--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Okullar Açılırken Düşünceler

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
0

Eğitimi laikleştirelim derken, eğitimi ahlaksızlaştırdık. Laikleştirme, aslında geleneksel değerlerden arındırma operasyonuydu. Bir eğitim sistemi, sistem denmeyi hak edebilmesi için değerlere yaslanmak zorundadır. Bizim eğitim sistemimiz kendi değerlerini inkâr etti, ikame değerler de tutmadı. Çünkü değer ‘ithal’ edilecek bir meta değildi ki ithal olunsun. Aslını inkâr eden haramzadedir. Haramzade bir eğitim, ‘eğitim-zede’ nesiller üretti. Değersiz, kimliksiz, kişiliksiz.

Ahlak, bu ülkede bir kesimin değil, her kesimin sorunudur. Ahlak, bu ülkenin ‘beka meselesi’dir. Ahlakla zenginliğin bir arada olmayacağına inandıkları için ahlaksız bir ekonomimiz oldu. Parayı laikleştirelim derken, parayı ahlaksızlaştırdık. Bunun haramzade üreteceğini hesap edemedik. Haram para ile helal paraya aynı muamele yapıldı. Ondan sonra da hortumculuktan, rüşvetten, suistimalden şikâyet ettik. Verilen sözler tutulsun, üstlenilen işler doğru yapılsın, kimse kimseyi incitmesin ve zarara uğratmasın, birbirimize sevgi-saygı gösterelim, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yaşatalım, ‘inançlı-bilgili-düşünceli-duygulu’ insanlar olalım. Eğitimden istenen beklenen bu!


 

İnsanı ve hayatı en iyi İslam anlatır. Yahut insan ve hayat, en iyi, İslam’ın ışığında anlaşılır. Bu, imanın fikri inkişafı ile ilgili bir durumdur. “İnandığımız gibi yaşayalım” diyoruz. Göremiyoruz ki; bu, düşünmeden olmaz. Biçimsellikle hayat tarzı belirlenmez. Kendi hayat tarzımızı, dünyanın yeni imtihanları ve şartları karşısında (fikri emeklerle) kuramadık da ondan.

Madde sahasındaki üstünlüğümüzün elimizde olan ve olmayan sebeplerle gerilemesi o kadar önemli değildi. Önemli olan, o gerilemenin bize ‘inanç-düşünce-hayatın’ (İslam’dan beslenen hayat tarzımızı) unutturmasıdır. Beşeri kültürünün her dalında meydana gelen tıkanmanın-kararmanın-soğumanın ve teknolojik oyuncaklarla idrakleri uyuşturmaya çalışmanın sebebi aynıdır. 


Önemli olan, Allah Teâlâ tarafından Mü’minlere üsveyi hasene/örnek gösterilen, Allah Resulü’nü daha iyi tanımak ve hayatımıza rehber kılmaktır. İman ettiğini söyleyen hiç kimse Peygamber Efendimizin örnekliğini göz ardı edemez. Peygamberimizin “model olma” sünnetini sadece yaşadığı çağla sınırlandıramaz.

Bugün akıllı tahtaların, tabletlerin, cep telefonlarının, müzikçalar aletlerin ekranlarına dokunarak hemen her şeye ışık hızıyla ulaşabilen çocukların bir ‘hız delisi’ olduklarından/olacaklarından şüphe yok. Okullarımızda teknik donanım fazlasıyla var.


Fakat ‘insan ve ruh’ yok. Çocukları, gençleri iyi bir örnek insana temas etmeden hayata nasıl hazırlayacağız, hangi teknoloji harikasıyla? Eğitim; bir nevi kendi ruh köklerinden gelen kültür mirasının gelecek nesillere intikalini sağlayan süreç değil mi? Eğitim; toplumdaki sosyal veraseti (medeniyet, ahlak vs.) iletmesi gereken bir vasıta değil mi? İnsanlığın hayrına olacak ve hayatını daha anlamlı kılacak bir eğitim sisteminin, nicelik eksenli değil, nitelik eksenli olması şarttır.  


 

Hayatımızda yer vermediğimiz ‘ölçü ve denge’ çocuklarımızın eğitimine de yansıyor. 

Bilmiyoruz ki, ders çalışmaktan baş kaldıramayan bir öğrenci iyi yetişemez. Ona düşünce, karakter eğitimi vermeye vakit kalmaz. Ömrü uzmanlık çalımlarıyla geçecek. Düzenin altında kalacak. Düşünce boşluğunu sloganlarla doldurmaya çalışan sömürü modalarının peşinden gidecek. Böyle bir eğitim olmaz.


Şartlandırma, kalıplaştırma, eskisinden daha çoktur. Ruhu ve zekayı mahsur kılma, daha şiddetlenmiştir. Çok yönlülüğü engelleyen sınırlamalar daha da keskinleşmiştir. En önemli meselemiz öğretmen meselemiz. Başarılı bir öğretmen, çocuğun eğilimini ve kabiliyetlerini daha anaokulunda fark eder. İlköğretimde aşağı yukarı çocuğun durumu netleşir.


