‘Sabreden Adam’ın Suriye ile İmtihanı
‘Sabreden Adam’ın Suriye ile İmtihanı
YÜCEL KAYA
2010 yılında Tunus’ta başlayarak Mısır, Libya ve diğer Arap ülkelerine yayılan "Arap Baharı" hareketi, Suriye’ye de sıçramıştı. Halk, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın otoriter yönetimine karşı özgürlük, demokrasi ve reform talepleriyle sokaklara çıkıyordu.
O, Esad ile iyi ilişkiler içindeydi.
Esad’a birçok kez reform yaparak halkın demokratik taleplerini karşılamasını tavsiye etti ve diyalog yoluyla ikna etmeye çalıştı.
Ama Esad dinlemedi.
O, Suriye yönetimini protestoculara karşı şiddet kullanmamaları konusunda uyardı. Bu tür eylemlerin hem Suriye halkına hem de bölgeye zarar vereceğini defalarca vurguladı.
Fakat Esad yine dinlemedi.
O sabretti…
Suriye’de çatışmaların iç savaşa dönüşmesinin ardından, Esad’ı kendi halkına zulmeden bir lider olarak görmeye başladı ve onu diktatör olarak nitelendirdi.
Arap Baharı'nın etkisi, Suriye’deki otoriter rejimin baskısı, ekonomik ve sosyal sorunlar, mezhepsel gerilimler ve uluslararası müdahaleler sonucunda DAEŞ ve PKK/PYD gibi örgütler bölgede kontrol sağlamış, Suriye yaşanılamaz bir hale gelmişti.
İşte Türkiye’yi yakından ilgilendiren göçler, bu nedenle başladı.
Dünya, göçmenlere bir bariyer uygulayarak onların Suriye’de kalmalarını, Esad’ın bombaları ya da DAEŞ ve PKK/PYD’nin saldırıları altında ölmelerini arzuladı.
Ancak o, milyonlarca Suriyelinin ölümüne seyirci kalamazdı. Ülkesinin kapılarını sonuna kadar açtı. "Biz zalimlerin bombalarından kaçan insanlara kapılarımızı kapatmayız" dedi.
O, Suriyeli sığınmacılar için yükün büyük kısmını Türkiye'nin üstlendiğini vurguladı ve uluslararası toplumu bu konuda yeterince destek olmamakla eleştirdi. Özellikle Avrupa Birliği ile yapılan mülteci anlaşmalarında Türkiye'nin maddi ve lojistik destek taleplerini sıkça dile getirdi.
Ancak dünya, karşılık vermedi.
O sabretti…
Bu kez içten saldırılar başladı. “Türkiye’de Suriyeli istemiyoruz!” diyerek sokaklara döküldüler. Medyada Suriyeli karşıtı haberler yayıldı; Suriyeliler, düşük ücretlerle çalışarak Türk işçilerin işsiz kalmasına, devlet yardımlarından ve sosyal hizmetlerden haksız şekilde faydalanmaya ve vergi ödemeden çalışan işletmeler açtı gibi saçma suçlamalarla hedef alındı.
O sabretti…
Oy kaybetme pahasına sığınmacılara sahip çıktı. “Onlar bizim misafirlerimizdir” dedi. Türkiye'nin tutumunu dini ve ahlaki bir çerçevede ifade etmek amacıyla İslam tarihinde önemli bir yere sahip olan "Muhacir-Ensar ilişkisi" üzerinden bir metafor oluşturarak, Suriyelilere karşı hoşgörü ve yardımseverlik çağrısı yaptı: "Onlar Muhacir, biz Ensar’ız" diyerek Suriyelileri kucaklamaya devam etti.
Bu söz, Türkiye’deki muhalifleri çıldırttı. İfade, Suriyelilere yönelik hükümet politikalarını dini bir çerçeveyle meşrulaştırma girişimi olarak değerlendirilerek, Türkiye’deki Suriyeliler hakkında yalan ve iftira dolu haberler basında yayılmaya devam etti. Kayseri olayları uzun süre gündemde kaldı.
O sabretti…
Suriye’de olaylar devam ediyordu… O, Muhacirleri bombaların altına gönderemezdi. Ama bu konu, Türkiye’de de muhalefetin birinci konusu olmaya da devam ediyordu.
Onu indirmek için Gezi ve 16-25 Aralık olayları yaşandı. 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunuldu. Ekonomiyle oynamaya kalktılar.
O yoruldu ama sabretti…
Suriyelilerin ülkelerine güvenli şekilde geri dönüşü için Suriye'nin kuzeyinde "güvenli bölgeler" oluşturulması gerektiğini vurguladı. Bu bölgelerdeki Suriyelilerin yerleştirilmesi için uluslararası destek çağrıları yaptı. 2019'dan itibaren Barış Pınarı Harekâtı gibi askeri operasyonlarla bu bölgelerin oluşturulmasını hedefledi.
Türkiye’de Suriyelilere karşı artan tepkiler karşısında, zaman zaman "göçmenlerin entegrasyonu" ve "gönüllü dönüş" süreçlerinin önemini vurguladı. Ancak muhalefet, aç bir kurt gibi saldırmaya devam etti ve onun Suriye politikalarının yanlış olduğunu savunarak, Esad ile görüşmesini ve Suriyelileri sınır dışı etmesini istediler.
O sabretmeye devam etti.
Bir yandan muhacirleri Türkiye’de ağırlarken, diğer yanda MİT ve Özel Kuvvetler ile bazen gizli bazen açıktan ABD, Rusya, İran, PKK/PYD ve rejime karşı Suriye Milli Ordusuna yardımını esirgemedi.
ABD, Rusya ve onların yerli işbirlikçilerinin her türlü baskısına sabrederek direndi.
Yıllar geçti…
Türkiye’ye Suriyeliler serbestçe girip çıkmaya devam ediyordu. Türkiye’deki nüfusları 4 milyona yaklaştığı zamanlar oldu. Gelenler eğitildi, Türkçe öğrendi, döndü ve SMO’ya katıldı. Diğerleri de geldi, eğitim aldı, Türkçe öğrendi ve SMO’ya katıldı.
Dünyanın gözü önünde yaşanan bu gelişmenin Suriye’de ne gibi sonuçlar doğuracağının kimse farkına varamadı.
O, Suriye ile imtihan olduğunun farkındaydı.
Sabretmesi de bu yüzden gerekiyordu. Yıllar boyunca Türkiye’deki muhaliflere, ABD, Rusya, İran ve rejime karşı Suriye’de direnmeye bu yüzden devam etmişti.
Ve 13 yıl sonra sabrının sonuçlarını görmeye başladı.
Süre içerisinde Türkiye’ye girip sonra Suriye’ye dönen 6-7 milyon Türkçe konuşan Suriyeli oluşmuştu.
Bu Türkiye için çok büyük bir güçtü.
Türkiye’de eğitim alan ve Türkiye gibi düşünen milyonlarca Suriyelinin oluşmasını Türk muhalefeti de dahil hiç kimse fark edemedi.
Artık Suriye’de Türkiye’nin kardeşliğini gören, havasını soluyan, suyunu içen, Türk gibi düşünen ve Türkçe konuşan milyonlarca Suriyeli olduğu gerçeği vardı.
13 yılda ilmek ilmek Suriye’yi işleyen Sabreden adam, Esad’a son çağrısını yaptı:
“Gel, Suriye’yi içinde bulunduğu durumdan çıkartmak için oturup konuşalım!” Ancak Esad gelmedi. Misyonu, Esad’ı onunla masaya oturmasını engelledi.
13 yıldır içten ve dıştan gelen tüm baskılara rağmen göğsünü siper ederek sabreden adam bugün o sabrının sonucunu gördü.
Bakara Suresi 153. Ayet şöyle diyordu: "Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım dileyin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir."
Sabreden Adam, iman edenlerdendi. Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım diledi. Allah ise onunla beraber oldu. Onu hiç yalnız bırakmadı.
Ne olduysa, 13 günde oldu.
İdlib, Halep, Hama, Humus ve dahi Şam’dan zafer sesleri duyuldu.
Türkiye’deki muhaliflerin aşağıladığı Türkçe konuşan bu Suriyeliler, PKK/YPG’nin elindeki bölgeleri de tek tek geri almaya başladı.
Böylece Esad da ülkesindeki stratejik yerlerin konumunu İsrail’e vererek Şam’dan kaçtı.
Sonuç:
Esad uçakla ülkesinden kaçarken bile “Esad ile anlaşma yapılmalı” diyen Türkiye’deki muhalefet kaybetti…
Rusya kaybetti…
İran kaybetti…
Esad kaybetti…
Hepsi hüsrana düştü.
"Asra yemin olsun ki, insanlar hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve SABREDENLER hariç."
Ve sadece…
Suriye’deki imtihanı,
Sabreden Adam kazandı.







