Bir İmam-Hatip ve namaz sevdalısının ardından…
Bir İmam-Hatip ve namaz sevdalısının ardından…
ABDULLAH YILDIZ
Geçen hafta Dâr-ı Bekâ’ya göçen İmam-Hatip sevdalısı, namaz aşığı Bilal Bilecik hocamızın ardından “Namaz Gönüllüsü” Zehra Türkmen Hanımefendi vefa yüklü bir yazı kaleme aldı:
“Aksaray’da güzel bir Müslüman, davasına gönülden bağlı bir eğitim neferi Hakk’a uğurlandı. Aralık 2015’de Ensar Vakfı-Namaz Gönüllüleri Platformu iş birliğiyle namaz seminerleri gerçekleştirmek üzere Aksaray’daydık.
Bilal Hoca ile Aksaray’da beş gün boyunca, neredeyse bütün köy ve kasabalardaki imam- hatipleri dolaşarak seminerler yapmıştık. O beş gün, onun nasıl bir insan olduğunu, işine nasıl bir ciddiyet ve titizlikle yaklaştığını yakından görebilmiştik. Her gittiğimiz yerde insanlarla kurduğu samimi iletişim, eğitime ve gençlere verdiği önem hemen fark ediliyordu. Yorulmadan, usanmadan bir okuldan diğerine gidiyor, gençlerin geleceği için elinden gelen gayreti gösteriyordu. Bilal Hoca’nın yıllar önce verdiği emeğin en güzel karşılıklarından bir kısmına o ziyaretlerimiz sırasında şahit olduk. Gittiğimiz okullardaki eğitimcilerin birçoğu Bilal Hoca’nın öğrencileriydi. Yıllar önce onun yetiştirdiği öğrenciler, bugün okullarda öğretmen ve yönetici olarak görev yapıyordu. Onları yıllar sonra farklı görevlerin başında görmek, emeklerin yıllar geçse de kaybolmadığını gösteriyordu. Bir öğrencisinin hayatına dokunması ve onu başkalarına faydalı olacak bir insan olarak yetiştirmesi, Bilal Hoca’nın eğitim anlayışının en güzel örnekleriydi.
Bu yüzden gittiğimiz her okulda Bilal Hoca’ya çok büyük bir saygı ve muhabbet vardı. Öğretmenlerin ona nasıl hürmet ettiklerini, etrafında nasıl bir sevgi halkası oluşturduklarını görmek gerçekten çok etkileyiciydi. İnsanların onu sadece eski bir öğretmen olarak değil, hayatlarında iz bırakmış bir büyüğe ve yol göstericiye duyulan sevgiyle karşılamaları dikkat çekiciydi. İnsanın arkasında bıraktığı en büyük mirasın makam, mevki veya mal değil; yetiştirdiği güzel insanlar olduğunu bir kez daha anlamıştık. Asıl kalıcı eser, insan yetiştirmek ve onların iyiliklerini sonraki nesillere taşıyabilmelerine vesile olmaktı.
Bilal Hoca’nın imam-hatip mücadelesinin ise ayrı bir yeri vardı. 28 Şubat’ın o soğuk günlerinde imam- hatiplerin kapısına kilit vurulduğu, insanların bu okullardan ve davadan ümidini kesmeye başladığı günlerde Bilal Hoca ve arkadaşları, bütün zorluklara rağmen geri çekilmemişlerdi. O günlerin şartları kolay değildi. Ancak onlar, yaşanan tüm sıkıntılara rağmen inandıkları davadan vazgeçmemiş, imam- hatiplerin tekrar güçlenmesi için mücadele etmişlerdi. Kasaba kasaba, köy köy, mahalle mahalle dolaşmışlardı. Bir yıl boyunca çalmadık kapı bırakmamışlar, ailelerle tek tek konuşmuşlar, çocuklarını imam-hatiplere göndermeleri için çalışmışlardı. Bazan karşılık bulamamış, yeniden anlatmak zorunda kalmışlar; fakat sabırlarını ve umutlarını kaybetmemişlerdi. O ilk yıl, bütün çabaların sonunda okula sadece 7 öğrenci kayıt yaptırabilmişti. Ama onlar 7 kişiyi az görmediler. Vazgeçmediler. İkinci yıl 7 sayısı 35’e ulaşmış; aileler yavaş yavaş ikna olmuş, insanlar tekrar umutlanmış, imam-hatiplerin kapıları yeniden çocukların sesleriyle dolmaya başlamıştı. Bu küçük görünen sayı, aslında büyük bir mücadelenin ve sabrın sonucuydu. Yıllar içinde bu çabanın nasıl büyüdüğünü görmek, ilk adımın ne kadar önemli olduğunu da gösteriyordu. Ve yıllar sonra, Aralık 2015’te, bir zamanlar sesi kesilmek istenen imam- hatiplerin koridorlarında yeniden çocuk sesleri vardı. Sınıflardan Kur’an-ı Kerim sedaları yükseliyor, dualar ve güzel sözler bu okulların duvarlarında yankılanıyordu. Bu manzara, Bilal Hoca ve arkadaşlarının yıllar önce verdiği mücadelenin ne kadar anlamlı olduğunu adeta gözler önüne seriyordu. O gün gördüğümüz tablo, yalnızca bir okulun veya birkaç öğrencinin hikâyesi değildi. Aynı zamanda inancın, sabrın, fedakârlığın ve eğitim için verilen emeğin yıllar sonra nasıl güzel sonuçlara dönüşebileceğinin canlı bir örneğiydi.
Bilal Hoca’nın ardından geriye yetiştirdiği insanlar, dokunduğu hayatlar ve verdiği mücadelenin izleri kaldı. Bu nedenle Bilal Hoca’yı hatırlamak, sadece geçmişte yaşananları anlatmak değil, onun bıraktığı emaneti ve sorumluluğu da hatırlamak demektir. Onun gayreti, bugün aynı yolda yürüyenlere örnek olmaya devam edecektir. Allah kendisine rahmet eylesin, mekânını cennet eylesin. Geride bıraktığı güzel insanlar ve hayırlı hizmetler, onun adına yaşamaya devam etsin. Bizlere de onun güzel hatırasını yaşatmak ve bu anlayışı gelecek nesillere aktarmak düşüyor.”