Dünya liderlerini peşinden sürükleyen lider!
Bir dünya düşünün;
Güçlünün haksız da olsa, güçsüzü ezdiği, sömürdüğü…
Bir dünya düşünün;
Zalimin yer üstü ve yer altı zenginliklerini yağmalamak için, hak sahiplerini yerle yeksan ettiği…
Bir dünya düşünün;
Kimseye bir zararı olmayan, kendi halindeki toplumların ‘demokrasi’, ‘insan hakları’, ‘eşitlik’ naraları ile acı ve gözyaşına boğulduğu…
Hiç de yabancı gelmedi değil mi?
Tam da günümüz dünyası…
İşte böyle bir dünyada,
Karşısındaki zulmün temsilcilerine “One minute” diye rest çeken,
“Dünya 5’ten büyüktür” diye kafa tutan,
“Kudüs Müslümanın kırmızı çizgisidir” diye kükreyen,
“Suriye emperyalist Batı’nın ya da uşaklarının değil, Suriye halkınındır” diye haykıran,
Bosna’da huzur, Ukrayna’da barış, Keşmir’de uzlaşma için kıvranan,
Afrika’nın yüzyıllardır sömürülen örselenmiş, yıpratılmış mazlum insanlarına, hiçbir çıkar gütmeksizin kardeşlik elini uzatan,
Bir dünya lideri var…
Hem de bizden, taaa içimizden biri…
Evet, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyorum elbette…
Pakistan halkının, “İslam dünyasının lideri, hoş geldin” diye karşıladığı,
Sudan’lıların, “Ümmetin lideri selam olsun sana” diye umut bağladığı,
Afrikalı Müslümanların, “Osmanlı’nın torunu geldi’ diyerek gözyaşı akıttığı,
‘El Turco’ lakaplı El Salvador Başkanı Nayib Bukele’nin, “Bugünkü Türkiye 20 yıl önceki Türkiye değil. Dünyaya hükmeden ruh, Erdoğan ile yeniden büyüyor” diye methiyeler düzdüğü,
Kardeş Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, “Erdoğan’ın yorulmaz faaliyeti neticesinde Türkiye dünya çapında büyük güce dönüştü. Türkiye artık öyle bir ülke ki dünya gündemini belirlemektedir” diyerek hakkını teslim ettiği,
Macaristan lideri Viktor Orban’ın, “Avrupa güçlü bir lider olduğu için Erdoğan’a cephe alıyor. Ona büyük saygı duyuyorum” dediği,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın, “Bizler kabul etsek de etmesek de Türkiye’yi neredeyse Kemal Atatürk kadar yönetmiş ve Türkiye’nin imajını belirlemiş bir lider” diyerek hayranlığını dile getirdiği,
Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun, “O çok cesur bir lider. Türk insanına aşığım” ifadeleriyle övdüğü,
Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun, “Rakipleriniz sizi eleştirmeye başlar başlamaz biliniz ki doğru yapıyorsunuz. Bu yüzden ülkenin egemenliğini ve bağımsızlığını savunurken Sayın Erdoğan’ı pek çok konuda destekliyorum” diyerek örnek aldığı,
Lübnan halkının adına yazılan şarkı ve türküler eşliğinde düğün yaptığı bir liderden bahsediyoruz…
Filistin davasının yılmaz savunucusu olan ve her platformda İsrail zorbalığını cesurca dile getiren Başkan Erdoğan, Bosna’daki krizde de gözlerin çevrildiği lider olmuştu. Batı’ya güvenmediğini dile getiren Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Milorad Dodik, “Ben yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güveniyorum” ifadelerini kullanmıştı.
Erdoğan’ın hakkını defalarca teslim eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Erdoğan için, “Delikanlı gibi ülkesinin bağımsızlığını gözetiyor. Sözleri güven veriyor” sözleriyle Başkan Erdoğan’ın ne kadar büyük bir lider olduğunu bir kez daha dile getirmişti.
Karabağ gibi, Suriye gibi, Libya gibi, Filistin gibi, Bosna gibi, Keşmir gibi dünyanın neresinde bir insani kriz varsa orada adı zikredilen medar-ı iftiharımız Recep Tayyip Erdoğan, bugün de Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan krize arabulucu olmak için kolları sıvayan ve bunda başarılı olabilecek tek dünya lideri pozisyonunda. Ukrayna Devlet Başkanı Zelinskiy’in barışa aracılık etmek isteyen Erdoğan’a yönelik “Ne zaman ararsanız hemen ordayım” sözü de dünya liderine sonsuz güvenin bir eseri.
