Baro, bu militanlığın hesabını 17 Nisan’da nasıl verecek?
Adalet Bakanlığı hayal bile edilemeyecek yeniliklere imza attı.
UYAP, tıkır tıkır işliyor..
Vatandaşlar haklarında açılan davaları internet üzerinden, oturdukları yerden öğrenebiliyor..
Avukatlar, mahkemeye gitmeden, bürolarında dosyalarını inceleyebiliyorlar..
Yargıtay’a giden dosyaların durumunu öğrenmek için, Ankara’ya gitmeye, Ankara’dan birisine rica etmeye gerek yok..
Hakkari’de de olsanız.. Edirne’de de olsanız..
Oturduğunuz yerden, dosyanızın durumunu öğrenebiliyorsunuz..
Amaaa..
2016 Temmuz’unda yürürlüğe giren istinaf mahkemeleri ile ilgili dosyaların internetten takip edilmesine ilişkin uyarlama, üzerinden 7 ay geçmiş olmasına rağmen..
Henüz hayata geçirilemedi..
İnternetten dava açıyorum..
Açılan davaya cevap veriyorum..
Yargıtay’daki dosyanın karara çıkıp çıkmadığını öğreniyorum.. Kararları görebiliyorum..
Ama dosyanız istinaf mahkemesine gitmiş ise..
Kayda girmiş mi, girmemiş mi bakamıyorsunuz.
Durumu nedir, ne zaman karara çıkabilir, mahalline gitmeden, öğrenemiyorsunuz..
Böyle bir eksiklikte, baroların ne yapması gerekir?
Kıyameti kopartması gerekir..
“Bu devasa hizmetlerin yapıldığı çağda, bu atalet ne?” diyerek, Adalet Bakanlığı’nı topa tutması gerekir..
“Yargıtay için kurulan internet sitesine bir sayfa daha eklemek, kaç kuruşluk iştir?” diye sorup, istinaf mahkemeleri için de, bir internet sitesi kurulup, dosyaların takibinin ordan yapılmasının takipçisi olmaları gerekir..
Ama nerdee?
Onlar, “Anayasa değişikliğine ‘Hayır’ diyoruz” militanlığı ile meşguller..
“Anayasa değişikliğinden ‘evet’ çıkarsa.. Ülke tek adam yönetimine girer” propagandası ile meşguller..
İddialarında gerçeklik payı olsa..
“Eyvallah” diyeceğim.
İddialarının gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi yok..
Aslında mevcut baro yönetimlerinin, gerçek hayatla bir bağları yok..
İşi tamamen militanlığa dökmüşler, ideolojik saplantılarının peşinden koşup gidiyorlar..
Somut bir örnek vereceğim..
Siz de, bunların ne kadar fanatikleştiklerini görün..
“Hukuk deseniz sıfır..
Bilgi deseniz sıfır..
İlke deseniz sıfır” bir halde olduklarını siz de görün..
Somut örneğim, İstanbul Barosu’ndan..
“İstanbul Barosu Akit TV aleyhine açılan ceza davasına müdahil sıfatıyla katıldı” başlığı ile, internet sitelerine bir haber girmişler..
Davayı bire bir takip etmiyor olsam..
Ben de bu habere inanacağım..
Ama, duruşma zaptı elimde..
“Müdahil sıfatı ile katılma” diye bir şey yok..
Sadece talepte bulunmuşlar..
Mahkeme de, “Daha sonra bakarız” demiş..
Zaten kendileri de, haberin içinde bunu teyit eden bilgiyi vermişler: “Adana, Ankara, Aydın, Denizli, Gaziantep, İzmir, Sakarya barolarının da katıldığı davaya müdahale talebinde bulunuldu. Katılma taleplerinin bütün müştekilerin ifadesi alındıktan sonra karara bağlanmasına karar verilen davanın duruşması 21.06.2017 saat 09.30’a ertelendi.”
Eeee.
Hani, “müdahil sıfatı” ile katılmıştınız?
Ne oldu?
Bir dakikada niye lafı çevirdiniz?
“Müdahil sıfatı ile katılma”, bir satır aşağıda nasıl “müştekilerin ifadesi alındıktan sonra karara bağlanmasına” oluverdi?
Yoksa sizler, “müdahillik” kavramının ne anlama geldiğini bilmiyor musunuz?
Talepte bulununca, o sıfatın kazanıldığını mı sanıyorsunuz?
Mahkemenin kabul etmesine gerek olmadığını mı zannediyorsunuz?
•
Bir dakika önce söylediği ile, bir dakika sonra söylediği arasında, dağlar kadar fark olan böylesi bir baronun yetkililerinin, başka konulardaki açıklamalarına, kim itibar eder?
Anayasa değişikliğinde de..
Aynı kafa karışıklığı olmadığından, kim emin olabilir?..
Bir anlamda, sarhoşluk benzeri bir “gel-git akıl” değişiklikleri olmadığını kim söyleyebilir?
Haydi diyelim ki, Akit TV karşıtlarına moral olsun diye, daha mahkeme tarafından müdahillik talepleri kabul edilmeden, “kabul edilmiş” gibi propaganda yaptılar..
Resmen yalancılık ama..
Haydi bunu görmezden gelelim..
Haberdeki şu cümleye bakar mısınız: “Akit TV tarafından (..) alt yazısıyla yapılan yayından dolayı gazetenin sorumlu müdürü hakkında basın yoluyla Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret suçundan..”
Hani bir fıkra var ya..
“Ben bunun neresini düzelteyim” diye..
TV’deki yayın için açılan davada, gazetenin sorumlu müdürünün ne işi var?
Televizyon yayını ile ilgili ceza davasında, “Basın yoluyla” ifadesinin ne alakası var?
Sözümona avukatların meslek kuruluşu bu..
Türkiye’nin..
Hatta dünyanın en çok üyesi olan barosu bu..
35 bin üyesi olan bir baro..
Çalışırken bile demleniyorlar mıdır nedir, televizyon için açılan davada, “gazetenin sorumlu müdürü”nden bahsediyorlar..
Hukuk bilgisi sıfır..
İtibar sıfır..
İdeolojik tavırda ise zirvedeler..
“Bir yayın kuruluşundan şikayetçi olmak.. Bir TV’nin sorumlu müdürü hakkında hapis cezası verilmesini istemek.. Avukatların işi midir” konusuna hiç girmiyorum bile..
Çünkü üzerlerine vazife olan işleri yapmıyorlar.
Dolayısı ile, üzerlerine vazife olmayan işleri yaparak vakit doldurmaya kalkışıyorlar..
40 yıllık üyeleri olan bir başkan yardımcısı..
Asgari ücretli vasıfsız işçinin bir yılda ödediği vergi kadar devlete ödeme yapıyor..
Ama bir basın organını cezalandırmaya sıra gelince..
“Biz İstanbul Barosu adına, davaya müdahil olmak istiyoruz” diye celalleniyorlar..
Siz davaya müdahil olsanız ne yazar, olmasanız ne yazar?..
Çapınız bu işte..
“Televizyon yayını” ile başlayıp.. “Gazetenin sorumlu müdürü” ile devam edecek kafadan, akıl sağlığından yoksunsunuz..
Sahip çıkıyor göründüğünüz Mustafa Kemal bugün yaşasaydı..
Emin olun, sizlerden utanç duyardı..







