Fikir, iman ve medeniyet - Modern Çağda İnsan ve Toplumun Yeniden İnşası
Fikir, iman ve medeniyet
Modern Çağda İnsan ve Toplumun Yeniden İnşası
HÜSEYİN DEMİR
Bugün Türkiye'nin ve dünyanın yaşadığı en büyük kriz, çoğu zaman ekonomik göstergeler, siyasi gerilimler veya güvenlik sorunları üzerinden tartışılıyor. Oysa bütün bunların gerisinde daha derin, daha sessiz ve daha tehlikeli bir kriz var: fikir krizi.
Bir toplum, fikir üretmeyi bıraktığında yalnızca yeni düşünceler üretme kabiliyetini kaybetmez; aynı zamanda geleceğini tasarlama iradesini de yitirir. Çünkü fikir, bir milletin pusulasıdır. Pusulasını kaybeden gemi nasıl dalgaların yön verdiği yere sürüklenirse, fikrini kaybeden toplum da başkalarının ürettiği hayat tarzının peşinden gitmeye başlar.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz ahlâkî çözülme, aile kurumundaki zayıflama, gençlerin kimlik bunalımı, tüketim bağımlılığı, yalnızlaşma, dijital bağımlılık ve toplumsal güvensizlik birbirinden bağımsız sorunlar değildir. Bunların tamamı, ortak bir kökten beslenmektedir: İnsana anlam verecek fikrî zeminin zayıflaması.
Modern dünya insana sınırsız tüketimi vaat ediyor; fakat anlam sunamıyor. Daha çok kazanmayı öğretiyor; fakat niçin yaşanacağını söyleyemiyor. Gücü kutsuyor; fakat adaleti garanti edemiyor. Hızı artırıyor; fakat huzuru çoğaltamıyor. Bilgiyi büyütüyor; fakat hikmeti aynı ölçüde geliştiremiyor.
Bugün insanlık tarihinin belki de en büyük çelişkisi budur: Bilgi çağında yaşıyoruz ama hikmet açlığı çekiyoruz.
Oysa medeniyetler teknolojiyle değil, önce fikirle yükselir. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. İslam medeniyetini büyük yapan yalnızca fetihler değildi; onu büyük yapan, Kur'an'ın inşa ettiği insan anlayışıydı. Adaleti merkeze alan hukuk anlayışıydı. İlmi ibadet sayan eğitim anlayışıydı. Ahlâkı hayatın temeline yerleştiren değerler sistemiydi.
İmam Gazâlî, ilmi ahlâktan ayırmadı. İbn Haldun, devletlerin kaderini yalnızca siyasetle değil, toplumun ahlâkî yapısıyla açıkladı. Mehmet Âkif, kurtuluşu çalışmakla birlikte vicdanın dirilişinde gördü. Necip Fazıl, fikirsizliğin bir millet için en büyük felaketlerden biri olduğunu vurguladı. Cemil Meriç, "düşünce ithal edilemez" gerçeğini hatırlattı. Sezai Karakoç ise medeniyetin ancak yeniden dirilen bir ruhla kurulabileceğini savundu.
Bugün onların eserlerini anmak elbette önemlidir; fakat asıl görev, onların yaptığı gibi kendi çağımızın meselelerine yeni cevaplar üretebilmektir.
Ne yazık ki son yıllarda tartışmalarımızın önemli bir bölümü günü kurtaran polemiklere sıkışıyor. Sosyal medya gündemleri birkaç saat içinde değişiyor; fakat eğitimin niteliği, aile kurumunun geleceği, gençlerin anlam arayışı, düşünce üretimi, bilim politikaları ve kültür inşası gibi uzun vadeli meseleler yeterince konuşulmuyor.
Oysa geleceği belirleyen şey, günlük tartışmalar değil; uzun vadeli fikirlerdir.
Bir ülkenin en büyük sermayesi doğal kaynakları değildir. En büyük sermaye; düşünen insanı, ahlâklı insanı ve üreten insanıdır. Üniversiteler diploma dağıtan kurumlar olmaktan çıkıp düşünce üreten merkezlere dönüşmedikçe, eğitim karakter inşa etmedikçe, kültür sadece tüketilen bir eğlence alanı olarak görüldükçe güçlü bir medeniyet iddiası kurulamaz.
Burada sorumluluk yalnızca devlete ait değildir.
Aileye düşen görev vardır.
Okula düşen görev vardır.
Üniversiteye düşen görev vardır.
Medyaya düşen görev vardır.
Sivil topluma, sanatçıya, akademisyene, iş dünyasına ve her vatandaşa düşen görev vardır.
Çünkü medeniyet, yalnızca devletlerin değil; toplumların ortak emeğiyle inşa edilir.
Bugün yeniden sormamız gereken soru şudur:
Çocuklarımıza nasıl bir gelecek bırakacağız?
Sadece daha fazla tüketen bireyler mi yetiştireceğiz; yoksa düşünen, sorgulayan, üreten, merhamet sahibi ve adalet duygusu gelişmiş insanlar mı?
Bu soruya vereceğimiz cevap, yalnızca bugünü değil, gelecek yüzyılı da belirleyecektir.
Kur'an-ı Kerim'in ilk emri olan "Oku!" emri, sadece harfleri okumayı değil; insanı, hayatı, tarihi ve kâinatı anlamayı da ifade eder. Yine Kur'an'ın, "Şüphesiz Allah, bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez." (Ra'd, 13/11) ilkesini hatırlamak gerekir. Gerçek değişim, zihinde ve vicdanda başlar.
İhtiyacımız olan şey, geçmişe nostaljik bir özlemle dönmek değildir. İhtiyacımız olan; köklerinden güç alan, fakat çağın meselelerine cesaretle cevap verebilen yeni bir düşünce iklimidir.
Fikir yeniden itibar kazanmalıdır.
Ahlâk yeniden hayatın merkezine yerleşmelidir.
Adalet yeniden bütün kurumların temel ilkesi olmalıdır.
Bilim, hikmetten kopmamalıdır.
Gençlik, sadece sınavlara değil; hayata hazırlanmalıdır.
Çünkü bir millet önce ekonomisini değil, önce fikrini kaybeder.
Fikrini kaybeden millet, zamanla yönünü de kaybeder.
Ama fikir yeniden doğarsa, umut da yeniden doğar.
Ve tarih göstermektedir ki büyük medeniyetler, önce büyük binalarla değil; büyük fikirlerle kurulmuştur.
Selam ve dua ile.