• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI

“Salât” nedir?

04 Ağustos 2026
A


Abdullah Yıldız İletişim: [email protected]

“Salât” nedir?

ABDULLAH YILDIZ

Namazın dünyaya ve ahirete ait, maddî ve manevi bütün faziletleri ve faydalarının sonsuz olup sayılmasının mümkün olmadığını söyleyen Elmalılı M. Hamdi Yazır, bunun bütün toplamının din dilinde “büyük sevap” adıyla anıldığını hatırlatır. Devamla der ki: (önceki bölümde) ‘namazın, imandan sonra nasıl bir ahlâkî ve sosyal prensip olduğunu ve onun üzerine ne kadar büyük bir sosyal bina kurulacağını kısaca ifade etmek istedik. O büyük binanın direği işte öncelikle ferdî namazlarla hazırlanır, düzene sokulur ve cemaatle dikilir. Ondan sonra da geri kalanı yapılır. İşte Bakara/3’teki namazı ikâme tabiri bu mühim manayı çok açık bir şekilde ifade ediyor ve hidayete aday muttakileri “yusallûne (namazı kılarlar)” diye değil, “yuqîmûne’s-salâte (namazı ikame ederler)” diye tarif, vasf ve medh ediyor. Bunlardan anlaşılır ki, bunun mealinde “namaz kılarlar” tabiriyle yetinmek doğru değildir. Burada “es-salâtu” kelimesinin “elif-lâm”ı ahd içindir ki durumu ve sınırı bilinen “İslâm namazı” demektir. Ve bu durum yani namazın nasıl kılınacağı, şartları ve rükünleri (namazın içindeki farzları), sünnet ve edepleri, mekruhları ve namazı bozan şeyler ile sıfat ve durumu “Namaz kılarken beni gördüğünüz gibi namaz kılınız.” (Buhari, Ezan 18, Edeb 27; Dârimî, Salât 42) hadis-i şerifi gereğince, Peygamber’den görülen fiilî, sözlü ve takrîrî olarak alınan sıfat ve niteliktir ki, bu nitelik ve durum ta başlangıçtan beri Müslümanlar arasında amel ile kesin bir şekilde bilinir ve din kitaplarında yazılmıştır. Ve “yusallûne” buyurulmayıp da “ahid lâmı» ile “yuqîmûne’s-salâte” buyurulmasında bu mana da açıktır. Yani “yuqîmûne’s-salâte”; “dosdoğru namaz kılarlar” demek değil; “namazı, dosdoğru kılarlar” demek olduğundan gaflet edilmemelidir.’


Elmalılı, son yıllarda içeriği sıkça tartışma konusu edilen “salât” kavramına detaylıca açıklık getirir:

“Salât” kelimesinin Arap dilinde iki kaynağı vardır. Birisi genel olarak dua manasıdır ki, “Peygamber’e salât ve selâm” dediğimiz zaman özellikle bunu anlarız. Diğeri (salv) maddesinden gelen “sallâ” fiilinin mastarıdır ki, ‘iki uyluğu hareket ettirmek’ demektir. Araplar bu manaca “sallâ” dedikleri zaman “iki uyluğunu hareket ettirdi” manasını anlarlar. Aynı şekilde “at (veya kısrak) kuyruğuyla iki uyluğunu sağa sola çarptı” denilir. Salveyn, uylukların başındaki iki tümsek kemiktir. “Sallâ”nın bu hareket ettirme manası “keffere’l-yahudiyyü” tabirine benzer. Yahudiler birbirine selam ve saygı sırasında başını eğer ve kıçını oynatıp kasığına doğru bir yan bükerlermiş ve bu şekildeki selama Arapça’da “iki uyluğu hareket ettirme” manasına “tekfîr” denirmiş. Buna göre “keffera’l-yahûdiyyü”, ‘Yahudi uyluklarını oynatıp bükerek reverans yaptı.’ demek olur. “Kâfire” kıçtaki kaba ve tıknaz iki etin ismidir ve “kâfire-teyn” tesniye (ikileme) dir. Bu şekilde “iki uyluğu hareket ettirme” manasına “sallâ” da rükû (namazda eğilme) ve secdelerde yapıldığı gibi, bizim “belini eğmek” dediğimiz “iki uyluğu hareket ettirme” manasına kullanılırmış. Demek ki Araplar, hem yahudilerin yaptığı reveranslı baş-kıç selamlarını tanırlarmış, hem de yerlere eğilerek “kandilli temennâ” usullerini. İşte lügat bakımından (biri kalp ve dil işi olan dua, diğeri de bir bedenî hareket işi olan belli fiil) iki anlama gelen “salât” kelimesi, dinde Peygamberimizden görüle geldiği üzere kalbe, dile ve bedene ait fiiller ve özel esaslardan oluşmuş gayet intizamlı, kâmil (eksiksiz) bir ibadetin ismi olmuştur ki, necâsetten (pisliklerden) temizlenme, hadesten (manevi pisliklerden) temizlenme, setr-i avret (avret yerlerinin örtülmesi), vakit, niyet, kıbleye dönmek adıyla altısı dışından başlayan şart; iftitah (başlangıç) tekbiri, kıyam (ayakta durmak), kıraet (Kur’ân okumak), rükû (eğilmek), sücûd (secdeler), teşehhüd miktarı (şehadet kelimesi getirecek kadar bir zaman) ka‘de-i âhire (son oturuş) adıyla içinde yapılan altı esas olmak üzere en az on iki farzı; Fâtiha, zamm-ı sûre (Fâtiha’ya eklenen sûre), ta‘dil-i erkân (namazın esaslarına hakkıyla uyma), ka‘de-i ûlâ (ilk oturuş) ve diğerleri gibi birtakım vacipleri; bunlardan başka birçok sünnetleri, müstehapları, edepleri, mekruhları ve müfsidâtı (namazı bozan şeyler) vardır. Sonra beş vakit ve Cuma gibi farz, vitir ve bayram gibi vacip ve diğer müekked sünnet ve gayr-i müekked sünnet, nafileler olmak üzere çeşitleri ve kısımları vardır… Cemaatle kılmak da Cuma›da farz, diğerlerinde vacip veya müekked sünnettir. Ve burada “salât”dan asıl maksat, farz olanlardır…’

(Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Bakara/3. ayetin tefsiri)


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23