• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Demir
Hüseyin Demir
TÜM YAZILARI

TERÖRSÜZ TÜRKİYE: TAVİZ DEĞİL, DEVLET AKLI VE HUKUK

10 Ağustos 2026
A


Hüseyin Demir İletişim: [email protected]

TERÖRSÜZ TÜRKİYE: TAVİZ DEĞİL, DEVLET AKLI VE HUKUK
HÜSEYİN DEMİR 

Türkiye’nin önünde tarihi bir eşik var. On yıllardır ülkenin güvenliğini, ekonomisini, toplumsal huzurunu ve siyasal enerjisini tüketen terör meselesi, bugün ilk defa yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, devlet, Meclis ve hukuk ekseninde yeni bir safhaya taşınıyor.

Bu noktada yapılması gereken, sosyal medyanın gürültüsüne, siyasi sloganlara veya komplo senaryolarına teslim olmak değil; ortaya konulan resmî metinlere bakmaktır.

Çünkü devlet politikası söylentilerle değil, hukukî belgelerle okunur.

Bugün TBMM bünyesinde yürütülen çalışmaların merkezinde “Türkiye’yi bölmek”, “federasyon kurmak” veya “terör örgütüne siyasî statü vermek” gibi iddialardan ziyade; terörün Türkiye’nin gündeminden çıkarılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, millî birlik ve kardeşliğin pekiştirilmesi, demokrasi ve hukuk devletinin güçlendirilmesi hedefleri bulunuyor.

Daha önemlisi, TBMM’nin 18 Şubat 2026 tarihli Komisyon raporunda örgütün bütün unsurlarıyla silah bırakması ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi, sürecin “kritik eşiği” olarak açıkça ortaya konulmuştur.

Bu cümle, meselenin özüdür.


Çünkü “örgüt silah bıraktığını açıkladı” demek başka; silahların gerçekten bırakıldığının, örgütsel yapının tasfiye edildiğinin ve silahlı tehdidin sona erdiğinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından doğrulanması başka şeydir.

Devlet aklı tam da burada başlar.

Önce terör bitecek, sonra hukukî normalleşme gelecek

Türkiye’nin önündeki süreç bir “al-ver pazarlığı” şeklinde değil, belirli şartların yerine getirilmesine bağlı bir geçiş süreci olarak okunmalıdır.


TBMM Komisyonu’nun çalışma usulünde de amaç açık biçimde belirtilmiştir: Terörü Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkarmak; toplumsal bütünleşmeyi, millî birlik ve kardeşliği güçlendirmek; özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak. Komisyonun görevi ise ihtiyaç duyulan kanunî düzenlemeleri tespit ederek bunlara ilişkin çalışmalar yürütmektir.


Dolayısıyla burada birbirinden ayrılması gereken iki alan vardır:

Terör örgütünün tasfiyesi başka, vatandaşların demokratik ve hukukî hakları başka.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin hukuk önündeki eşitliği, demokratik hakları ve meşru siyasete katılımı elbette korunmalıdır. Fakat hiçbir demokratik hak, silahlı örgütlerin siyasetin üzerinde vesayet kurmasının gerekçesi olamaz.

Demokrasi, silahın gölgesinde kurulamaz.

Siyaset, silahlı örgütün uzantısı olmaktan kurtulduğu ölçüde gerçek anlamına kavuşur.


Bahçeli’nin hamlesi: Terörü siyasetin dışına çıkarmak

Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” yaklaşımının anlaşılması gereken temel noktası da budur.

Bahçeli, Terörsüz Türkiye hedefini yalnızca güvenlik açısından değil, Türkiye’nin kalkınma ve kardeşlik perspektifi açısından da değerlendirmektedir. 5 Mayıs 2026 tarihli açıklamasında bu hedefi, güvenliğe harcanan enerjinin kalkınmaya yönelmesi ve kardeşliğin Anadolu’nun her köşesinde güçlenmesi şeklinde tarif etmiştir.

Bu yaklaşımın doğru okunması gerekir.

Terörsüz Türkiye demek, terör örgütüyle devletin eşit iki aktör olarak masaya oturması demek değildir.

Tam tersine, silahlı örgütün siyasî belirleyiciliğinin sona ermesi demektir.

Bu bakımdan süreç başarılı olursa Türkiye’nin kazanacağı en önemli sonuçlardan biri yalnızca güvenlik alanında olmayacaktır. Türkiye, teröre ayırmak zorunda kaldığı insanî, ekonomik ve siyasî enerjiyi eğitimden teknolojiye, üretimden diplomasiye kadar daha geniş bir kalkınma alanına yönlendirme imkânı elde edecektir.

Asıl mesele: Devletin şartları

Bugün kamuoyunda en fazla tartışılan konulardan biri de “Türkiye taviz mi veriyor?” sorusudur.

Bu soruya verilecek en sağlıklı cevap, siyasî yorumlardan önce hukukî çerçeveye bakmaktır.

TBMM’nin raporu, af algısı oluşturacak başlıklardan uzak durulması, hukuk düzeninde belirlilik ilkesinin korunması ve kamu vicdanının gözetilmesi gerektiğini açıkça vurgulamaktadır.

Bu nedenle gelecekte atılacak her hukukî adımın da TBMM iradesiyle, açık kanun hükümleriyle ve Anayasa’nın çizdiği sınırlar içinde şekillenmesi gerekir.

Burada devletin gücü, sadece silah kullanabilmesinde değildir.

Asıl devlet gücü; güvenliği sağlarken hukuku koruyabilmek, terörü tasfiye ederken vatandaşın hukukî güvencesini güçlendirebilmek ve farklı toplumsal kesimleri ortak vatandaşlık zemininde buluşturabilmektir.


Mesele yalnızca Türkiye sınırlarıyla sınırlı değil

Terör meselesinin Irak ve Suriye boyutu da göz ardı edilemez.

Dışişleri Bakanlığı, Şubat 2026’da yaptığı açıklamada PKK’nın Irak’ın Sincar, Mahmur ve Kandil gibi bölgelerinde varlık göstermesinin Irak’ın toprak bütünlüğü ve güvenliği bakımından da tehdit oluşturduğunu belirtmiş; Türkiye’nin Irak’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini vurgulamıştır. Aynı açıklamada, PKK’nın Irak topraklarından tamamen ortadan kaldırılması yönündeki kararlılık ifade edilmiştir.

Bu yaklaşımın önemli tarafı şudur:

Türkiye bir yandan kendi güvenliğini savunurken diğer yandan komşu devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğünü de açıkça vurgulamaktadır.

Dolayısıyla Terörsüz Türkiye hedefinin bölgesel boyutu, Türkiye’nin kendi güvenliğini koruması ile bölgesel istikrar arayışının birlikte yürütülmesini gerektirmektedir.

Devlet küçülmüyor, devlet normalleşiyor

Bütün bu tabloya bakıldığında meselenin özünü başka yerde aramak gerekir.

Terörsüz Türkiye, devletin geri çekilmesi değildir.

Devletin terör karşısında kalıcı üstünlük kurmasıdır.

Devletin görevi yalnızca silahlı mücadele yürütmek değildir. Devlet; vatandaşının can güvenliğini sağlamak, hukuku işletmek, adaleti tesis etmek, ekonomik kalkınmayı mümkün kılmak ve toplumsal barışı korumaktır.

Bu nedenle terörün sona ermesi Türkiye’nin zayıflaması değil, aksine devlet kapasitesinin daha geniş bir alanda kullanılabilmesi anlamına gelir.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da ifade ettiği gibi, Komisyon raporunun ortaya koyduğu yol haritasının gereğinin yerine getirilmesi ve örgütün bütünüyle tasfiye edildiğinin, silahların bırakıldığının anlaşılmasıyla birlikte gerekli hukukî düzenlemelerin Meclis tarafından yapılması hedeflenmektedir.

Buradaki sıralama önemlidir:

Silah bırakma ve tasfiyenin doğrulanması → hukukî çerçevenin oluşturulması → toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi.

Devlet aklı budur.

Velhasılkelam: Korkularla değil, hukukla konuşalım

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey ne romantik sloganlardır ne de felaket senaryoları.

Türkiye’nin ihtiyacı açık hukuk, güçlü devlet, demokratik siyaset ve toplumsal kardeşliktir.

“Bölüneceğiz”, “federasyon geliyor”, “herkese af çıkacak” gibi iddialar ancak somut hukukî metinlerle değerlendirilebilir. Henüz gerçekleşmemiş ihtimaller üzerinden milletin korkularını büyütmek, Türkiye’nin ortak geleceğine hizmet etmez.

Aynı şekilde, terörün sona ermesi adına devletin hukukundan taviz vermesi de kabul edilemez.

Çözümün ölçüsü nettir:


Terör bitecek.
Silah bırakılacak.
Örgütsel yapı tasfiye edilecek.
Devlet bunu doğrulayacak.
Hukuk, TBMM iradesiyle işleyecek.
Demokratik siyaset silahın vesayetinden kurtulacak.
Türk’üyle, Kürt’üyle, bütün vatandaşlarıyla Türkiye ortak geleceğine yürüyecek.

İşte Terörsüz Türkiye’nin gerçek anlamı budur.

Bu, bir örgütle pazarlık projesi değil; silahlı vesayetin sona erdirilmesi, siyasetin normalleştirilmesi ve devletin hukuk zemininde güçlendirilmesi projesidir.

Türkiye’nin önündeki tarihî fırsat da buradadır.

Kırk yılı aşan terör yükünün ardından Türkiye artık enerjisini birbirine karşı kullanmak yerine üretime, bilime, teknolojiye, eğitime, adalete ve bölgesel barışa yöneltmelidir.

Çünkü güçlü Türkiye yalnızca terörsüz Türkiye değildir.

Güçlü Türkiye; terörsüz, hukuku güçlü, demokrasisi sağlam, ekonomisi üretken ve vatandaşları arasındaki kardeşlik bağı sarsılmaz Türkiye’dir.

Ve bugün asıl mesele, kimin ne söylediğinden çok şudur:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti hangi şartları koyuyor, hangi hukukî zeminde ilerliyor ve bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini kim denetliyor?

Cevap bellidir:

Söz ve karar milletindir; kararın hukukî adresi TBMM’dir; devletin güvenliği pazarlık konusu değildir.

Terörün tasfiyesiyle birlikte Türkiye’nin önünde açılacak yeni sayfa da ancak bu devlet aklı, hukuk ve millet iradesi üzerinde yükselirse kalıcı olacaktır.

Selam ve dua ile.

 

 

 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23