sonucu (Daha çok iç mücadele, özellikle Köln merkezde çöreklenen mühendisler saltanatını aşabilmek için. Aman Yarabbi ne türlü sıkıntılarla karşı karşıya kaldık.) Külliye inşaatımız devam ederken bir odayı büro haline getirdik. Trabzonlu işadamı Hacı Fuat Topaloğlu bir kahve makinesi getirdi. Adanalı Hacı Gani Barutçu da devamlı kahvelerini alıyordu.


Cemiyetimize hiçbir maliyet yoktu. Buna rağmen etrafta çok sevilen Kütahyalı şube başkanımız Mehmet Kayalı (hoca) ve ikinci başkan merhum Hafız Nurettin Yılmaz, sekreterimiz Ş. Bekir Ergin isimlerini yazmadığım yönetimdeki tüm arkadaşlar kahveyi Hacı Gani almış olsa da; "Arkadaşlar herkes içtiği ve ısmarladığı kahvenin parasını şuradaki kutuya atacaklar" diye karar aldılar. Ve herkes içtiği çayın ve kahvenin parasını ödediğine şahidim. (Yönetimdeki arkadaşların birçoğu hayatta, onlar da şahittirler.)


Dahası var: Cuma günleri hanımlar camiye gelir olsun diye lahmacun yaparlardı. Hanımlar ter dökerek yaptıkları lahmacunlardan bir tane olsun bedava yemezlerdi. Yedikleri lahmacunların parasını normal insanlar gibi öderlerdi. Kermeslerde hiçbir hanım veya erkek kardeşimiz ben burada çalışıyorum diye hiçbir zaman bedava kesinlikle yemezlerdi. Hele kermes günleri sabah kahvaltısı için kadınlar, erkekler gruplar halinde oturulur birlikte kahvaltılar yapılır ondan sonra da işlere başlanırdı.


Parayı ödemek için aralarında yarış olurdu, ben ödeyeceğim, yok ben ödeyeceğim diye. (Birlik, beraberlik, ihlas samimiyet vardı.) Bütün engellemelere rağmen o birlik ve samimiyet sayesinde o külliye orada oldu. Gerçekten o güzel günleri özlüyorum. Ölenlere Rabbim rahmetler, hayatta olanlara hayırlı ömürler ihsan eylesin.     

      Peki ne oldu da bugün bu güzel teşkilat bugün bu üzücü hallere düştü? Çok söylenecekler var ancak bir iki misalle yazımı bitireyim. Üstadımız Süleyman Hilmi Tunahan (KS) hazretleri: "Ben evlatlarımın kesip attıkları murdar tırnakları dünyalara değişmem derken" sonradan gelen idareciler bir nevi zulüm estirdiler.


Binlerce İmamı Rabbani evladını, Hazretimizin emek verdikleri nice hoca efendileri "yasaklı" ilan ettiler. Kurslara, camilere, cumalara almadılar, cenazelerine katılma yasakları koydular. Almanya'da bir hocaefendi yasaklanır. Kızı bir yerde kızları için baş hoca hanım. Babası yasaklandı diye kızcağızı gece sokağa attılar. Kız eşyalarımı ve kitaplarımı alayım dedi ise ona dahi müsaade etmediler?!.. Bu bir zulüm ve vicdansızlık değil de nedir? Başka bir kızımızı ise babası yasaklandı diye nişanlısından ayırdılar?..


(Bunların hepsinin ismi mahfuz) İşte bu mazlumların ahı birikti, birikti sonunda çok kötü bir sel olarak ortaya aktı. Tüm rezillikler milletin gözü önüne serildi. Son zamanlarda beytülmal dikkatlice kullanılmadı, hepsi birleşti. Eskilerimizin deyimi ile "Mazlumların ahı arşa dayandı" ve operasyon geldi. Rabbim bir an önce uyanıp hakkın, doğruların yanında yer almayı bizlere nasip eylesin. Cümleniz Mevla'ya emanet olunuz.

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle