PKK’lı terörist ile, ona güzelleme yapan TTB’linin farkı yoktur!
Meslek kuruluşları, anayasal sistem içinde yer alan kurumlar..
Ama Barolar Birliği’nden tutun, Mühendisler Odası’na, Tabipler Birliği’ne kadar, hemen hepsi, solcuların elinde.
“Solcu”luğu da bir kenara bıraktım, terör örgütü PKK’nın sempatizanlarının elinde..
Somut örnek vereceğim..
Geçen hafta, Tabipler Birliği’nin, Raşit Tükel’in sahip ve yazıişleri müdürlüğünü yaptığı Mesleki Sağlık ve Güvenlik dergisinde yer alan bazı ifadeleri muhabirimiz Harun Sekmen haberleştirmişti.
Dergideki ifadeler, resmen PKK sempatizanlığı üzerine kurgulanmış anlatımlardı...
Yazının başlığını vereyim, siz gerisini tahmin edin.
“Çatışma ortamında barış sağlıkçısı olmak”
PKK isimli terör örgütü, eline silahı almış, devletin güvenlik güçlerine saldırıyor.
Devlet de “sivil”ler ile “teröristler”i ayırt ederek, örgüt mensupları ile amansız bir mücadeleye girişiyor.
Bu mücadele sırasında, güvenlik güçlerimizin 600’e yakın şehidi var..
Bu mücadelenin adı, bu doktorlar nezdinde, “Çatışma ortamı” oluyor.
Ahlaksızlık burdan başlıyor..
Bu ifadeyi o dergideki yazıda kullanan her kim ise, o terör sempatizanına açık açık soruyorum: “Devlet, güvenliği sağlamak için, teröristlere operasyon düzenlerse, bunun adı çatışma mı olur, ahlaksız herif!”
Adam mı, kadın mı bilmiyorum ama..
Kadınlara pozitif ayrımcılık yapalım, ve “herif” diyelim..
Ve aynı başlıktaki “barış” kelimesini soralım..
Ayşe öğretmen, Kanal D’ye Beyaz Şov’a bağlanıp, aynı edebiyatı yapmıştı..
“Barış istiyoruz” demişti.
Sorsanız PKK’ya..
Ellerinde keleş ile duruyorlar ama..
Onlar da “barış”ı istiyorlar..
“Trafik kazası var, bir polis yollar mısınız?” diye telefon edip..
Ardından olay mahalline gelen polise kurdukları tuzak ile, orada alçakça şehit ediyorlar..
Ama adları, “barış istiyor”a çıkıyor..
HDP’liler, bu alçak teröristlerin cenazelerinde boy gösterip “Barış istiyoruz” diyorlar..
Ve nasıl bir “akıl” ise..
TTB'liler de..
Teröristlere tek kelime etmeden..
Devlete çağrıda bulunup, “Barış istiyoruz” diyorlar..
Teröristleri aklayarak, elinde silah ile, askerlerimizi, polislerimizi alçakça vuran kalleşlere destek vererek, “barış” istiyorlar..
O dergideki ifadelerin sahibi olan ahlaksıza soralım, “Kobani’de DAEŞ ile barış istiyor musunuz?”
Söyle terörist yalakası..
Eğer “Biz Mevlana gibiyiz.. İnsan sevgisi ile yoğrulmuşuz. Bize silah doğrultana bile, biz ekmek veririz” diyorsanız..
Terör örgütleri arasında niye ayrım gösterip, bazılarına “ekmek” uzatmıyorsunuz?
Bana göre daha vahimi var..
Bu söylemin sahibi olan ahlaksızlar..
Devletin güvenlik güçlerine de “Katil” diyorlar..
Terör örgütüne, sözde insancıl yaklaşıyorlar ama..
Devletin güvenlik güçlerine ise, ağızlarından akan salyalarla küfür ediyor, hakaret ediyorlar..
İşte bu noktada, açıkça söylüyorum: “Benim nazarımda, elinde keleş ile güvenlik güçlerine saldıran terörist ile, teröriste destek veren bu yazıların sahipleri arasında hiçbir fark yoktur..”
•
Kendi kendimizi zaman zaman sorguluyoruz.
“Çok mu sert tavır alıyoruz” diye..
Harun Sekmen’in haberi sonrasında, hemen açıklama yapıp, bizi nefret suçu ile itham ettiklerinde de, “Acaba?” diye kendimi sorguladım..
Açıklamalarını tümü ile okuduktan sonra..
Muhabirimize, “Bir görüş bakalım, şu şu konuları ne ile izah ediyorlar” dedim.
Şifahi görüşmeyi kabul etmemiş, yazılı soru istemişler..
Yazılı soruları da yolladık..
Haberimize bir günde açıklama yollayanlar..
Sorularımıza 4 günde cevap veremediler..
“Veremediler” diyorum, 4. günde yolladıkları açıklamada bir cevap yok, çünkü..
Ne diyorlar birlikte okuyalım: “(..) yazarlar, çatışma yaşanan yerlerde görev yapan sağlıkçıların anlatımları üzerinden ‘savaşın insan bedeni, insan ruhu, insan duygu ve düşünceleri üzerindeki travmatik yönünü’ ortaya koyabilmeyi amaçlamışlardır.”
Be insafsızlar..
“Savaş” ne?
Ne savaşından bahsediyorsunuz siz?
Kendi topraklarımız içinde..
Güvenlik güçlerimiz, bölge insanının da can ve mal emniyetini sağlamak için, canını ortaya koyarak yaptığı görev kapsamındaki çalışmalarına, siz hangi mantıkla “savaş” diyebilirsiniz ki?
Her şeye rağmen..
Yine iyiniyetli olmaya çalışıyorum..
“Savaş kelimesini yanlış bir yerde kullandılar diye (insani bir çalışma niyetleri olabilir. İnsani yaklaşım var ise), buna niye tavır alalım ki” diyorum..
Ama okuyorsunuz..
Baştan aşağıya..
“Teröristlerin sağlık durumu.”
“Teröristlerin uğradığı uygulamalar.”
“Teröristlerin yaşadığı travmalar.”
Baştan aşağıya, teröristler ekseninde yazılan, sözde “insani yaklaşım”lar.
İyi de..
Alçakça katledilen güvenlik güçlerimiz için, bir satırlık “insani yaklaşım”ınız niye yok?
Teröristler mi sadece insan?
Teröristlerden çok daha önce, sizlerin, güvenlik güçlerimizin yaşadıkları travmatik durumu araştırmanız gerekmez miydi?
•
Bu oda öylesine militanlaşmış ki..
Soruyoruz kendilerine: “ ‘Kürt illeri’, ‘Halk meclisleri’, ‘Özyönetim’ kavramlarının hukuki sistemimizdeki yeri nedir?” diye, tek kelime ile cevap yok.
Soruyoruz: “ ‘Devlet tarafından şiddet kullanılarak’ ifadesi ‘barikatlarla direnilince’ ifadesini birlikte değerlendirdiğimizde, Anayasal meşru kamu birimlerinin faaliyetini ‘şiddet’, terör örgütünün yasal güvenlik güçlerine karşı silahlı hareketini ise ‘direnme’ olarak nitelenmesini nasıl izah edeceksiniz?”
Yine cevap yok..
Onlar bu sorulara cevap vermiyorlarsa..
Ama PKK sempatizanlığını sürdürüyorlarsa..
Devlete düşen de..
Bunların hakkından gelmektir..
Vesselam..







