• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
23 Eylül 2020

Hilalin şavkı düşer karanlıklara

Bilirsiniz, mutlaka duymuşsunuzdur. Şöyle derler: “Türk’ün bileği bükülmez.” 

Milliyetçi olmamama rağmen, Allah’ın izniyle, hakikat budur. 

Aksi söz konusu olduğunda: Bükemediğimiz bileği öpmeyiz, ısırırız. Mesela; devlet büyüklerimiz, malum coğrafyaları fethederek “Turan” ülküsünü gerçekleştirecekti. Ordumuz, 1918 yılında Bakü’ye kadar gitmişti. 

Nasip değilmiş, olmadı. Geriye döndük, dönmek zorunda kaldık.

Devletimiz; Balkanlardan Kafkaslara, Orta Asya’dan Afganistan’a, Kırım’dan Uygur’a kadar, geniş bir coğrafyadan göç kabul etti, ediyor. Bir anlamda, toprak olarak değil, insan olarak; Turan ülküsünü Anadolu’da gerçekleştirmiş oldu.

Turancılıkla da ilgilenmeme rağmen, bu da böyledir.

Birde şu: Bizler, gitmek istediğimiz bir yere gidemezsek, oranın buraya gelmesine gayret ederiz. Mesela; Bosna’ya gidemedik, ama İstanbul’da Yenibosna’yı, Edirne’de Bosna köyünü ve İzmir’de Yeni Boşnak köyünü kurduk.

Bu konuyu biraz daha açalım. 

19’ncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Bosna Hersek ve Rumeli’nin diğer yerlerinden gelen muhacirlerin toplandıkları ilk durak Edirne, ikincisi İstanbul olmuştu. 

Doç. Dr. Fahriye Emgili, Boşnakların Türkiye’ye Göçleri isimli eserinde bu durumu şöyle ifade ediyor: “Muhacirler çoğunlukla Bosna’dan Belgrad’a oradan Niş ve Sofya üzerinden Edirne ve İstanbul’a gelmişlerdir.” (Bilge Kültür Sanat, Sayfa 248)

93 Harbi esnasında Edirne şehri, geçici muhacir toplanma merkezi halindeydi. Prof. Dr. Nedim İpek, Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleriisimli kitabında şöyle söylüyor: “1878 yılının ilk yarısında şehirdeki muhacir sayısının 35 bin ila 55 bin arasında değiştiği görülüyor.” (Türk Tarih Kurumu, Sayfa 44)

Prof. Dr. Tufan Gündüz, Alahimanet Bosna isimli eserinde şu bilgiyi paylaşıyor: “1907 yılında Meriç ırmağının taşması sonucu merkez kazaya bağlı Bosna köyünde 27 ev yıkılmış, bütün yemeklik ve tohumluk zahiresi de mahvolmuştur.” (Yeditepe Yayınevi, Sayfa 205)

Yeniden, Emgili hocanın kıymetli çalışmasına dönelim. 

Kitabın sayfaları arasında dolaşırken şu bilgiye rastlıyoruz: İstanbul’da Boşnakların toplu iskân edildikleri yerlerden biri de Yeni Bosna semtidir. Bölgeye, Boşnak muhacirleri yoğun olarak yerleştirildiği için, Yeni Bosna ismi verilmiştir.“ (Sayfa 292)

Bir alıntı daha: “İzmir’de Karşıyaka’ya gelen 45 Müslüman ailenin oluşturduğu “Boşnak Köyü”nün 1909’dan sonra gelen muhacirlerle nüfusunun günden güne artması üzerine de bir köy daha kurularak buraya “Yeni Boşnak” adı verildi.” (Sayfa 319)

Peki, bu konuyu niye açtım?

Bundan: Atina yönetimi de boş durmuyor. Yunanlılar, Türkiye sınırına yakın köylerinden birine “Yeni Bosna (Nea Vissa)” ismini vermişler. Yetmezmiş gibi, neredeyse köyün büyüklüğü kadar, bir haç da dikmişler. Türkiye’den de görülmesi için ışıklandırmışlar. 

Haberi okuyunca, aklıma şu geldi: Makedonlar, Üsküp şehri yakınlarındaki Vodna Dağı zirvesine, tam 66 metrelik  “Milenyum Haçı” diktiler. Bu metal yığını; ofisinizde çalışırken başınızı her kaldırdığınızda, balkonunuzda bir fincan keyif kahvesi yudumlarken veya yatağınıza uzanmış, gökyüzünü seyrederek uyumaya çalışırken karşınıza çıkıveriyor. 

Aynı ucubeden bir tane de Bosna Hersek’in Mostar şehrinde var. Şehrin batı yakasındaki Hum Dağı’nda; İspanya Barış Gücü’nün yardımlarıyla dikilen, ışıklandırılmış, devasa bir haç bulunuyor. 

Haç bahane: Her üç ucube, aslında, açık bir meydan okuma ifadesi. Fakat unuttukları bir şey var: Üsküp’ün ve Mostar’ın gönlüne İslam mührü vurulalı asırlar oldu. 

Yeri gelmişken, rahmetli Aliya İzetbegoviç’e atfen anlatılan, bir olayı da hatırlatmak isterim: Hırvat topçusu Mostar köprüsünü yıkmış, birçok cami ve İslam eserine zarar vermiştir. Ancak bu kadarı bile onlar için yeterli olmamıştır. Kendi yaşadıkları taraftaki dağın tepesine, büyükçe bir haç dikerler.

Aliya’ya, Mostar’ın Hırvat tarafında dikilen, bu haçı soruyorlar. “Ne yapalım, biz de bu haçı indirelim mi?” diyorlar. Bilge lider, gökyüzünü işaret ederek, şu tarihi cevabı veriyor: “Bu hilalden daha yükseğe dikemedikleri sürece sorun yok!”

Konuyu toparlayalım.

Yunanistan; Amerika’dan tank, Fransa’dan uçak, Almanya’dan denizaltı, İngiltere’den ve İsrail’den akıl alacağına, az biraz tarihten ders alsaydı, boşu boşuna, bu kadar masrafa ve sıkıntıya girmezdi

Hatırlatalım: Yunan ordusunu İzmir’e çıkaran donanmada Amerikan gemileri de vardı. Ancak bu durum neticeyi değiştirmedi. Yunan askerlerinin İzmir’den tahliyesinde de Amerikan gemileri görev yaptı.

Demek istediğim aslında şu: Tarih; bazen kuvvet, bazen de ibret alınacak bir zemindir. Elbette, almasını bilene. 

İdrak yolları iltihabı yaşayana söyleyecek pek bir şey yok. Allah şifa versin. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Vatandaş Ahmed

Enfes bir yazı olmuş. Bir nefeste okudum.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23