--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Sert kalem”i özlüyoruz!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

Bir yıl oldu..

O “Sert kalem”i kaybedeli..

Kalemi; soyadı gibi, “Karakaya” misali sert..

Günlük hayattaki davranışları ise, adı gibi. “Hasan (güzel)” idi.

“Sert kalem” nitelemesi, acaba ne derece doğru?

İçinde yaşanılan şartları hatırlamadan, “Sert kalem” tanımlaması yapmak kolay..

Hasan Abi, “Köpekleri sevdikleri kadar insanları sevseydiler” diyordu bir yazısının başlığında..

Köpekleri sevenlerin.. Köpeklerin üzerine titreyenlerin..

İnsanlara sergiledikleri zulümleri görüp de, nasıl yumuşak olunabilirdi ki?

28 Şubat sürecinde...

Oğlunun düğününde, orduevine giremeyen başörtülü annenin, gelinine bileziğini yağmur altında taktığı fotoğrafı gördükten sonra..

Nasıl yumuşak olabilirsiniz ki?

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin son sınıfına gelmiş başörtülü öğrenciler..

Rektör Kemal Alemdaroğlu’nun, sene ortasında, yasakçı damarı tuttuğunda.. “Artık sizi başörtü ile okula alamayacağız” ihtarı ile karşılaştığında..

Bu vicdansızlığın karşısında, bir gazeteci nasıl yumuşak olabilir ki?

7.4 şiddetindeki 1999 Gölcük depreminin hemen 2 ay sonrasında..

Üniversite kapısından geri çevrilen başörtülü kızlar, yaşadıkları dramı anlatmak için, “7.4 yetmedi mi?” pankartı açtılar diye..

Hürriyet gazetesinde o başörtülü öğrencilere “Fahişeler” denilerek hakaret edilmesi karşısında, nasıl yumuşak olunabilirdi ki?

Beş vakit namaz kılan Başbakan’ı itibarsızlaştırmak için.. Ona ayak diretmek için... YAŞ toplantısı akşamında, Başbakanlık’ta verilen yemeğe katılıp, “İlla rakı içeceğim” diyerek içki isteyen Güven Erkaya öldüğünde, “Hakkımızı helal etmiyoruz” demek “sertlik” miydi?

Evet; Hasan Abi’nin hangi yazısına baksanız..

Hepsinde bir isyan vardı..

Yaşanılanlara isyan..

Köpeklere sevgi ile yaklaşan, ama insanlara köpek muamelesini reva görenlere isyan..

Dindar insanları ikinci sınıf vatandaş gibi görenlere, onları üniversiteye alırken puanlarının % 20’sini silenlere isyan..

Dinini öğrenmek isteyenlere, “15 yaşından küçükler Kur’an kursuna gidemez” yasağı getirenlere gösterilen isyan..

Bu yaşanılanlara karşı, “Yumuşak karşılık verilebilinirdi” diyenler var ise..

Kusura bakmasınlar..

Bizim dinimizde, “Sol yanağına vurana, sağ yanağını çevir” denilmiyor..

Bu anlamda; Hasan Abi “Sert kalem”di..

•

Hasan Abi için “Sert kalemdi” diyen bizim mahallenin sakinleri..

“Sert kalemdi” derken, bunu bir eleştiri olarak dile getirenler..

Laikçilerin, kendi menfaatlerine aykırı gördükleri işlemlerde, nasıl pespaye hakaret sözcüklerini kullandıklarını görmezden gelirler.

“Rize’de bir heykelin yeri değiştirildi” diye..

Neler yazıldığını..

Neler çizildiğini görmek için..

Medyayı şöyle bir tarayın..

Oysa..

Herhangi bir insana, herhangi bir canlıya kötü muamele yok.

Bir insanın, temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması anlamında bir yanlış muamele yok..

Topu topu, cansız bir heykel, Rize’de bir alanın köşesinden alınıp.

Diğer köşesine konulmuş..

Bunun için bile, ülkenin altını üstüne geçirdiler..

En galiz küfür sözcükleri ile, sorumlu gösterdikl eri yöneticileri tahkir ettiler..

Ama bizler..

Kızlarımızın üniversiteye başörtü olarak gidebilmesini, % 35 oyla iktidara getirdiğimiz AK Parti döneminde bile..

10 yıl beklemek zorunda kaldık.

İHL mezunlarının üniversitelere gidebilmesi için, 10 yıl beklemek zorunda kaldık.

Bu gerçeklere rağmen..

Bu yaşanılan zulümlere rağmen..

Bu haksızlıklara rağmen..

Tek bir illegal eylemin içinde olmadan..

Bu yasakların kaldırılması için sabırla beklenildiği halde..

Yapılan eleştiriler için..

Hasan Abi’ye “Sert kalemdi” deniliyorsa..

Ne diyelim; “El hak, doğru!” diyelim..

(Hasan Abi’nin hatırasına saygım sebebi ile, bizim mahallenin de katıldığı malum nitelendirmeleri “Sert kalem” diye özetliyorum. Yoksa, “Sert kalem” ifadesinde tabii ki kızılacak bir şey yok. Ama “Sert kalem”in arkasında, hangi salvoların yapıldığını, sizler yakinen biliyorsunuz.)

•

Hasan Abi’nin pek dile getirilmeyen bir özelliği de, “vefa”sı idi..

Birlikte yola çıktığı arkadaşlarıyla ölümüne beraber oluşu idi.

Bir bakın medya sektörüne.

Şu gazeteciye, bu televizyoncuya..

Bugün A gazetesinde ise..

Yarın B gazetesinde.

Veya ertesi günü C televizyonunda..

Hasan Abi, 23 yıl boyunca..

Yol arkadaşlarını hiç değiştirmedi..

Her sayfasına emeği olduğu gazetesine güveniyordu..

Gazetesine sevdalı idi..

1999’da, “Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’i öldürtmek için mafya babası ile bir otelde buluştu” iftirası atıldığında..

6 günlük gözaltı boyunca.. (O tarihlerde, DGM savcılıklarında, şüpheli ile avukat dahi görüşemiyordu)..  

Emniyetteki “Gazeten senden hiç bahsetmiyor” psikolojik baskılarına..

“Gazetem beni yalnız bırakmaz.. Bana atılan iftirayı, hemen ilk gün manşete taşımıştır” diye cevaplıyordu..

O bize güveniyordu..

Biz ona güveniyorduk..

•

63 yaşında.

Hz. Peygamber’in bu dünyaya veda ettiği yaşta..

Hz. Peygamber’in vefat ettiği topraklarda, dünyaya veda etti..

Vefatında da, kalanlara bir mesaj verdi.. 

Gözyaşlarını dindirmek için gecelerini feda ettiği mazlumların duaları sayesinde..

İnşaallah mekanı cennettir..

Ben böyle inanıyorum.

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle