Nefs muhasebesine davet!
Kendi ülkemde yaşayan azınlıkların hiçbirisinden duymadığımız, görmediğimiz ağıza alınmayacak sözleri (sosyal medya, internet, basının ve iletişim araçlarının hepsinde) tahrik, tahkir ve tehdit edercesine yayılıyor. Bu millet, yarı aydınlarca hiçbir şeye lâyık görülmüyor. Anlamadıkları için. Milletin inançlarından kopukluğu bir tarafa milletin inanç değerlerine karşı olmakla da kalmıyorlar. Emperyalizmin maşalığını yapıyorlar. Din dışı yaşayışlarını bir hayat tarzı olarak benimsemiş bu kafaların bu millete verecekleri hiçbir şey yok! Bu zihniyetle mücadelemiz her zaman devam edecek. Batıl din, muharref din kavramlarını kullanıyoruz. Tek hak din İslâm. Biz Müslümanız ve bütün dinlerin tasniflerini, tariflerini, izahlarını İslam’a göre yaparız. Her hususta en sağlam ve sıhhatli bilgi Kur’an-ı Kerim bilgisidir. Maalesef, ilim, hikmet ve erdemin kaybolduğu, cehaletin ve şiddetin yaygınlaştığı, insan onur ve haysiyetinin yok sayıldığı günlerden geçiyoruz. Toplumsal hayatı etkisi altına alan bireysellik, bencillik, egoizm dünyevileşme ve yalnızlaşma gibi sorunlar, başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere hepimizi tehdit etmektedir. Böylesi zamanlarda bize düşen; cehalet toplumunu asr-ı saadete dönüştüren Peygamber Efendimizin rahmet yüklü mesajlarını kendimize örnek almak, onu çağımızın insanıyla buluşturmaktır.
Bu ne hal! Bir türlü aşağılık kompleksinden kurtulamadık. Ömrü din düşmanlığı ile geçmiş ‘beyaz Türkler’ olarak yaşamış olanlar artık kendilerine dönsünler. Bu milletin ve ümmetin mukaddeslerine düşman olmakla kalmamış her fırsat ve her imkanda düşmanlığı fiile de taşımış bir sürü adam, bu milletin değer ve kavramlarından uzak, Batı’nın kavram ve değerleriyle okuyup, düşünüp açıklamalarda bulunarak, Haçlı psikolojisinin temsilcilerinin her türlü devlet/millet/ümmet düşmanlıklarına ortak oluyorlar. Bütün doğrular, İslam’ın özünden gelir. İslam’ın özünü yanlış bilen, tarihi-sosyolojik doğruları da öğrenemez, kendini de öğrenemez, hayatı da öğrenemez.
15 Temmuz’daki Allah için canını ortaya koyan şehitlerimize bile ‘Demokrasi Şehidi’, Gezi olaylarında ölenlere ‘gezi şehidi’ vatan, devlet düşmanı teröristlere ‘devrim şehidi’ vs. denilebiliyor. Bu ‘aydın’ geçinenlere öncelikle kavramları öğretmek şart.
Devleti korumak, milleti korumaktır. Devlete vuranlar, millete ve ümmete vurduklarının farkındalar mı? Milleti korumak, milleti millet yapan değerleri korumaktır. Meşruiyetin kaynağı, milleti millet, insanı insan yapan ve de yücelten değerlerdir. Eğer milletten, milletin kararından-iradesinden korkuyorsanız, milleti millet yapan, aileyi aile yapan, insanı insan yapan değerlerden korkuyorsunuz demektir. Batılılar, İslâm’ı tehdit ve tehlike olarak konumlandırmışlardır. İslam düşmanlığı; ruhu yok eder. Millet olma ruhunu da ümmet olma ruhunu da insan olma ruhunu da berhava eder. Uzak kaldığınız değerlerinizi kaybettiğiniz bir malınız gibi arayıp bulun. Kutsalınızı kendi mukaddeslerinizden alın. Milleti millet yapan değerlere hâiz olmadığınız müddetçe; vatan-millet düşmanlarıyla mücadele edemezsiniz. Tarih, bilgi ve kültürünüzü gözden geçirin. İmansız, Kur’an’sız bir tane kazanılmış zaferin olup olmadığını araştırın. Milletimizin diğer milletlerden üstünlüğünün menbasının ne olduğunu inceleyin. Bütün bunlardan sonra iç dünyanıza dönüp bir ‘nefs muhasebesi’ yapın! Her şeye rağmen bu millet hatadan dönenleri affeder.
Bu vatanda yaşıyoruz. ‘Toprak’da değil, ‘Karnımın doyduğu yer vatandır’ diyenlere ne anlatabilirsiniz? ‘Hedefe ulaşmakta her yol mübahtır’ diyenlere neyi izah edebilirsiniz? Toprağın; imanla, tarihle, şüheda ile rahmet ile himmet ile ‘vatan’ olduğunu hangi kafaya sokabilirsiniz ki. Milleti millet yapan değerlere önem verilseydi ve onların sosyal hayatımızı yönlendirmesi sağlansaydı böyle mi olurdu? Bir kültür emperyalizmi, bir kültür erozyonu içindeyiz. Temel yanlış ‘Batıcılık’tır. Bir makaleye sığmayan meseleler. Bütün ihtilalleri ve teşebbüsleri inceleyin (27 Mayıs’tan 12 Eylül’e, 28 Şubat’tan 15 Temmuz’a varıncaya kadar) hepsinin arkasında batasıca Batı vardır. Bütün bunları gerçekleştiren veya yapmaya çalışanlar da din düşmanıdır. Mekke ittifakının (Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan) sadece adı bile caydırıcı bir gücü tutuştururdu. Şimdiden Siyonistlerin kâbusu oldu. Hâlâ bizi biz yapan değerlerle uğraşılıyorsa, Musa (aleyhisselamın) Kur’an’daki duasına katılmaktan “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eder misin Allah’ım!” diye yalvarmaktan başka elimizden ne gelir? Bu canı, bu yuvayı, bu vatanı, bu milleti, bu ümitleri yolda bulmadık biz! “Allah’a ve O’nun Resulüne tâbi olun. Birbirinizle didişmeyin. Sonra direncinizi, mukavemetinizi, yitirirsiniz. Rüzgârınız (kuvvet ve yardımınız) da kesilir. Muhakkak sabredin (direnin), unutmayın ki Allah sabredenleri (direnenleri) sever. (8 Enfal 46)
Peygamberimizin güzel ahlakını ve çağlar üstü mesajlarını insanlıkla buluşturalım. Barış dini İslam’ın, hayat rehberi Kur’an-ı Kerim’in, rahmet peygamberi Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselamın insanlığın sığınabileceği tek liman olduğunu ısrarla anlatalım. Dinimizi ve dini değerlerimizi değil, dindarlığımızı yeniden sorgulayalım.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz bütün insanlık için bir kurtuluş pusulası ve bir hayat kılavuzudur. Peygamberimizin izi sürüldüğü, sünnetine uyulduğu, dinimiz hayat tarzımız olduğu müddetçe işte o zaman dünyamızda zulüm ve haksızlıklar sona erecek, insanlar güven içinde kardeşçe bir arada yaşayacaktır. Kimse kimsenin canına, malına, namus ve iffetine zarar veremeyecek, dünyevi ve uhrevi huzur sağlanacaktır. Rabbim bizleri ebedî kurtuluşla müjdelenen, imtihan/sınav dünyasını kazanan, “sıratı müstakîm” üzere yaşayan razı olduğu kullarından eylesin.







