Okullar açılıyor fakat ne önemi var?
Eğitim ve öğretim insanlık tarihi sürecinde devam edegelen ve toplumlara yön veren vakı’adır. Eğitim ve öğretim insan kitlelerinin kalitesini ve kalibresini gösterir.
Onun için eğitim ve öğretimi kaliteli olanlar genelde olmayanlara üstünlük sağlarlar. Üstün olanlar kendi kültürel değerlerini ve ideolojilerini, kendilerinden düşük düzeyde olanlara dayatırlar. Ya sömürürler ya da dost iseler kalkındırırlar.
Bu da evrensel bir gerçeği sahnelemeye yeterlidir. Eğitim ve öğretim aynı zamanda birliğin, gücün, tesanüdün, kalkınmanın, istikrarın ve hâkimiyetin muharrik enerjidir. Doğal ve kaliteli eğitim ve öğretim psikolojik, sosyolojik, ideolojik, ekonomik, siyasî ve kalkınma alanlarında insan kalite ve güvenirliliğini pekiştirir.
Toplumların bütün değerleri eğitim ile nesilden nesile intikal eder. Kendine özgü değerler ile toplum kendi kimliği ile yaşar. Hayatını dava birlik ve bütünlük bağları ile güçlendirir. Vatan, özgürlük, bağımsızlık ve dava birliği ile devlet olur.
İşte burada eğitim ve öğretimin bir kat daha ehemmiyeti ortaya çıkıyor.
Eğitim ve öğretimde sistem, müfredat, personel, yöntem ve yönetim gibi etkinlikler önem arz etmektedirler. Maalesef bizde sistem hâlâ vesayet altında bocalamaktadır. Cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan İngiliz vesayeti 27 Aralık 1949 tarihine kadar devam etmiş ve bu tarihten itibaren ABD vesayetine ihale edilmiştir.
Bu tarihte Türkiye ve ABD hükümetleri arasında fulbright anlaşması yapılmış ve imzalanmıştır. 13 Mart 1950 tarihinde TBMM’de 5596 sayı ile kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bu anlaşma iki ülke yetkileri arasında bir komisyon tarafından yürütülür. Bu komisyonun başkanı resmen ABD Ankara başkonsolosudur.
Bu işin ilginç ve iğrenç tarafına bir bakın, nasıl tezgâhlanmıştır? Bu “ne sihirdir ne keramet, el çabukluğundadır marifet” kurnazlığı ile 1950 seçimi yapılmadan 27 Şubat 1946 tarihinde tarafların temsilcileri Kahire’de kararlaştırmış oldukları kararı alelacele uygulamaya başlamışlardır. İşin esas yönü tuzaklarla dolu hiledir.
Bir eğitimci olarak ben karamsar biri değilim. Fakat yazımın başlığı derin bir hüzün halini çağrıştırmaktadır. Okullar açılıyor. Fakat ne önemi var. Elbette okulların önemi anlatmakla bitmez. Okumuş insanlar hiçbir engel ile gizlenmez.
“Görünen köy de kılavuz istemez.” Ancak bugünkü okumuşlarımızın da neler yaptıkları gözden kaçmıyor. Dolandırıcılık dehşet saçıyor. Ekonomide faiz bel büküyor. Nice bölgemizde topraklarımız terk edilmiş sahip bekliyor. Toprak sahipleri emeksiz kazanç için hokkabazlık yapma pespayeliğini yeğlemiş, Haramı helali unutmuş hiçbirini hatırlamıyor. Nerde ne bulursa götürüyor. Dürüstler sinmişler.
Sahtekâr kol geziyor. Üretici bozuk ürün üretiyor. Esnaf sınır tanımıyor, zamsız gün geçirmiyor. Hemen herkes daha çok kazanmanın derdine düşmüş çılgınlaşıyor.
Kişi gerçek ile gerçek dışı olayları birbirinden ayırt etme yeteneğini kaybetmiş korkunç beyin ve ruh hastası olmuş, dengeler tümden sarsılmış bir haldeyiz. Ailede ana baba sekineti buharlaştırmış, aradaki aşk ve merhamet nimetleri yok olmuş.
Ana baba şizofreni hastası olması yüzünden çocuklarda bu hastalık âdeta kronikleşiyor. Çocuk dijital akıntıya kapılıyor. Kimi çocuk ya intihar ediyor. Ya da akran cânisi oluyor. Kırk yıllık terörden de beter olan bu çöküntüye ana baba nasıl karşı koyabilir. Öğretmen ne yapabilir. Devlet bunları nasıl önleyebilir?
Bize bu ve benzeri belâları lâyık gören İngiliz ve ABD mandacılarının tahribatı devam etmektedir. Aziz milletimizin çocuklarına geri zekâlı muamelesi yaptılar.
Uyanış ile erişilen zafer, Allah’a yönelenlerindir. Esselamu aleykum







