• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
25 Kasım 2020

Fast food Dayton

Yüzyılın sonunda, Avrupa’nın orta yerinde ve tüm dünyanın gözleri önünde; İkinci Cihan Harbi’nden sonraki en büyük katliamın gerçekleşeceğini hiç kimse düşünmezdi. Kimsenin aklına gelmeyeni, Çetnik Sırplar ve Ustaşa Hırvatlar gerçekleştirdiler. 1992 yılında, tepeden tırnağa silahlı Sırplar ve Hırvatlar, hiçbir şeyleri olmayan Müslüman Boşnakları yok etmeye giriştiler.

Rahmetli Aliya İzetbegoviç, Müslüman Boşnakların karşı karşıya kaldıkları hali ve verilen mücadeleyi şöyle ifade ediyor: “Gerçekten iyilik ile kötülüğün mücadelesiydi bu, insan ile canavarın mücadelesiydi.”

Onun ne kadar haklı olduğu, savaşın sona ereceğini anlayan Sırpların, kendilerine yakışır bir final yapmaya karar vermiş olmalarından anlaşılmaktadır. Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da, 8 binden fazla Müslüman Bosnalı katledildi. Bu tarihe kadar katledilenlerin sayısı, yaklaşık 25 bin kişiydi.

Sırplar ve Hırvatlar, sadece Müslümanları yok etmeye değil, Bosna’nın hafızası niteliğindeki kültür mirasını da ortadan kaldırmaya çalıştılar. Hırvat topçusunun tarihi Mostar Köprüsü’nü hedef seçmesi, tesadüf değil, bu yaklaşımın bir tezahürüdür.

Bosnalı Müslümanlar, tüm zorlu şartlara rağmen, direnişi bırakmadılar. Bütün otoriteler saldırganların kısa sürede Saraybosna’yı ele geçireceklerini işaret ederken bile vazgeçmediler.

Bosnalı Müslümanlar, sadece kendilerine uygulanan silah ambargosuna rağmen, Avrupa’nın dördüncü büyük ve donanımlı ordusunu durdurmayı başardılar. Hatta savaşın başlarında, ülkenin yüzde 70’ini kontrol altında tutan, Sırplardan topraklarını geri almaya başladılar. 

1995 yılına gelindiğinde, müthiş bir ivme yakalayan Bosna-Hersek ordusunun, Sırpları mağlup edeceği açıkça belli oldu. Ancak küresel güçler, bu savaşı, bir galibi olmadan bitirmek istiyordu. Bu doğrultuda, Bosna Hersek ordusunun ilerleyişini durdurmak için, baskılara başlandı. 

Dönemin ABD Zagrep Büyükelçisi Richard Hoolbroke, bir toplantıda, Bosna Hersek Ordusu Genelkurmay Başkanı Rasim Deliç’e şunu söylemişti: “İlerlemeniz boşuna. Elinizden gelen her şeyi yapsanız bile yüzde 51–49 sınırına dönerek aldığınız topraklardan geri çekilmek zorunda kalacaksınız.” 

Söylediği gibi oldu. Rahmetli Aliya, baskılara daha fazla direnemedi. Savaş, Batılıların planladıkları gibi, galibi olmaksızın sona erdi. Bosnalılar, Dayton Anlaşması ile neticelenen bir süreci kabul etmek zorunda kaldılar.

Aliya İzetbegoviç, bu anlaşmayı imzalama kararını nasıl aldığını şöyle anlatıyor: “Uzun hayatım boyunca pek çok iş yaptım. Ancak bugüne kadar ki en zor işim Dayton’daki anlaşma masasına oturmak oldu. Benim derdim muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, ülkeme koltuğumun altında makul bir barış anlaşması ile dönmekti. Sırplar sadece benim önerilerime ters düşen önerilerle değil, aynı zamanda tüm adalet ve insanlık duygularına ters düşen önerilerle çıkıyorlardı karşıma. Böyle bir barışı kabul etmek çok zordu. Ancak çok zor olan başka bir şey vardı; eve ‘savaşa devam ediyoruz’ cümlesi ile dönmek. Bu yapılması neredeyse imkânsız bir tercihti ve ben kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum.”

Batılılar, savaşın Müslümanlar lehine gelişeceğini çok önceden anlamıştı. Bu doğrultuda, oluşturdukları Temas Grubu üzerinden, daha 1994 yılında bir Bosna-Hersek planı hazırlamışlardı. Bu plan, saldırgan tarafın fiilen ödüllendirildiği, Bosna Hersek’in yüzde 51–49 esasına göre taksim edilmesini öngörüyordu.

25 Kasım’da paraf edilen ve 14 Aralık 1995’te, Amerika’nın garantörlüğünde imzalanan Dayton Anlaşması: Bosna-Hersek’i, Boşnak-Hırvat Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti olmak üzere iki unsurlu, federatif bir devlet olarak tanzim etti. Ülkenin bütünlüğünü sadece kâğıt üzerinde korudu. 

Barış nedir bilmeyenlerin dayatmasıyla imzalanan Dayton Antlaşması, hiçbir zaman bir ateşkesten öte gitmedi, gidemiyor. Savaşın Bosna-Hersek ve Boşnaklar üzerinde meydana getirdiği maddi ve manevi tahribat, üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ onarılamadı. 

Yıllar önce Travnik’te, “Fast Food Dayton” isimli bir dükkân görmüştüm. Dayton Anlaşması’nın ne anlam ifade ettiğini o kadar güzel anlatıyordu ki, dayanamamış fotoğrafını çekmiştim. Bu fotoğraf, bize şunu anlatıyor: Tüm fast foodlar gibi Dayton Antlaşması’nın da kalorisi yüksek ve besin değeri düşüktür. İlgi çekici olsa da sağlıksızdır; obeziteye sebep olmaktadır. Bosna Hersek’in yaşadığı birçok idari, siyasi ve ekonomik problemin temel sebebi Dayton Anlaşması’nın mevcut halidir.

Bugünkü ateşkes ortamı kimseyi aldatmasın. Bu ortamın yegâne sebebi, aynı zamanda yaşanan katliamlara göz yuman, ABD öncülüğündeki barış gücüdür. Mevcut durum, elbette, tehdidin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. 

Eski Srebrenitsa Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç, Dayton Anlaşması’yla geçirilen onca yılın ardından, gelinen noktayı şöyle özetliyor: “Şimdiye kadar ciddi bir olay yaşanmamış olmaması, Sırpların uslandığı anlamına gelmiyor. Sırp tehdidi devam ediyor.” 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Rıdvan Yıldırım

Yaşım senden büyüktür. Aslında Milli Gazete abonesiyim. Seni oradan tanıyorum yıllardır okuyorum. Balkanları yazılarından öğreniyoruz. Keşke orada devam ediyor olsaydın. Gazete adına büyük kayıp oldu.
  • Yanıtla

Sancak beyi

Boşnaklar bir devlet sahibi olabilmek için ağır bedeller ödediler. Savaş bitiren anlaşma aslında biz boşnaklarıda bitirdi. Ölü doğmuş bir devletten yirmi yıldır büyümesini gelişmesini bekliyorlar ama ölü işte. Boşuna bekliyorlar.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23