Hatırlarsanız, Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye diş geçiremeyen Avrupa, Erdoğan ile görüşmesi için Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u görevlendirmiş, o da “Erdoğan ile her 10 günde bir konuşması gereken benim” diyerek dünya lideri ile karşı karşıya gelmekten rahatsız olduğunu dile getirmişti. ABD eski Başkanı Barack Obama da kaleme aldığı kitabında, Erdoğan ile görüşmelerinde onun, istekleri ve samimi görüntüsü karşısında zor anlar yaşadığını itiraf etmişti.
ABD’nin bütün baskılarına rağmen S-400’leri alan, Rusya’nın tüm diretmelerine rağmen Ukrayna’ya SİHA satıp, Suriye ve Libya’da at koşturan Erdoğan, Türkiye’yi 21. yüzyılın süper gücü yapma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Bir yanda ABD elçisi karşısında “I am Okey” diye geveleyen, İngiliz ajanlarla iş tutan, koltuğa oturmak için Biden’den, Avrupa’dan, Kandil’den medet umanlar, diğer yanda dünyaya “One minute” diyerek, mazlumun, mağdurun hakkını haykıran bir dünya lideri…
İçimizdekiler bilmese de, dışarıdakiler kıymetini fazlasıyla biliyor. Erdoğan’ı ümmetin lideri, mazlumun hamisi olarak kabullenen milyarlarca insan O’nun ve Türkiye’nin başarısı için dua ediyor.
Bu vesileyle Kovid-19’a yakalanan Sayın Cumhurbaşkanımıza ve kıymetli eşi Emine Hanım’a ‘geçmiş olsun’ dileklerimi iletiyor, Mevla’dan bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını diliyorum.
Siyasi üslup ve Üç Aylar’ın rahmeti
Özetle, toplumdaki karşıt düşünce ve görüşlerin uzlaştığı bilim dalı olarak ifade edebileceğimiz siyasette kullanılan üslup artık gına getirdi.
Siyasi ya da ideolojik tercihlerin farklı olması, beklentilerin birbiriyle örtüşmemesi insanın fıtratı gereğidir. Çocukluktan bu yana annelerimizden, babalarımızdan duyduğumuz “Beş parmağın beşi bir mi?” ifadesi de bunun tezahürü değil midir?
Allah-u Teala insanları farklı ırk, renk, dil ve düşünce yapısında yaratırken zaten kullarının hangi mecraya, nasıl yöneleceğini test etmek istememiş midir?
Yani farklı olabilirsin, farklı düşünebilirsin ancakkk bunu dile getirirken ya da savunurken, seninle aynı görüşte olmayan insanları aşağılama, yok sayma hakkına sahip değilsin!
Siyaset yolculuğunda esas olan, ayrımcılık yapmadan, adamcılık yapmadan, ideolojisine, rengine-diline bakmadan vatandaşı mutlu edecek argümanlar geliştirmek, toplumun refah ve huzurunu en üst seviyeye çıkarmaya çalışmaktır.
Günümüz Türkiyesinde ise maalesef, politikacılarımızın büyük ekseriyetinin rant-çıkar, adamcılık, partizanlık bataklığına saplandığını, ahlaki ve insani değerleri tozlu raflara kaldırdığını görüyoruz.
Kullanılan dil, sergilenen üslup, mesnetsiz iftiralar ve bencil politika anlayışı toplumu siyasetten ve siyasetçilerden soğutur hale gelmiştir.
Devlet yöneten ya da devleti yönetmeye talip olan siyasetçilerin, en azından mübarek Üç Aylar ve yaklaşan Ramazan ayı hürmetine üsluplarına çeki-düzen vermesini, bu iklimde oluşturulacak birlik-kardeşlik mayasını da siyasi ve içtimai hayatın bütün alanlarına yaymasını temenni ediyoruz.
Temiz siyaset, temiz toplum, büyüyen ve üreten bir ülke istiyoruz…
ÇUVALDIZ!
CHP lideri Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu arasında bir ‘yalanlama’ yarışıdır gidiyor. Kılıçdaroğlu, “Balıkçıdaki buluşmadan haberim vardı” diyor, Bay Ekrem anında yalanlıyor: “Genel Başkan’ın işi gücü yoğun. Buluşmayı nereden bilecek...” Parti içi uyum işte böyle olur!
LAFIN ÖZÜ
Samsun’da Atatürk Anıtı’na, Edirne’de Adalet Anıtı’na saldırı düzenlendi. Laikçi-Kemalist kesim anında dindar insanları suçlarken, Samsun’daki saldırganların ‘ayyaş’, Edirne’deki saldırganın ise ‘akli dengesinin bozuk’ olduğu ortaya çıktı. Yani; provokatörlerin bu defaki eli, iki ayyaş ile bir deli!



.jpeg)



