• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI

Hiçbir iş namazdan önemli değil

25 Ağustos 2026
A


Abdullah Yıldız İletişim: [email protected]

Hiçbir iş namazdan önemli değil
ABDULLAH YILDIZ 

Şu an yaptığımız hiçbir iş, kılınmayı bekleyen namazdan daha önemli değildir. Bu cümleyi bir emir gibi değil, gönlümüze yerleşmesi gereken bir hakikat gibi düşünelim. Çünkü hepimizin hayatında yapılması gereken işler, cevaplanması gereken telefonlar, gidilmesi gereken yerler var. Hayat, bizi sürekli bir şeylere yetişmeye çağırıyor. Bazen öylesine yoğunlaşıyoruz ki birkaç dakika sonra Rabbimizin huzurunda duracağımızı unutuyoruz. Oysa ezan, bize yalnızca bir ibadetin vaktini hatırlatmıyor. Bize kimin kulu olduğumuzu hatırlatıyor; dünyanın telaşı içinde yönümüzü yeniden Rabbimize çevirmemizi istiyor.

Namaz, hayatımızın içine sonradan eklenmiş bir görev değildir. Namaz, hayatımızın merkezine yerleştirilmiş bir buluşma vaktidir. Rabbimiz bizi günün belli vakitlerinde huzuruna çağırıyor. Biz de bu çağrıyı duyduğumuzda işlerimizi birkaç dakikalığına bırakıyoruz. Çünkü namazdan sonra yapılabilecek çok işimiz olabilir; fakat namazın vakti geçtiğinde o vakti geri getiremeyiz. Bir telefon görüşmesi bekleyebilir, bir dosya biraz sonra tamamlanabilir, bir toplantıya birkaç dakika ara verilebilir… Dünya, bizim birkaç dakikalığına durmamızla durmaz. Fakat bizim Rabbimizin huzurunda durmaya ihtiyacımız var. Bazen “Şu işi bitireyim, sonra namazımı kılarım.” diyoruz. Bu cümle hepimizin hayatında zaman zaman yer bulabiliyor. Fakat dikkat edelim: İşlerin sonu gelmiyor. Bir işi bitiriyoruz, arkasından başka bir iş çıkıyor. Bir telefon kapanıyor, başka bir telefon çalıyor. Bir misafir gidiyor, başka bir meşguliyet başlıyor. Eğer namazı bütün işlerimizin bitiminden sonraya bırakırsak, namazı hiçbir zaman hayatımızın önceliği hâline getiremeyiz. Oysa mesele işlerin bitmesini beklemek değil, namaz için vakit ayırabilmektir


Belki de kendimize şöyle sormalıyız: “Ben namaz için mi hayatımı düzenliyorum, yoksa hayatımdan geriye kalan zamanla mı namaz kılmaya çalışıyorum?” Bu iki yaklaşım arasında çok büyük bir fark var. Namazı hayatımızın boşluklarına yerleştirdiğimizde sürekli bir telaş yaşarız. Fakat, namazı hayatımızın merkezine aldığımızda başka bir düzen ortaya çıkar; günümüzü namaz vakitlerine göre planlamaya başlarız. Böylece namaz, işlerimizi aksatan bir unsur değil, hayatımıza düzen veren bir ölçü hâline gelir. Namaz için işimizi bırakmak, dünyayı terk etmek değil, dünyadaki sorumluluklarımızı daha sağlıklı yerine getirebilmemiz için kendimize kısa bir durak vermektir. İnsan sürekli çalışan bir beden ve sürekli düşünen bir zihinden ibaret değildir. Onun bir de yorulan, daralan, dağılan ve huzur arayan bir kalbi vardır. Namaz, işte o kalbin Rabbine yöneldiği andır. Rükûda O’nun büyüklüğünü kabul ederiz. Secdede Rabbimize en yakın olduğumuz hâli yaşarız. Namazın sonunda dünyaya yeniden döneriz; fakat biraz sakin, biraz daha toparlanmış ve Rabbimizi hatırlamış olarak…


Çocuklarımıza namaz sevgisini kazandırmak istiyorsak, önce kendi hayatımızda namazın yerini göstermeliyiz. Onlara “Namaz çok önemlidir.” demek elbette değerlidir. Fakat çocuk, ezan okunduğunda babasının, annesinin meşguliyetini ertelediğini, ailenin birkaç dakikalığına bütün telaşı geride bırakarak namaza yöneldiğini görürse namazın önemini daha derinden kavrar. Çocuğun zihninde şu güzel düşünce yerleşir: “Demek ki Rabbimizin çağrısı geldiğinde bütün işlerimizden önce namaz geliyor…”

 Bugün çok önemli gördüğümüz işlerin çoğu, birkaç yıl sonra hatırlanmayacak. Dosyalar, mesajlar, toplantılar… hayatın içinde kaybolup gidecek. Ama Rabbimizin huzurunda kıldığımız namazlar kaybolmayacak. Belki kimsenin görmediği bir secdemiz, belki yalnızca Allah’ın bildiği bir duamız, belki gözümüzden sessizce süzülen bir damla yaş bizim için dünyadaki birçok işten daha kıymetli olacak. Çünkü namaz, yalnızca dünyadaki birkaç dakikamızı değil, ebediyetimizi ilgilendiren bir kulluk hâlidir. Bu sebeple ezanı duyduğumuzda kendimize çok güzel bir cümle söyleyelim: “Rabbim beni çağırıyor.” Bu cümleyi bir yükümlülük duygusundan önce bir davet olarak hissedelim. Bizi çağıran Rabbimiz. Bize kapısını açan O. Huzuruna kabul eden O. Öyleyse namazı bir an önce bitirilmesi gereken bir görev gibi değil, kavuşmayı beklediğimiz bir nimet gibi görelim. Belki namaz sevgimizin yeniden güçlenmesi, namazın ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark etmemizle başlayacak. Şu cümleyi bugün zihnimize, gönlümüze ve hayatımıza yerleştirelim: “Şu an yaptığımız hiçbir iş, kılınmayı bekleyen namazdan daha önemli değil.” 

Bunu yalnızca dilimizle söylemeyelim; hayatımızla gösterelim. Çünkü kulun Rabbine verebileceği en güzel cevap, O çağırdığında gecikmeden huzuruna varmaktır. (“Namaz gönüllüsü” kardeşim Ömer Naci Yılmaz namazı böyle anlamış ve anlatmış. Yüreğine sağlık… Bazı kısaltmalarla paylaştım.)


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23