• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Demir
Hüseyin Demir
TÜM YAZILARI

Din ve Anlayış Arasında Kırılma: “Belirsiz Dindarlık” Tartışması

31 Ağustos 2026
A


Hüseyin Demir İletişim: [email protected]

Din ve Anlayış Arasında Kırılma: “Belirsiz Dindarlık” Tartışması

Hüseyin Demir

Bugün karşı karşıya olduğumuz sorun dinin kendisi değildir. Sorun, İslâm’ın ne söylediğini belirsizleştiren bir dindarlık anlayışıdır. Sorun; hak ile bâtıl arasındaki sınırı silen, ölçüyü muğlaklaştıran ve dinin kendi kavramlarından çekinen bir zihniyettir.

Yıllar süren eğitim, diplomalar, akademik unvanlar… Buna rağmen “Ben kimim, niçin varım, neye iman ediyorum?” sorularına net cevap veremeyen bir nesil ortaya çıktıysa, burada ciddi bir idrâk krizi var demektir. Bilgi artmış olabilir; fakat anlam derinliği zayıflamıştır.

İslâm, tarih boyunca hak ile bâtılı birbirinden kesin çizgilerle ayıran bir inanç sistemi olmuştur. Bu ayrım keyfî değildir; vahye dayanır. Kur’an, hakkı hak; bâtılı bâtıl olarak tanımlar. Bu ayrımı belirsizleştirmek, İslâm’ı güncellemek değil; etkisizleştirmektir.

Bugün “herkesin doğrusu kendine”, “kimse kimseyi yargılayamaz”, “din kişisel bir yorum meselesidir” gibi söylemler, masum ifadeler gibi sunulsa da gerçekte İslâm’ın bağlayıcı yönünü devre dışı bırakmaktadır. Oysa İslâm, yalnızca bireysel bir duygu alanı değil; inanç, ahlâk ve davranış bütünlüğüdür.

Bir toplumda maddî suçlar söz konusu olduğunda kavramlar nettir. Hırsız hırsızdır, yolsuzluk yolsuzluktur. Kimse “kavramları sert kullanmayalım” demez. Fakat din söz konusu olduğunda, asırlardır kullanılan İslâmî kavramlardan rahatsızlık duyulması, hak ile bâtıl ayrımının bilinçli olarak flulaştırıldığını göstermektedir.


Burada iki uç vardır ve ikisi de yanlıştır.

Birincisi, ölçüsüz tekfirciliktir. Bu yaklaşım, dini daraltır, insanları dışlar ve İslâm’ın rahmet boyutunu gölgeler.

İkincisi ise bugün daha yaygın olan uçtur: Her sınırı silmek, her yorumu eşitlemek, bâtılı meşrulaştırmak. Bu yaklaşım ise İslâm’ı tanınmaz hâle getirir. Çünkü sınırı olmayan bir inanç, iddia sahibi olamaz.


İslâm’a göre hak bellidir:
– Kaynağı vahiydir.
– Ölçüsü Kitap ve Sünnettir.
– Yorumu keyfî değil, ilmîdir.
– Sınırları nettir.


Bâtıl ise;
– Vahye değil hevâya dayanır,
– Hak ile karıştırılmak ister,
– Kendini meşrulaştırmak için sınırları siler.

Bu iki alan aynı değildir ve aynıymış gibi sunulamaz.

Bugün ortaya çıkan “din otoritesine başkaldıran dindarlık”, işte bu noktada belirginleşmektedir. Bu anlayış, Kur’an ve Sünnet merkezli bir ölçüyü değil; bireysel konforu, çağdaş onayı ve toplumsal alkışı esas almaktadır. Kendi sınırını çizemeyen, kendi kavramlarından utanan bir dindarlık biçimi yaygınlaşmaktadır.

Oysa İslâm, kendi iç bütünlüğü olan bir dindir. Bu bütünlük; Kitap, Sünnet, icmâ ve kıyas üzerine kuruludur. Bu dört temel dışlandığında, geriye sadece adı İslâm olan ama içi boşaltılmış bir yapı kalır.

İman, belirsizlikle korunmaz. Tereddütle güçlenmez. Hak ile bâtılın karıştığı yerde, ne sağlam bir duruş ne de sahih bir dindarlık inşa edilebilir.

Sonuç açıktır:



Bugün ihtiyacımız olan şey, ne kavramları silmek ne de insanları yaftalamaktır. İhtiyacımız olan şey; İslâm’ın ne dediğini net biçimde söyleyebilen, bâtılı bâtıl olarak tanımlamaktan çekinmeyen, ama bunu ilimle, hikmetle ve adaletle yapan bir duruştur.

Çünkü:
Hak silikleştiğinde bâtıl güçlenir.
Ölçü kaybolduğunda inanç zayıflar.
İdrak zayıfladığında iman savrulur.

Ve dua şudur:

“Allah’ım, bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et; bâtılı bâtıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip eyle.”

Selam ve dua ile.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23