Ekrem’in rüşvetinde dut yemiş bülbüller, ‘fon’da şakıyorlar
Halk arasındaki anlatıma göre, bülbüller dut yediğinde; gagaları/gırtlakları yapışkan bir hâl aldığı için ötemez olurlarmış.
Normalde en çok öten, en gür sesli kuşlardan biri kabul edilen bülbülün ötememesi, “Dut yemiş bülbüle döndün” atasözü ile günlük dilimizde de bolca kullanılıyor.
Bir de bunun tersi var...
Konuşmayan ama bir motivasyonla makineli tüfek gibi konuşmaya başlayanlar...
“Açıldı bülbülün ağzı” der büyüklerimiz.
Veya “Dili açıldı, dili çözüldü” derler.
Her ne kadar üzülsek de, “Olmamalı idi” desek de, “Bizi mahcup etti” desek de, Fatma Betül Sayan Kaya olayı, Ekrem İmamoğlu olayında dut yemiş bülbüle dönüşen siyasetçilerimizi bir anda müthiş bir motivasyonla şakıtmaya başladı.
Milyarları hortumladığı için tutuklu yargılanan Ekrem İmamoğlu’ndan başlayın...
Fuhuş, uyuşturucu, rüşvet, kara para aklama, ne isterseniz dosyasında bulunan Muhittin Böcek’ten devam edin...
Pavyonda çalışan dansözlerini belediyede işçi gibi gösterip maaşını millete ödettiren Özkan Yalım’dan çıkın...
Bu isimlerin rezillikleri ortalığa saçıldığında dut yemiş bülbüle dönen, ağızlarından tek kelime çıkmayan, bir şey söylemek zorunda kalırlarsa “Lekelenmeme hakkı” ile başlayıp “masumiyet karinesi” ile cümleyi bitiren siyasetçilerimiz...
Mesela Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, şöyle şakımaya başlamış: “Madem şeffaflık yasası, isimleri siz açıklayın.”
Birkaç kişi belki farklı tavır almış olabilir ama..
Çok büyük bir çoğunluk, “Zeynel Bey, Betül Hanım’ın hisse aldığını ve sattığını nereden temin ettin, hangi özel bilgileri ele geçirdin? Mahremiyet nerde kaldı? İnsanların özel bilgilerini siz nerede saklıyorsunuz, insanları hangi bilgilere varıncaya kadar fişliyorsunuz?” demedi.
“Betül Hanım böyle bir yanlışı yapmış ise, bu bilginin nasıl ifşa olduğu değil, bu bilginin gerçek çıkması önemli, muhatabı da gereğini yapmalı” dedik.
Ama şimdi Zeynel Bey kaçmaya başladı. “AK Parti’de başka isimler de var” diye ortalığa pislik saçmaya kalkıştı.
Ama isimleri açıklamaya sıra gelince, “AK Parti açıklasın” diyerek ortalıktan toz olmaya çalıştı.
Betül Hanım’ı sen açıkladın. Şimdi de diğerlerini açıkla. Varsa açıkla. Yoksa çamur sıçratmaya kalkma, Zeynel bey.
Zeynel Emre’yi geçelim. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Ekrem İmamoğlu hakkında gözaltı, tutuklama, sonraki süreçte de duruşmalar aşamasına geçildiğinde bir defacık olsun ağzından “Yolsuzlukların üzerine gidilmeli, belediye başkanlarının işlediği suçlardan hesap sorulmalıdır” mealinde bir açıklama kendisinden duymamış iken..
“Üç defa olmazsa saymayız” falan demiyorum.
Bir defacık olsun bu mealde bir cümle kendisinden duymamış iken..
Yani Ekrem İmamoğlu ve CHP’nin belediye başkanları ile ilgili somut delilli suçlamalarda tam bir dut yemiş bülbül iken...
Sadece fon usulsüzlüğünün ortaya çıkma tarihinden bu yana Silivri’deki duruşmalarda 7 ayrı iş adamı, mahkeme huzurunda Ekrem İmamoğlu’na verilen rüşvetleri duruşma salonunda paraları çantalarla verdiği sanıkların da yanında anlattığı halde..
Mahmut Arıkan’dan bir defacık da olsa, “Bu rezillik nedir? Türkiye ne hale gelmiş! Bir belediye başkanı milyonlarca dolarla ifade edilen rüşveti iş adamlarından nasıl isteyebilir? Bu yolsuzluğun sonuna kadar üzerine gidilmeli, hesap sorulmalıdır” dediğini duymadık..
Ama yolsuzluğu yaptığı ileri sürülen tesettürlü birisi ise, ona saldırarak CHP’nin ekmeğine yağ sürmek, dindarları tahkir etmek isteyenlere alan açmak söz konusu ise, Mahmut Arıkan’ın birden bire dili çözülüyor.
