• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Zor zamanlar, kolay yargılar

08 Nisan 2020


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Sen veya ben değil. Hepimiz tehlikedeyiz. Hep birlikte, meşakkatli bir süreçten, zorluk derecesi hayli yüksek bir imtihandan geçiyoruz.

İnsan zor zamanlardan oluşur. İnsan hayatında, türlü zorluklar olur. Böylesi zamanlarda, “herkesin meydanı kendine” diyemeyiz. Tam aksine, gözlerimizi ve gönüllerimizi birbirimize çevirmeye ihtiyacımız var. 

İnsanın kalitesi, musibet anlarında ortaya çıkar. İnsan, yalnız olup olmadığını zor zamanlarında anlar. Bitmedi: Vefalı olup olmadığımız da zor şartlarda, zor zamanlarda kendini belli eder. Komşumuza, arkadaşlarımıza, vatanımıza ve milletimize.

Zorluklar, musibetler ve tehditler, milletin fertlerini birbirine yaklaştırır. Bütün farklılıklarımıza rağmen birbirimize sarılmak, tutunmak; ne kadar çetin olursa olsun, zorluklar karşısındaki direncimizi artırır.

Birlikte yaşamak için zorlukları beraber göğüslemek ve fedakârlığı paylaşmak şarttır. Kötü gün dostu olabilmek, sanıldığı kadar zor değildir. Zor zamanlarda muhtaçların yanında olmalıyız, düşkünlere el uzatmalıyız. İnsan veya hayvan. Tüm canlıların.

İnancımız odur ki, fedakârlık, bütün güzel işlerin atasıdır. Kalp darlığı, el darlığından daha tehlikeli ve sorunludur. Yüreğimizi bölüşmek, ekmeğimizi bölüşmekten daha büyük bir fedakârlıktır.

Zor zamanlar için şu da söylenebilir: El vermekten, bedel ödemekten kaçınanlardan sakınmak gerekir. Bu topraklar, onlara uzaktır; bu insanlar, onlara yabancıdır. Böylelerini, zor zamanlardaki tavırlarından, konuşmalarından, yazdıklarından tanırsınız. Kusur arar, bulur ve ilan ederler.

Şurası kesin: Kusur aramaktan yorulan gözler, elbette doğru ve güzel işleri göremez. Kusur aramaya başlarsak, yaratılan hiçbir şeyin, kusursuz olmadığını görürüz. 

Bir hatırlatma: “Göz, kendinden başka her şeyi görür” derler. İlla kusur arayacaksak, önce kendimizden başlayalım. 

Yeri gelmişken: Karşılıklı tahammülsüzlüğün arttığı, sosyal medya üzerinden, hayatımızın her alanına yayıldığı bir süreç yaşanıyor. İyi niyetli bir uyarıda bulunmak bile zorlaştı. Saldırmak, linç etmek için mevzide bekleyen, bir sürü ahlak yoksunu var.

Sosyal medya üzerinden her türlü yalanın, yanlışın ve fitnenin çok çabuk yayılması; ayrılığı, kötülüğü ve düşmanlığı derinleştiriyor. Yanlış anlama, anlaşılma kapısı kolay açılıyor, ama zor kapanmıyor. Hatta hiç kapanmıyor. 

Kusur aramak, tahammülsüzlük ve kırıcı olmak. Karşılıklı veya kendi aramızda. Fark etmiyor. Bunlar ne İslami ne de insani özellikler. Hal böyle olunca, soru da şu: Bu noktaya nasıl geldik, getirildik? Birbirimize karşı bu kadar acımasız olmak zorunda mıyız? Bu soruların üzerinde durmak, durmuşken de düşünmek zorundayız.

Ne yazık ki, emeğe ve alın terine gerektiği gibi hürmet etmiyoruz. Devletimizin ve devlet büyüklerimizin izzetini yeterince korumuyoruz. Etrafımız bunların yakıcı ve yıkıcı misalleriyle dolu. 

Bir örnek verelim: Batılı ülkeler, hastanelere her hastayı kabul etmiyor. Düşkünleri, muhtaçları önemsemiyor. Türkiye’de, devletimiz vatandaşını ücretsiz muayene ve tedavi ediyor. Namerde el açmıyor, açtırmıyor. “Biz bize yeteriz” diyor. Fakat bazılarına yaranamıyor. O niye öyle, bu niye böyle diyorlar.

