Okullar açılsa da ne önemi var?
Bizde nice entrika ve belâyı yerleştiren İngiliz ve ABD mandacıları çok tahribat yaptılar. Aziz milletimize ve çocuklarına geri zekâlı muamelesini uyguladılar.
Kim nasıl düşünürse düşünsün Cumhuriyet süreci bir nevi kısırlık ve kaos sürecidir. Bu dönem insan beyni gibi bir hazineyi ve kalbi gibi bir merkezi devre dışı bırakmıştır. Evrensel bilgi ve hakikatler yasak edildi. Ruhî aktiviteler donduruldu. İnsanın biyolojik yapısı öncelendi. Manevî yönü buharlaştırıldı. Geçmişi öcü muamelesine maruz kaldı. Hak hukuk, helal haram, namus şeref, nezahet nezaket, adalet medeniyet, ilim ve irfan yok sayıldı. Hepsini kökten unutturdular.
Özellikle eğitimde çoğu zaman karmaşa ve belirsizlik hüküm sürdü. Adı Milli Eğitim Bakanlığının okullarında dış destekli ateist, deist, feminist ve terörist gençler yetiştirildi. Bu akımların hiçbir altyapıları olmadıklarını tesbit eden gençler de azımsanmayacak kadar dine yönelme ihtiyacı hissederek hareketlendiler.
Artık Türkiye zıtlar arenasını andırmaya başladı. Biri doğal hayatı seçti. Diğeri Eflatun’un “ideler âlemine” dönüştü. Fakat her ikisi de karmaşa içinde bocalamaktadır.
Evet, şimdi okular açıldı. Çocuklar, veliler, okul idareleri hatta Bakanlık endişe ile işe başladı. Devlet tayakkuz halinde huzur ve güveni sağlamaya çalışıyor.
Fakat herhangi bireyin ne yapacağı nasıl tespit edilecektir? Evet, herkes görevini hassasiyetle yapıyor. Müteşekkiriz. Amma kimin ne zaman nerede kime ve ya kimlere öfkesini nasıl boşaltacağını bilme imkânı yoktur. Bunun çaresi düşünülmüyor.
İnsan yetiştirecek ana baba düşünülmüyor. Ebeveyn çaresiz, öğretmen çaresiz ve sistem çaresiz ve yetersizdir. Amma milletimiz canı gönülden huzur beklemektedir.
Bu beklenti karşısında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aile ile ilgili her fırsatta açıklamalar yapıyor. Israrla ailenin ehemmiyetini dile getiriyor. Okullara Kur’an ve siyer derslerini seçmeli dersler olarak gerçekleştirdi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin “adab-ı muaşeret dersleri” üzerinde ısrarla çalışma yaptı. Fakat ne bürokrasi, ne çıkar çevreleri ve ne ilgisiz siyasetçiler ve ne de M.E. camiası, ehemmiyetine rağmen bu çalışmaları yeteri kadar desteklemediler.
Öğretmenler ise yapacaklarını yaptılar. Masûm yavrularımızı hem Kur’an’dan hem de Dinden soğuttular. Elbette gereği üzere hizmet verenler müstesnadırlar.
Böylesi bir tablo karşısında özellikle sosyal medya kahramanları ve meczupları acımasızca eleştirdiler. Bunca eleştirilere rağmen eleştiriciler bir çare üretemediler. Yine de eleştiriye devam ettiler. Eleştiriyi aştılar aleyhte propagandaya dönüştürüp düşmanca siyaset yaptılar. “Şecaat arz ederken merd-i kıptî…” durumuna düştüler.
Eski dönemlerde üç aylık vurguncu koalisyon hükümetlerini unuttular. Kendi öz değerleri ile eğitilip yetiştirilecek nesilleri hepten unuttular. Akıl edemediler. Vesayet müfredatları, milletimizin genel yapısını sarstı. Buna da aldırış etmediler.
Hayrı şerri görüp değerlendirme bizim de hakkımızdır ve görevimizdir. Ancak dengeli olmak herkes için lazımdır. Tarafgir olmak ve meselelere bu zaviyeden bakmak milletimizi birbirine zıt kamplara böldü. Bu parçalanma eğitimimizde de çok negatif gelişmelere sebep oldu. Bütün bu gelişmeler toplumumuzu paramparça etti.
Bundan eğimimiz de nasibini fazlası ile aldı. Bir tarafta fulbright anlaşmasını ajanlar sıkıca uyguluyor. Buna en çok laik kesim sahiplik yapıyor. Diğer tarafta yerli zihniyet vardır. Bu kesim bireysellik yarışında zirvede gövde gösterisi yapıyor.
Pekiyi, yeni nesillerin eğitim ve öğretimine kim çözüm sağlayabilecektir?
MESELELER anlaşılmadıkça eğitimin ne önemi var? Esselamu aleykum.







