Hakikatin sesi 33 yaşında
Bazı gazeteler vardır; bir matbaada basılır, bayilerde dağıtılır, ertesi gün unutulur.
Bazı gazeteler ise yalnızca haber vermez…
Bir döneme tanıklık eder, bir milletin hafızasına not düşer, gerektiğinde bedel öder ama inandığı hakikatten vazgeçmez. Akit, 33 yıldır işte böyle bir gazete olmanın mücadelesini veriyor.
12 Eylül 1993… Türkiye’nin siyasi, sosyal ve bürokratik vesayet kuşatması altında nefes almakta zorlandığı bir dönemde “Beklenen Vakit” ile başlayan yolculuk, bugün “Yeni Akit” adıyla devam ediyor. İsimler değişti. Manşetler değişti. Teknoloji değişti. Gazeteciliğin araçları değişti.
Fakat Akit’in hakikate bakışı değişmedi.
Çünkü bu gazetenin kuruluşunda bir ticari hesap değil, bir dava şuuru vardı.
“Kim kazanır?” diye değil… “Hak nerede?” diye soran bir anlayış vardı.
33 yıl boyunca bizi farklı kılan da tam olarak bu oldu.
Biz, güçlü olanın yanında durmayı gazetecilik zannetmedik.
Şimdi bugün birileri çıkıp, “olur mu Erdoğan’ın yanında duruyorsunuz, güçlünün yanındasınız” diyebilir..
Yanlış!.. Biz Erdoğan cezaevindeyken yanında duruyorduk.. Bugün de mazlumların umudu olduğu için yanında duruyoruz.
Geri dönelim mevzuya..
Mazlumun sesi kısıldığında mikrofon olduk.
Haksızlık karşısında kalemler susarken manşet olduk.
Milletin iradesine zincir vurulmak istendiğinde itiraz ettik.
Başörtüsü yasaklandığında, imam hatiplerin kapıları kapatıldığında, inancından dolayı insanlar ötekileştirildiğinde Akit’in sayfaları o insanların sığınağı oldu.
28 Şubat’ta bunu yaptık. Baskılar arttığında bunu yaptık.
Tehditler geldiğinde bunu yaptık. Silahlar konuştuğunda da bunu yaptık.
Çünkü biz gazeteciliği, konforlu günlerde hakikati söylemekten ibaret görmedik.
Asıl gazeteciliğin, bedel ödeme ihtimali ortaya çıktığında başladığına inandık.
Akit’in geçmişinde bunun çok ağır bedelleri var. Genel merkezinin kurşunlandığı günler…
Panzerlerin kapıya dayandığı geceler…
Gazete çalışanlarının ve dağıtıcılarının hedef alındığı dönemler…
Hukuki kumpaslarla susturulmaya çalışıldığımız süreçler…
Ve bütün bunlara rağmen geri adım atmayan bir kadro…
Bugün dönüp baktığımızda şunu daha iyi anlıyoruz, Akit’i Akit yapan, yalnızca bastığı gazete değildir. Akit’i Akit yapan, gerektiğinde o manşetin bedelini ödemeyi göze alan insanlardır.
Bu vesileyle Akit’in temelini atan merhum Mustafa Karahasanoğlu ağabeyimizi, Hasan Karakaya’yı, Yalçın Turgut Balaban’ı, Kadir Demirel’i ve bu büyük yürüyüşte emeği bulunan, bugün aramızda olmayan bütün büyüklerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum.
Onların bıraktığı miras, bir gazete logosundan ibaret değildir. O miras bize şunu söylüyor, “Hak bildiğin yolda yalnız kalsan da yürü.”
Biz de yürüyoruz.
Algı operasyonlarının araçları değişmiş olabilir. Fakat hakikati eğip bükmek isteyen zihniyetler hâlâ var. Dolayısıyla Akit’in sorumluluğu da bitmiş değildir.
Tam tersine…
33 yıl önce başlayan yürüyüş, bugün çok daha büyük bir sorumlulukla devam ediyor.
Artık yalnızca kâğıda basılan bir gazete değiliz.
Gazetemizle, internet sitelerimizle, televizyonumuzla milyonlara ulaşan büyük bir medya ailesiyiz.
Fakat büyümek, bizim için hiçbir zaman çizgimizi değiştirmek anlamına gelmedi.
Çünkü Akit’in gücü sermayeden değil, inandığı hakikatten gelir.
Biz hiçbir zaman “her devrin gazetesi” olma iddiasında olmadık.
Biz milletin gazetesi olmayı tercih ettik.
Bazen alkışlandık. Bazen hedef gösterildik. Bazen eleştirildik. Bazen yalnız bırakıldık.
Ama ne olursa olsun, bize yön veren ölçü değişmedi.. Haklı kimse onun yanında olmak. Haksız kimse karşısında durmak.
Bugün Genel Yayın Yönetmeni olarak bu büyük mirasın başında bulunmanın gururunu yaşıyorum.
Ama aynı zamanda bunun ağır bir emanet olduğunun da farkındayım.
Çünkü Akit’in başına geçmek, yalnızca bir gazetenin yönetimini üstlenmek değildir.
Bu; 33 yıllık bir hafızayı, binlerce manşeti, ödenmiş bedelleri, alın terini ve duaları omuzlamaktır.
Benim için bu görev, bir makamdan ziyade emanettir. Ve biz bu emaneti daha ileriye taşımakta kararlıyız. Daha güçlü bir Akit… Daha hızlı bir Akit… Daha etkili bir Akit…
Çünkü önümüzde hâlâ yazılacak çok hikâye var. Hâlâ duyurulması gereken mazlumların sesi var. Hâlâ karşı çıkılması gereken haksızlıklar var. Hâlâ tarihe geçirilmesi gereken manşetler var.
Ve biz biliyoruz ki; bir gazetenin ömrünü kâğıdın dayanıklılığı değil, inandığı davaya sadakati belirler.
33 yıl önce yakılan meşale bugün hâlâ yanıyorsa, bunun sebebi yalnızca Akit çalışanlarının gayreti değildir. Bu meşalenin arkasında milyonların duası, güveni ve desteği vardır.
Ve Allah’ın izniyle;
33 yıl daha değil, hakikat var olduğu müddetçe bu mücadeleyi sürdüreceğiz.
Çünkü Akit için gazetecilik bir meslekten ibaret değildir.
Akit için gazetecilik, hakikatin nöbetini tutmaktır.
33. yılımız kutlu olsun.
Ebediyete irtihal eden bütün büyüklerimizi rahmetle yâd ediyor, bu büyük yürüyüşte emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.
Ve Akit’in 33 yıllık yürüyüşünü, aynı inanç ve kararlılıkla geleceğe taşıyacağız.
Çünkü bazı yürüyüşler bir gazetenin kuruluşuyla başlamaz; bir neslin vicdanıyla başlar.
Akit, 33 yıldır o vicdanın sesidir.







