• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Nehrin Karşı Tarafına Geçmek

06 Ocak 2021


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Osmanlı tarihini okuyanlar iyi bilir ki, Boşnaklar eğer isteseydi, şu anda yeryüzünde bir tane bile Sırp kalmazdı. Fakat öyle olmadı. Boşnaklar, tarih boyunca defalarca kendilerine eziyet eden, soykırım uygulayan Sırpların kılına zarar vermediler. 

Buna karşılık: Çetnik Sırplar, kendilerini korumuş ve kollamış insanlara, ihanet etmekten çekinmediler. Osmanlı’nın bölgeden çekilmeye mecbur edilmesinin ardından, her fırsatta, yüzyıllarca beraber yaşadıkları bir milleti tarihten silmek için girişimlerde bulundular. En son 1992-1995 yılları arasında, kıyaslanamayacak bir güç farkıyla, Boşnaklara saldırdılar.

Bu uzun girizgâhtan sonra, sözü Nehrin Karşı Tarafına Geçmek isimli kitaba getirmek istiyorum. Samira Osmanbegoviç-Bakşiç hanımefendinin kaleme aldığı bu kitapta, tamamı yaşanmış, on dokuz adet Bosna savaşı hikâyesi yer alıyor. Kendisinin ve eşinin hikâyeleri de burada. (Vadi Yayınevi, Şubat 2020)

1992-95 yılları arasında Bosna Hersek’te, çok büyük suçlar işlendi. Çetnik Sırplar, akıl almaz cinayetler gerçekleştirdiler. Etnik temizlik ve soykırıma ait görüntüleri izlerken bile gözlerimiz doluyor, yüreğimiz daralıyor. Mağdurların halini varın siz düşünün.

Dile kolay: Altı Boşnak’tan dördünü öldürüp ikisine taşıttırıyorlar, sonra kalan iki genci de katlediyorlar. Srebrenitsalı Âdem Mehmedoviç, henüz 8 yaşındayken, Potoçari’den ayrılırken gördüklerini şöyle anlatıyor: “Tuzla’ya doğru giderken yol kenarında öldürülen erkekleri gördüm. Öldürülmeyi bekleyenleri de…” (Sayfa 47)

Şurası bir gerçek: Çetnik Sırplar, merhamet duygusundan yoksunlar. Kasıtlı ve soğukkanlı bir acımasızlığa sahipler. Allah, sanki bu insanların kalplerini söküp almış. Bunlar, her şeylerini şeytana satmışlar. 

Masum ve savunmasız siviller ölmüş ölmemiş; çocuklar aç kalmış kalmamış, hastalar ilaç bulmuş bulamamış; hiçbiri Çetnik Sırpların umurunda olmadı. Çocukları bile hedefe koyup, öldürdüler. Varsa yoksa kötülük, zulüm ve ölüm...

Dört yaşındaki Sanyin, o çocuklardan sadece bir tanesidir: “Komşularından biri, Sanyin’in süslenme nedenini sormuş ve o da şöyle cevap vermiş: “Süslendim, çünkü başka bir dünyaya gidiyorum.” Birkaç dakika sonra gerçekten başka bir dünyaya kavuştu.” (Sayfa 240)

Bosna savaşı esnasında, genç veya yaşlı ayırt etmeksizin insanlara tecavüz edildi. Bu olayların bazıları mağdurların ailelerinin gözleri önünde yaşandı. İşte onlardan sadece bir tanesi: “Ansızın çadırın deliğinden bir yumruk başıma indi. Yere düşmüş ve bayılmışım. Kendime geldiğimde elbisemin parçalandığını gördüm; ayaklarıma doğru kan akıyordu. Baygın halde ve lohusa iken tecavüze uğramıştım. Oğlum sürekli “Anne kalk! Gidelim buradan!” diyordu.” (Sayfa 22)

Bir başkası: “45 yaşındaydım. Askeri polis beni bir odaya zorla götürüp yerdeki battaniyeye attı. Ağladım, yalvardım. “Oğlum, çok yaşlıyım. Ben senin annen yaşındayım” dedim. Bana tecavüz eden genç, ertesi gün, benim annem olabilecek yaşta bir kadına daha tecavüz etmiş.” (Sayfa 26)

Hiçbir Müslüman, düşmanına, hele silahsız ve savunmasız ise böyle bir şey yapmamıştır, yapmaz. Fakat Çetnik Sırplar, defalarca gördüğümüz üzere, içlerindeki Türk ve Müslüman kinini hiçbir zaman kaybetmediler. Boşnaklara karşı her türlü fenalığı gerçekleştirirken, Türklerden intikam aldıklarını düşünüyor, söylüyorlardı: “Bir Çetnik, diğerine “Bak bu iğrenç Türk yerde yatıyor, az kaldı geberecek. Bıçakla boğazını kesmemiz lazım” dedi.” (Sayfa 25)

Bir hakikati daha dillendirmeli ve şunu sormalıyız: Birleşmiş Milletler Koruma Gücü-UNPROFOR, bütün bunlar yaşanırken, Sırp zulmünü seyretmekten başka ne yaptı? Hiçbir şey.

Batı dünyasının ‘adalet’ anlayışının nasıl bir şey olduğunu iyi biliyoruz: Riyakâr politikalar, türlü oyunlar, inanılmaz haksızlıklar. Saldırana değil, kendini koruyana kızmak; saldırganı masum gösterip kendini koruyanı saldırgan ilan etmek.

Bir soru daha: Küresel güçler, Bosna’daki savaşa ne zaman müdahale ettiler? Dengeler, Boşnakların lehine değiştiği zaman. 

Boşnaklar bu ‘adaleti’ yaşayarak gördüler, anladılar: “Saldırı yapanlar, öldürülenler, katledilenler; kurbanlarıyla, öldürülenlerle savaşın ardından eşit tutulmaya çalışıldı. Avrupa çalıştı, Amerika çalıştı, dünya çalıştı.” (sayfa 57)

Batılılar, Boşnaklara; sadece adalet değil, evlatlarını da borçlular. Yetimhanelerdeki çocuklar para karşılığı Avrupalılara evlatlık verildi. O çocuklara, dillerini ve dinlerini unutturdular: “Saraybosna’dan Müslüman bir kız olarak götürülen Merima Ayanciç, Mama Rita Merkezi’nde rahibe olmuş. Saraybosna’dan götürüldüğünde on yaşındaymış. Onunla yıllar yılı rahibeler ilgilendiği için kendisi de rahibe olmuş.” (Sayfa 137)

Maruz kaldıkları her türlü mezalime rağmen Boşnaklar ayakta kalmayı başardılar. Çünkü Çetnik Sırpların ve Batılı dostlarının, tüm bu zulümleri gerçekleştirirken, unuttukları önemli bir şey vardı: “Allah’ın izni olmadan kim bir milleti yok edebilir ki!” (Sayfa 216)

Boşnakları bu saatten sonra yıkabilecek tek şey, yaşananları unutmaktır. Unutmak bir milletin başına gelebilecek en kötü şeydir. Bu sebeple, Samira Osmanbegoviç-Bakşiç’in kaleme aldığı bu eser, bir milletin hafızasını diri tutma anlamında, mutlaka alınması, okunması gereken önemli bir çalışmadır. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

okur

CHP, 1937-38de benzer bir katliami tuncelide yapmisti.
  • Yanıtla

okuyucu

eğer ilk fırsatta o zalim çetnik sırpları gebertilmezse,müslümanlar bir katliama daha hazır olsun hafazanallah,bizler bazen aşırı merhmamet yüzünden kaybettik. 
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23