• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Yücel Teşkilatı için…

03 Mart 2021


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Daha önce söylemiştik, yine söyleyelim: Türkiye, yeryüzündeki tüm mazlumların anavatanıdır. Müslüman Türk milleti, darda kalan herkesin kara gün dostudur. Ay yıldızlı al bayrak, vatanlarında hor görülen, ezilen bütün halkların sembolüdür. Onun gölgesine sığınan kurtulmuş sayılır. Uygurlardan Azerbaycanlılara, Kürtlerden Araplara, Sünnilerden Şiilere, İslamcılardan laiklere kadar dini, dili, rengi ve tabiiyeti ne olursa olsun, bu böyledir.

Balkanlardaki durum da pek farklı değil. Bosna’dan Sancak’a, Bulgaristan’dan Arnavutluk’a kadar o coğrafyada yaşayan Müslümanların hepsi, en ufak bir olayda bakışlarını Türkiye’ye çeviriyor.

Kuşkusuz, bunun birçok örneği var. Eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olan Makedonya’daki Türklerin kurduğu “Yücel Teşkilatı” mensubu olan “Yücelciler” bunlardan bir tanesidir.

Milli Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy, “Benim için iki şey mukaddestir; din ve dil” demiştir. Mehmet Akif’in “benim için” dediği, aynı zamanda, Yücelciler içindir. Onların gayesi de dinlerini, dillerini ve soylarını muhafaza edebilmek idi.

Stalin destekli Titocular ile İngilizlerin omuz verdiği kraliyet taraftarı Mihaylovistler arasındaki iktidar mücadelesinde, neticesi belli olan tek şey Müslüman Türklerin akıbetiydi. İki taraf da Müslüman Türk milletini sindirmek, mümkünse yok etmek istiyordu. 

Bu şartlar altında yapılması gereken, anavatandan yardım istemekti. Yücelciler, olan biteni anlatmak ve taleplerini aktarmak üzere, Ankara’ya bir heyet gönderdiler. Fakat dönemin başbakanı İsmet İnönü, onları elleri boş bir şekilde geri gönderdi.

İnönü’nün sözleri, yaşadıklarından çok daha ağırdı: “Misak-ı Milli hudutları dışında Türk ve Müslüman unsuru diye bir şey kabul etmiyorum. Zaman çok vahimdir. Türkiye dışarı ile uğraşmamalıdır. Türkiye’nin başını ağrıtmayın.” (Yücelciler 1947, Sayfa 16)

Anavatandan bekledikleri desteği alamasalar da, 1937 yılında Şuayp Aziz İshak önderliğinde çıktıkları yoldan dönmediler. 1941 yılında, merkez komitesi yedi kişiden oluşan, bir teşkilat kurdular.

Kur’an-ı Kerim, bayrak ve silah üzerine yemin edilerek üye olunan bu teşkilata, 1945 yılında ‘Yücel’ ismini verdiler. Teşkilat mensupları, Makedonya’nın eğitim seviyesi yüksek, ahlak ve fazilet sahibi insanlarından oluşuyordu.

Kurs, piknik ve kır gezisi adı altında bir araya gelerek Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Namık Kemal ve Yahya Kemal Beyatlı’nın eserlerini okuyorlardı. Ayrıca 23 Aralık 1944’te, logosu cami olan, Birlik isimli Türkçe bir gazete çıkarmaya başladılar. 

Müslüman Türklerin büyük bölümü, bu teşkilatın faaliyetlerine katılıyor ve destekliyordu. Bu durum Tito rejimini rahatsız etti. Yücelciler sıkı takibe alındı. Hiçbir açık bulunamayınca, mesnetsiz suçlamalarla, üç aşamalı tutuklama süreci başlatıldı. 

Birinci dalga, 19 Eylül 1947’de başladı. On yedi kişi tutuklandı. Vücutlarında darbe almamış yer kalmayıncaya kadar darp edildiler. Önceden hazırlanmış tutanakları imzalamaya zorlandılar. Avukat tutmalarına dahi müsaade edilmedi. Mahkeme tarafından tayin edilen avukatlar da hiçbir savunma yapmadı.

Beş gün süren göstermelik yargılama, 25 Ocak 1948’de neticelendi. Şuayb Aziz İshakAli Abdurrahman AliNazım Ömer Yakup ve Adem Ali Adem, “Tüm medeni ve siyasi haklarından mahrum ve mallarının müsadere edilmesi suretiyle”, idama mahkum edildiler. Geri kalanlar ise toplam 195 sene hapis cezasına çarptırıldılar.

İkinci dalga, Mayıs 1948’de başladı. Tutuklanan 29 kişiye, toplam yüz sene hapis cezası verildi. Üçüncü dalgada tutuklanan 18 kişi, nispeten ‘şanslı’ idiler. Birkaç aylık sürgün ile kurtuldular.

Mahkemenin idam kararı, 27 Şubat 1948’de infaz edildi. İdrisova Hapishanesi’nden alınan dört kahraman Türk evladı, Suşitsa’ya götürüldüler. Burada, kurşuna dizilerek, şehit edildiler. 

Azerbaycan Türklerini Boraltan Köprüsü’nde gözlerini kırpmadan Moskof’a teslim edenler, Makedonya Türklerine de kör ve sağır kaldılar. Sadece Trakya Postası isimli bir yerel gazete, 9 Mart 1948 tarihinde, bu olayı okurlarına duyurdu: “Bu haksızlıkları unutmayacağız. Üsküp’te oynanan kanlı dramdan medeniyet utansın!” (Yücel Teşkilatı, Sayfa 49) 

Neşet Ertaş şöyle söylüyor: “Bizim oralarda ‘seni seviyorum’ denmez, ‘kurban olurum sana’ denir.” 

Bugün dahi mezar yerleri bilinmeyen Yücel şehitleri, Şuayb Aziz İshak’ın ifadesiyle, gözlerini kırpmadan “milletinin kurbanı” oldular. Nazmi Ömer ise Türkiye’yi kastederek, tüm ailesini “milyonlarca erkek ve kız kardeşine emanet ederek” idama gitti. 

Özetle: Yücelciler, vatan için yaşadılar, millet için şehit oldular. Kanlarını ve canlarını davaları uğrunda kurban ettiler. Bize yani Türkiye’ye düşen ise öncelikle şehitlerimizin mezar yerlerinin tespitini, ardından itibarlarının iade edilmesini sağlamaktır.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Balkanlar’ın altın kalemi

Ayhan Demir’e sevgilerle
  • Yanıtla

Ziya

O gün İsmet İnönü'nün yaptığını bu gün Erdoğan Uygur Türklerine yapıyor. Türkiye'ye sığınan Uygur Türkleri ya zâlim Çine teslim ediliyor,ya da nereye gidersen git ülkeyi terk et deniliyor. Sayın yazar keşke bir çift söz de buna etseydin,senden benden demeden.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23