Bir örnek daha: Batılı ülkeler, birbirinin maskesine el koyuyor. Türkiye’de, devletimiz vatandaşının ayağına ücretsiz maske götürüyor ama bazılarına yine de yaranamıyor. “Neden orası dağıtıyor?” diyen var. Hatta “neden devlet maske dağıtıyor?” diyen bile var.

İnsanlar, zor memnun olurlar. Buna karşılık, memnuniyetsizlik kolaydır. Olabilir, her şeyi beğenmek veya herkesi sevmek zorunda değiliz. Ancak kıymet bilmek, emeğe hürmet etmek, büyüklerin izzetini saymak ve korumak zorundayız. Her şeyden önce: Takip mesafesini korumak, yani saygıyı ve ölçüyü muhafaza etmek durumundayız. 

Bir fikre yahut davranışa katılmayabiliriz. Fakat ortak hassasiyetlerde buluşabiliriz. Bir ferdimizi bile feda etmeye, gözden çıkarmaya hakkımız yoktur. Yapmamız gereken, hakaret değil, itirazdır. Buna karşılık: Her eleştiriyi, saldırı veya tehdit olarak görmemeliyiz. Böyle devam etmez.

Birbirimizi, cevap yetiştirmek için değil, anlamak için dinlemeliyiz. Zor zamanların en kıymetli işlerinden biri de, “eleştiriyi ertelemesini” bilmektir. 

Unutmayalım: Ayrışmak zorunda değiliz, ancak hızlıca toparlanıp, bir olmak ve birlikte hareket etmek zorundayız. Bu topraklarda hep beraber yaşamak zorundayız. Anadolu’yu sağlam ve kalabalık, bir ve beraber tutmak zorundayız. Daha bütünlüklü olmak zorundayız. Ne pahasına olursa olsun, birlik ve beraberliğimizi korumada ısrar etmeliyiz. 

Öte yandan, herkesin tamamen aynı olmasını bekleyemeyiz. “Birlik ve beraberlik” derken bile araya bir bağlaç almak zorunda kalıyoruz. 

Zaman zaman “toplumsal barış” ifadesi gündeme geliyor, getiriliyor. Fakat barış, düşmanla yapılır. Barışmakla barışmış da olmazsınız. Belki savaş durur, ama gerginlik ve temkin devam eder. Doğru kelime, barışmak değil, kaynaşmaktır.

Bunlar, zordur ama imkânsız değildir, mümkündür. Aziz milletimiz, birçok zorluğu aştığı gibi, inşallah, bir hatıra olarak, bu musibeti de geride bırakacaktır.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Sayın Ayhan Demir

Son zamanlarda çok eksikliğini hissettiğimiz bir konu anlayış. Bunu vurguladığınız için teşekkürler size. İlk kez sizi okuyorum. Bu gazete sizin gibilerin sayısı artmalı.
  • Yanıtla

Ferit

Tavsiyeleriniz güzel. 500 yıl önce belki uygulanma şansı vardı ama günümüz dünyasında bunların uygulanma şansı yok. Sosyal bilimlerin, sosyoloji, psikoloji ve siyaset biliminin verileriyle hareket etmek lazım. İlim müminin yitik malıdır. İlim doğulu da değildir batılı da değildir. (Lâ şarqıyyetin velâ garbiyyetin.) Elin almanı, ingilizi halkını algı manipülatörlerinden korumak için neler yapıyor, bakmak lazım. İnsanlar fikirlerini söylemezse daha iyiye, daha doğruya nasıl ulaşılacak. Neyin iyi olduğu söylenek ve herkes bunu kabul edecekse, bu insan fıtratına uygun değildir. Uygulanma şansı yoktur. 5 bin yıllık yazılı tarih bunun binlerce deliliyle dolu. Bol miktarda, devlet teşvikli maske üretimi yapılıp ezcanelerde, marketlerde vb. 1-2 tl'ye satışa sunulsaydı devlet daha az masrafa girmiş olmaz mıydı?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23