Dut yemiş değil, şakıyan bülbül pozuna evriliyor.
Peki DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’dan Ekrem İmamoğlu aleyhine bugüne kadar kaç açıklama duydunuz?
Fon yolsuzluğu ile Ekrem İmamoğlu’nun rüşvet dosyasını kıyaslamaya kalkarsak, birisi olsun olsun 450 bin kişiyi ilgilendiriyor, diğeri 86 milyonu.
Birisi en tepe nokta olarak bakanlık koltuğuna oturtulmuş olsa da, şu an milletvekili bile değil..
Diğeri ise önümüzdeki yıllarda cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmayı amaçladığı her fırsatta söylenilen bir isim olması hasebiyle çok daha vahim bir felakete bizi götürebilecek isim.
Bu karşılaştırmaların hepsini es geçelim, ikisi de birbirine eşit yolsuzluk dosyaları diyelim.
Ekrem İmamoğlu için bugüne kadar iki cümle etmeyen Ali Babacan da şimdi bülbül gibi şakıyanlar listesine geçmiş.
“İşte yolsuzluk budur” diye başlamış. Hemen tamamı fon yolsuzluğunu işaret eden örneklerle şakımaya devam etmiş.
Ve son olarak da, aile şirketinin üzerine geçirdiği 1 milyar TL’lik iki villa için 1.5 yıldır tek açıklama yapamayan, önceki günkü duruşmada da yüzüne karşı Medicana patronu Hüseyin Bozkurt’un 4 milyon dolarlık rüşvet itirafına karşı tek kelime edemeyen, İETT için danışmanı Av. İbrahim Bülbüllü’ye verilen 380 milyon TL rüşvet itirafına cılız bir sesle de olsa itiraz edemeyen, yine dünkü duruşmada “Ekrem İmamoğlu’ndan poşet içinde yıllık 100 bin dolar maaş aldım” itirafında bulunulmasına karşı çıtını çıkartamayan Ekrem İmamoğlu da şakıyan bülbüller arasına transfer olmuş.
Soruyoruz, Süleyman Çetinsaya “500 bin dolar” diyor, ne dersin?
Dut yemiş bülbül. Çıtı çıkmıyor.
Soruyoruz, Adem Soytekin “Daireler verdim” diyor, ne dersin?
Çıtı çıkmıyor.
Soruyoruz, Hüseyin Bozkurt “4 milyon dolar verdim” diyor, ne dersin?
Çıtı çıkmıyor.
Soruyoruz, Ali Nuhoğlu “İki villayı rüşvet olarak verdim” diyor, ne dersin?
Çıtı çıkmıyor.
Ama kendisi onlarca rüşvet iddiasından yargılanmıyormuş gibi, “Üst düzey bürokrasi fon işinin içinde” diye yargıçlık taslamaya kalkıyor.
Ayaklar baş olmuş, sanıklar yargıçlığa soyunmuş!
Yolsuzlar adaletten bahsediyor...
Dolandırıcılar hak ve vicdan anlatımı yapıyor...
Heyhat...
Hani Bekri Mustafa fıkrası vardır ya...
Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam olmuş fıkrası var ya...
Bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Ama başaramayacaklar! Oynamak istedikleri oyunlar ayaklarına dolanacak.
Bu millet, kendi partisinden birilerinin suçlarından dolayı operasyon yapılınca “Siyasi amaçlı” diyen, ama iktidarın içindeki birisine suçlama gelince “Yetmez, daha fazla linç yapalım” diyenlerin riyakarlıklarını görüyor..
Kendilerinin suçlarına “Kesinleşmiş mahkumiyet kararı yok” diyerek savunma getirenlerin, başkalarına nasıl saldırdıklarını, hedef aldıkları kişilerle yetinmeyip, hedefi ne kadar büyüttüklerini bu millet görüyor..
Gazetelere çöreklenen Ekrem İmamoğlu’nun fonladığı ahlaksızların, düne kadar “İddianame ile kişi mahkum muamelesine tabi tutulamaz. Hz. Ömer adaleti ile olaylara yaklaşılmalı” derler iken..
Şimdi ortada iddianame bile olmayan konularda, nasıl yargısız infazları, kişilerin yedi sülalesine, hatta koca bir partinin üyelerine, hatta bir camiaya teşmil ettiklerini, çok iyi görüyor..
Soruyorum Ali Babacan’a, Ekrem İmamoğlu için söylemediklerinizi, şimdi fon usulsüzlüğünde niçin söylüyorsunuz?
Soruyorum Mahmut Arıkan’a, CHP’nin fuhuşcularından esirgediğiniz sözleri, şimdi fon yolsuzluğunda söylerken, hiç mi düşünmüyorsunuz?







