• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI

Terörsüz Türkiye’den Mekke İttifakı’na

11 Ağustos 2026
A


Abdullah Yıldız İletişim: [email protected]

Terörsüz Türkiye’den Mekke İttifakı’na
ABDULLAH YILDIZ 

Geçen hafta millet ve ümmet olarak iki güzel gelişme ile bahtiyar olduk: Türkiye’de TBMM’de yapılan bir dizi görüşmeler sonucunda “Milli Dayanışma ve Kardeşlik Belgesi”nin yasal çerçeveye kavuşması ile “Terörsüz Türkiye” sürecinde uygulanma aşamasına gelindi. Müslüman dünyada ise 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’de bir araya gelen Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan liderleri “Mekke Savunma İttifakı” Antlaşmasını imzaladılar. Gerek “İslâm Birliği” ve gerekse “Müslüman Kardeşliği” yönünde atılan bu çok önemli adımlar doğrusu hepimizi sevindirdi, umutlandırdı. Kimi ırkçı ve seküler çevreler ile bazı müzmin muhalifler ise bu güzel gelişmelerden rahatsız oldular ve çeşitli endişelerini dile getirdiler.

Okuyucularım çok iyi bilirler ki, bu sütunda sıkça yazdığımız üzere, “İslam Birliği”ni de “kardeşlik ve dayanışma sürecini” de hep destekledik. Bu duruşumuzun Kur’ânî temellerini bir kez daha hatırlatalım:

• Hâlik-ı Zü’l-Celâl bizleri bir erkek ile bir dişiden yarattı ve birbirimizle tanışalım diye de insanları şubelere (kavimlere) ve kabilelere ayırdı (Hucurat, 49/13). Dikkat! Rabbimiz bizi birbirimize karşı övünelim diye değil, sadece “tanışalım” diye şubelere, kavimlere ve kabilelere ayırdı. İlgili ayetin devamında da insanlar arasında üstünlük ölçüsünün ırk ve soy değil “takvâ” olduğu beyan edildi. 

• Rûm suresinin 22. ayetinde ise, dillerimiz ve renklerimizin farklılığı “Allah’ın âyetleri” olarak nitelendi. Yani dil ve renklerimiz ayrımcılık, dışlama ve küçümseme vesileleri değil, Allah’ın yarattığı ayetler yani mucizelerdir. Allah’ın (c.c.), kullarına bahşettiği lisanı veya deri rengini beğenmemek kimin haddinedir? 

• Yüce Rabbimiz bizim için “Din” olarak, yani ‘hayatımızın bütün alanlarına yön veren kurallar bütünü ve yaşam biçimi’ olarak İslâm’ı seçmiş ve yalnızca İslâm’a razı olmuştur (Mâide, 5/3). 


• Allah Teâlâ İslâm’ı özgür irademizle tercih edip teslim olduğumuz için bizleri “Müslümanlar” olarak isimlendirmiştir (Hacc, 22/78). Bu ilahi kimlik tanımlaması, önüne ya da sonuna ek kabul etmez.


• Yüce Yaratıcı, “Müminler ancak kardeştirler” buyurmuş ve peşinden şunu emretmiştir: “Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine kavuşasınız.” (Hucurat, 49/10).

• Kur’ân-ı Kerim, Müslümanlara şu ilahi talimatı hatırlatmıştır: “Allah’a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin! Sonra gevşersiniz ve rüzgârınız (gücünüz, devletiniz) gider…” (Enfâl, 8/46)

• Yine Kur’ân, iman edenlere şöyle buyurur: “(Ey mü’minler!) Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan şu nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmandınız; derken Allah kalplerinizi kaynaştırdı da O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz.” (Âl-i İmrân, 3/103)

Bu bilgilerden hareketle deriz ki: Bizler Türk-Kürt-Arap vb. farklı kavim veya ulus isimlerimizle ve farklı renklerimizle tanışır, farklı dillerimizle konuşuruz; ama bunları bir üstünlük unsuru olarak görmeyiz. Din olarak İslam’ı seçtiğimiz için de “Müslümanlar” ismini alırız. “Millet” kelimesi, ‘din, inanç, ilahi hükümler, şeriat, ümmet’ manalarına geldiği için Müslümanlara “İslâm Milleti” de denilir. Millet, ‘dinin hayat bulmasıdır’; bir dine dayalı hayat tarzıdır. “Sen onların milletine (dinine) tabi olmadıkça, Yahudiler ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.” (Bakara, 2/120) ayeti bu tanımlamayı berraklaştırır. “Ümmet” ise, aynı yer ve zamanda aynı dine bağlı insanların oluşturduğu topluluk anlamında Kur’an’da sık geçer. İslâm Ümmeti; “iyiliği emreden ve kötülüğü önlemeye çalışan, insanlık içerisinden çıkarılmış en hayırlı ümmet”tir (Âl-i İmrân, 3/110). İslâm ümmeti, Resulüllah’a (s.a) nispetle “Ümmet-i Muhammed” olarak da isimlendirilir. Üstünlüğü; soy, kabile, renk, sosyal sınıf, zenginlik, iktidar sahipliği gibi şeylerde görmeyen İslâmiyet, yalnızca “takvâ”yı üstünlük ölçüsü sayar (Hucurât, 49/13). “Takvâ”; Allah’ın emrettiklerini yapıp, yasaklarından kaçınmak; O’na karşı sorumluluk bilinci ile ve her an bizi görüp gözetlediğinin farkında olarak hareket etmektir. Bu yüce değerleri ahlâk haline getiren üstün olur. 


Bugün Ümmet-i Muhammed farklı ideolojiler, siyasî rejimler ve şeytani odaklar sebebiyle parçalanıp üstünlüğünü yitirmiş ise de bütün yapay sınırlara, farklı dil ve renklere rağmen, vahyî gerçeklik etrafında bir birlik oluşturabilme ve yeniden tarihin öznesi olma potansiyeline sahiptir, vesselam.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

yasemin

Çok şükürler olsun Rabbim'e terörsüz Türkiye başlamıştır Gözü AYDIN olsun Ülkemin

Okur

Mekke antlaşması Gazze deki zulmün önübe geçebilecekmi,katil itraile dur diyebilecekmi.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23