Matematik midir, sözel dersleri midir, her ikisi vardır da birine daha mı yatkındır? vs. Kaliteli bir öğretmen tavsiyesi: “Çocuğu yarıştırmayın. Eziklik hissetmesin diye notlarını düşürmedim. Çünkü, kendine güvenini şimdiden kaybederse; yapabileceğini de yapamaz. Çocuğu mesleki alana yönlendirin.” Mahalle kavramının kaybolmadığı, komşuluk münasebetinin kesilmediği, insani ilişkilerin bitirilmediği, insanımızın yalnızlığa mahkûm edilmediği günleri hatırlayın.


‘Kast sistemi’ yoktu. Asıl baskı ve özgürlüğe müdahale şimdi var. Çünkü “koruma” ve “sahiplenme” sorumluluğu yok. Çocuğun başarısı veya başarısızlığı, başkalarına ait tatminlerin veya tatminsizliklerin vasıtası. “Al sana bilgi, al sana para; ver bana diploma.” Peki, başka verilecek-alınacak paylaşılacak şeyler yok mu? Şimdiye kadar teslim olduğumuz Batılı eğitim sistemi, niteliğe değil, niceliğe; anlayabilmeye değil, yalnızca bilmeye dayalı. İnsanın ruhunu önce yok sayan, sonra da yok eden; varlığa ve hakikate saldırı üreten şiddet yüklü bir eğitim sistemidir.


Bu eğitim sistemi, yalnızca “nasıl” sorusunun izini sürer: Nasıl daha fazla üretebiliriz? Nasıl daha fazla tüketebiliriz? Nasıl daha fazla güç elde edebiliriz? Bu eğitim sistemi, anlamsız bilgi yığınları/ çöplükleri oluşmasına yol açar. Bu veri ve enformasyon yığınlarıyla; anlam’a, vicdana, erdeme, hikmete değil; anlamsızlığa, vicdansızlığa, erdemsizliğe, en hafif ifadeyle, birbiriyle irtibatsız verilere ve bilgi kırıntılarına ya da kaosuna ulaşılabilir ancak.


Bu gerçeği, Batı’nın cins adamları “hayatın inkârı”, “yeryüzünün yağmalanması” ve “insanın insanlığının açıkça imhası” olarak özetlemiştir. Kurdukları sömürgeci, pozitivist, sığ eğitim sistemiyle çocuklarımızı savaşmadan elimizden aldılar, fiilen köleleştiremedikleri bu ülkenin çocuklarını zihnen köleleştirmeyi başardılar. Eğitim; bilgi, düşünce, ahlak, irade eğitimidir. Eğitimsiz bilgi, ezber yükünden ibarettir, anlamsız bir tortu bırakarak uçup gider. Şahsiyetliliği, kişilik ve kimliği inşa zaruretini, üslup ve metot meselelerinin anlatılması gerekir.


 

Batıcı eğitimin “Söylem”leri şu: “Siz özgürlük verin ötesine karışmayın. Düşünürmüş düşünmezmiş, inanırmış inanmazmış, hayat onun zevk onun, irade onun. Siz bilgi verin, diploma verin, salın meydana!” Halbuki dünyada “serbestlik”ten başka kavramlar da var. “Sorumluluk” gibi, “görev” gibi, “şahsiyetlilik” gibi, “şuur” gibi, “ideal” gibi, yardımlaşma gibi. Bunlar olmazsa o serbestliğin gerçek adı hürriyet olmaz; “nefsani esaret” olur. “içgüdüsel kölelik” olur. 


 

Türkiye’nin İslâm’ın bayraktarlığını yaptığı için Türkiye olduğunu, bu toprakları bize İslâm’ın vatan yaptığını, İslâm’ı yitirdiğimiz zaman bu toprakları da bu topraklarda yaşayan insanları da kaybedeceğimizi de bilmiyoruz bile. İslâm bizim varlık sebebimiz ve tarih yapma irademiz. Milletimiz Türkler, İslâm’ın bayraktarıdır. İslâm’ın bayraktarı olmak Türklerin kaderidir ve insanlığın insanlığını koruyabilmesinin temeli burada gizlidir. Eğitimin de girişidir, önsözüdür. 

Emperyalizme ve uşaklarına karşı verdiğimiz direniş, diriliş ve varoluş Hilâl-Haç, Hak-Bâtıl mücadelesi hep devam edecek. Rabbimiz 20026-2027 eğitim yılında okullar açılırken bizleri öğretmeniyle, idarecileri ile velileri ve yavrularıyla muvaffak kılsın.

Yorumlar

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yazın — yukarıdaki formu kullanabilirsiniz.

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle