• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI

Evde huzur, evrende huzur

03 Haziran 2020


Ayhan Demir İletişim: [email protected]

Farklı bir dönemin, özel bir durumun içindeyiz. Dünya çapında bir salgın hastalık yaşanıyor. Kıyamet değilse bile, bir tufanın ortasındayız. 

Hiç bilmediğimiz ve görmediğimiz bir musibetle sınanıyoruz. Ne olacağını tam manasıyla kestiremiyoruz.

Bildiğimiz ve gördüğümüz şu: Olan bitene tamamen kayıtsız kalmak, hiçbir şey yokmuş gibi davranmak elbette mümkün değildir. 

Her zamankinden daha fazla dikkat isteyen ve hassasiyet gerektiren günlerdeyiz. Alınan önlemlere uyacak, çevremizi uyaracak ve tedbiri elden bırakmayacağız. 

Evimizde kalmak ve mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmamak, salgını yaygın hale getirmenin ve kontrol altına almanın birinci ve en önemli yoludur.

Bu çetin günlerde, sokakta işlenen suçlar  azalırken, aile içi tartışmaların ve şiddet olaylarının arttığı dile getiriliyor.

Hal böyleyken, soru şöyle oluyor: Ailelerimiz ne durumda, anne-babalar ve evlatlarımız ne yapıyor?

Çevremizdeki evliliklere, anne-babaların çocuklarıyla olan ilişkilerine baktığımızda, bazı sıkıntılar ve yanlış uygulamalar görmekte zorlanmıyoruz.

Her şeyden önce: Evde kalmak ile evde yaşamak aynı anlama gelmiyor. Her iki eylem de evde geçiyor ama aralarında farklar var. Mesela, evde kalan daralır, bunalır. Evde yaşayanlar ise faydalı işlerle meşgul olur. 

Şunu söylüyorum: Eşimize ve çocuklarımıza vakit ayırmasını bilmiyoruz. En azından salgın musibeti başlayana kadar bu böyle idi. 

Aile mensuplarına vakit ayırmak, sadece, ailece oturmak, televizyon seyredip çay içmek, kuruyemiş veya meyve yemek değildir. 

Burada, söz konusu olan şey, çocukların değil, bizim önceliğimizdir. Önceliği ve geçiş üstünlüğünü eşimize ve çocuklara verir, istediklerini yaparsak, onlara vakit ayırmış oluruz.

Okuduğumuz birçok hatıratın ve dinlediğimiz nice hatıranın sonu şöyle bitiyor: “Keşke çocuklarıma daha fazla vakit ayırmış, onlarla daha fazla ilgilenmiş olsaydım.”

Bize sadece kafası değil, kalbi çalışan insanlar da lazımdır. Nice akıllı insan vardır ki, zalimin, hayırsızın, kalpsizin önde gidenidir.

Ve eşimizle olan ilişkiler. Yani erkeğin kadınla, kadının erkekle...

Evlilik, ikiye bölünmüş bir paranın birleştirilmesi gibi bir şeydir. Parçalar tek başına kıymet ifade etmezler, geçmezler. İşe yaramaları için, bir araya gelmeleri gerekir. Kadın ve erkek de böyledir. Evlilik yoluyla, hayatlarını birleştirirler. Bir araya gelirler; bir bütün olurlar ve işe yararlar. 

Dolayısıyla, bir eşitlik söz konusudur. Ancak bu yetmez. Eşler arasında, adalet ve anlayış olmalıdır. Empati değil, anlayış göstermek, kibar olmak, vefalı hareket etmek, kıymet bilmek, hakkaniyetli davranmak.

Mutsuz aile diye bir şey yoktur. Mutlu ailenin kurallarını bilmeyen, bu kurallara uymayanlar vardır.

Çocuk, ailenin çimentosudur. Eşlerin arasında bir geçimsizlik olsa bile, çocukların hatırına bu sıkıntıya katlanılır. Bilinir ki, her sıkıntının sonu ferahlıktır. 

Bencilliğin, kişisel menfaatin ve hırsların devreye girdiği hiçbir işten hayırlı haber gelmez. Bu tür yaklaşımlar sadece arkadaşlıkları ve dostlukları değil, evlilikleri de bitirir, bitiriyor. Bunlar, çocuklarını da kendileri gibi yetiştiriyorlar, kendilerine benzetiyorlar.

Yeri gelmişken, bir hatırlatma yapalım: Bu topraklarda, çocuklar için, “vatana ve millete hayırlı olsun” diye dua edilir. Böyle bir evlilikten, vatanın ve milletin lehine ne çıkabilir? 

Dememiz o ki, erkek, akşam eve geldiğinde, “Zaten bütün gün canım çıkıyor” ile başlayan cümleler kurmamalıdır. Kadın da “Çocuklar beni canımdan bezdiriyor” diye karşılık vermemelidir.

Bu ve benzeri konuşmalar başlarsa, birbirinizin eşi değil, iş ortağı olursunuz. Birbirinizin yükünü almaz, yükünü artırırsınız. Ve bu, evliliğinizi çekilmez hale getirir.

Sıkıntılarımızdan biri de: Birçok kıymetin, güzelliğin haber değeri yok. Çoğunlukla olumsuz örnekleri, ayrılık ve kavgaları öne çıkaran bir medya dilimiz var. Mutsuz evlilikler ve boşanma davaları, mutlu evliliklerden daha fazla haber değerine sahip. Bu yaklaşım, kelebek etkisiyle, mutsuz yuvaların ve boşanmaların artmasına yol açıyor. Yuvalar dağılıyor, çocuklar ziyan oluyor. 

Mesuliyet altındayız: Ailemizin mensupları, eşlerimiz ve çocuklarımız, Allah’ın bize emanetidir. 

Emaneti korumak ile korumamak arasındaki yakıcı farkı herhalde bilmeyenimiz yoktur. Biz sadece şunu hatırlatalım: Emaneti korumak, güzel ahlakın ve iyi insan olmanın şartlarından biridir.

Eşimizi ve çocuklarımızı üzmek yahut üzüntülerini gidermemek olmaz. Onlara sahip çıkalım, koruyalım.

Evdeki huzur, evrendeki huzura açılan kapıdır.

Son sözümüz bu olsun.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

köpü peyist

Evde(yurtta) huzur(sulh), evrende(cihanda) huzur(sulh) mu be bu?
  • Yanıtla

Salih

Birde:devlet olarak evlilikleri özendirip, boşanmaları zorlaştırmalıýız.Anlaşmalı boşanma varsa insanlar anlaşarakmı evleniyorlar?İnsanlar bu yolun geri dönüşünün zor olduğunu idrak ederek eş seçimini iyi yapmalılar.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23