--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Anadolu’nun Kur’ân Dervişi”

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
0

 

Gecesini gündüzüne katarak, bıkmadan usanmadan Kur’ân-ı Kerîm’i anlamak ve anlatmak için çalışan bir dava delisi. İlahi mesajı anlayabilmek için sabahlara kadar kitap okuyan bir hak aşığı. Anadolu’yu karış karış gezerek konferanslar veren, düzenleyen bir “uzun mesafe koşucusu”: Kemal Kelleci. Yeni kuşaklar onu “Anadolu’nun Kur’ân dervişi” veya “Sırtında Anadolu’ya tefsir taşıyan adam” gibi tanımlamalarla hatırlayacak. Onlar adına torunum Elif’e, bu fikir ve aksiyon adamı hakkında bilgi toplama görevi verdim: 

Kemal Kelleci 26 Mayıs 1934’te, Isparta’nın Yalvaç ilçesine bağlı Dedeçam köyünde doğmuş. 1948’de ilkokulu bitirdikten sonra babasının yanına gelerek yaşamaya başladığı Ankara’da, neredeyse 6 neslin Ankara’dan gelip geçişine şahit olmuş. Ankara’da Sanat Enstitüsü’ne başlamış ve zorlu şartlar altında eğitimini tamamlamış. 1970’li yıllardan itibaren çeşitli İslâmî grupların sohbetlerine katılarak Kur’an tefsiri dersleri almış; öğrendiklerini öğrencilere ve halka aktarmak için olağanüstü bir çaba göstermiş…

Askerliğini Rize’de öğretmen olarak yapan Kelleci, burada Kur’ân’ı ve İslam’ı sevdirerek insanları bilinçlendirmek amacıyla dersler, seminerler ve konferanslar vermiş…

Ankara’ya dönüşünden itibaren dönemin önemli düşünce çevreleriyle ilişki kuran Kemal Kelleci, Türk Ocakları’nda çalışmalar yürütmüş; bu süreçte Hamdi Ragıp Atademir, Nurettin Topçu, Mustafa Yazgan, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi fikir adamlarının konferanslar vermesine öncülük etmiş…


Kendisiyle yapılan bir söyleşisinde Kelleci, o yıllardaki dini atmosferi şöyle özetliyor: ‘Bizim zamanımızda 32 farz, namaz hocası gibi kitaplar vardı. Biz 54 farzı bile bilmezdik. Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin, Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirlerinin dili ağırdı... Böyle bir ortamda Bekir Karlığa’nın çevirdiği Seyyid Kutub’un “Fî-Zılâli’l-Kur’ân” tefsiri, İslami bilincin gelişmesine büyük katkı sağladı.’

Kelleci’nin önem verdiği konuların başında, dini bilgilerin halkın anlayabileceği bir dille aktarılması geliyordu. Bu sebeple, İslam’ın doğru öğrenilip anlaşılabilmesi için Necip Fazıl gibi etkili şahsiyetlerin halka ve özellikle geçlere seri konferanslar vermesi gerektiğini düşündü. Üstatla bu dönemde tanışarak onun bazı konferanslarını bizzat organize eden Kelleci, İslam’ın doğru anlaşılması için insanların doğrudan Kur’an’a yönelmesi gerektiğini savundu. 1970’li yıllardan itibaren çeşitli çevrelerin sohbetlerine katılarak Kur’an tefsiri dersleri alan Kemal Ağabey, öğrendiklerini gençlere ve halka ulaştırmak için büyük bir çaba gösterdi. Anadolu’yu şehir şehir, kasaba kasaba dolaşarak sohbetler yaptı; insanları Kur’an’ı anlamaya yönelik kitapları okumaya teşvik etti; kitaplar taşıdı. Bu faaliyetlerinin en dikkat çekici örneklerinden biri, Seyyid Kutub’un “Fî-Zılali’l-Kur’ân” adlı tefsirinin yayılmasına yaptığı katkıdır. Kelleci bu eseri neredeyse koltuğunun altında taşıyarak Anadolu’nun birçok yerinde satmış veya dağıtmıştır. Böylece eserin gençler arasında tanınmasına ve İslami düşüncenin yayılmasına önemli katkı sağlamıştır. Fî-Zılali’l-Kur’ân, o yıllarda İslam’ın yenilikçi ve değişimci yönlerinin daha geniş çevrelerde konuşulmasına vesile olmuş, bazı geleneksel tepkilere rağmen zamanla genç okuyucular arasında ciddi manada karşılık bulmuştur. 


Kemal ağabeyi iyi tanıyanlardan Metin Önal Mengüşoğlu’nun vurguladığı gibi, o; ‘Kur’an ayetlerini anlamaya çalışırken onun nerede, ne zaman, nasıl ve ne için indiğinin bilinmesini önemli bir anahtar olarak görmüştür. Böylece Kur’an’ın mesajının kendi bağlamı içinde anlaşılabileceğini düşünmüştür. Yine ona göre Kur’an’ı doğru anlamanın temelinde sahih bir inanç bulunmalı ve ilahi mesajı doğru anlamak için hurafelerden ve kulaktan dolma bilgilerden uzak, bilinçli bir iman anlayışı oluşturulmalıdır.’ 

Onun Kur’an çalışmalarında üç temel yaklaşım öne çıkmaktadır: ‘İlk olarak İslami kavramların doğru anlaşılması; ikinci olarak ayetlerin nüzul ortamına dikkat edilerek kavranması; üçüncü olarak ise öğrenilen ayetlerin yalnızca zihinde kalmaması, hayata ve davranışlara yansıması gerektiği. Bu noktada Abdullah İbn Mesud’dan gelen “Herhangi birimiz on ayet öğrendik mi, bu ayetlerin manalarını iyice kavrayıp yaşayışımıza tatbik etmeden diğer ayetlere geçmezdik.” rivayeti belirleyici olmuştur.’ 

Kemal ağabeyin önde gelen özelliği, fikirleri yalnızca benimsemekle kalmayıp bunların genç kuşaklara ulaşması için fiilen çalışmasıdır. O, hayatının son dönemlerinde de aynı gayreti sürdürmüş ve gençlere şu tavsiyede bulunmuştur: “Durmadan dinlenmeden Allah’ın Kitabı’nı elinizden ayırmayın.”

Allah rahmet eylesin. Mekânı Firdevs olsun.

 

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle