Erdoğan sonrasına hazır mısınız?
Erdoğan sonrasına hazır mısınız?
YÜCEL KAYA
Abdülhamid gitti.
Dokuz yıl sonra koca imparatorluk fiilen çöktü!
Bugün;
“Erdoğan gitsin, gerisi önemli değil!”
diyenlere soruyorum:
Erdoğan da gider...
Peki Türkiye?
Takvimleri 27 Nisan 1909'a çevirelim.
Sultan II. Abdülhamid tahttan indiriliyor.
33 yıllık saltanat sona eriyor.
Kararı Abdülhamid'e kim bildiriyor?
Dört kişilik bir heyet:
Ermeni Aram Efendi...
Arnavut Esad Toptani...
Gürcü Ârif Hikmet Paşa...
Ve Selanik mebusu, İttihat ve Terakki'nin önemli isimlerinden Yahudi Emanuel Karasu...
Bu isimleri ben seçmedim.
Tarih yazıyor.
Peki sonra?
Abdülhamid gitti de Osmanlı kurtuldu mu?
Memleket güllük gülistanlık mı oldu?
Toprak kayıpları durdu mu?
Tam tersine!
Aradan yalnızca dokuz yıl geçti.
Trablusgarp gitti.
Balkanlar paramparça oldu.
Makedonya gitti.
Selanik gitti.
Kosova gitti.
Arnavutluk koptu.
Osmanlı I. Dünya Savaşı'na girdi.
Suriye, Filistin, Irak elden çıktı.
Ve 1918'de Koca Osmanlı İmparatorluğu fiilen teslim alınmıştı.
Dokuz yıl!
Bir çocuğun ilkokula başlayıp ortaokulu bitireceği kadar bir zaman...
Yüzlerce yıllık imparatorluğun devasa coğrafyası dokuz yıl içinde darmadağın oldu.
Şimdi yüzümüzü bugüne çevirelim.
Çünkü insanın tüylerini diken diken eden benzerlik burada başlıyor.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ne diyor?
“Onlar Meclisi 33 yıl kapalı tutanların takipçisi, biz Jön Türklerin ardından da İkinci Meşrutiyetin neferleriyiz.”
Ben demiyorum.
Abdülhamid Han’ı indiren ve…
9 yılda Osmanlı’yı tarihten silen ittihatçıların neferleri olduğunu iddia edenler söylüyor.
Üstelik meseleyi bugünün sıradan bir iktidar-muhalefet rekabeti olarak da görmeden!
Siyasi mücadeleyi 150 yıllık bir tarihsel hesaplaşmanın içine yerleştiriyor.
Bir tarafta Erdoğan'ın temsil ettiğini söylediği siyasi gelenek...
Karşısında kendisini yerleştirdiği Jön Türk ve İkinci Meşrutiyet çizgisi...
Öyleyse biz de tarihin devamını hatırlatalım:
Jön Türklerin karşı çıktığı Abdülhamid gitti.
Dokuz yıl sonra Osmanlı ne haldeydi?
Üstelik benzerlik bununla sınırlı değil.
Abdülhamid'in karşısında tek bir siyasi hareket yoktu.
İttihatçısı...
Batıcısı...
Milliyetçisi...
Dindar muhalifi...
Gayrimüslim siyasi örgütleri...
Mason localarıyla ilişkili isimleri...
Ve Osmanlı üzerinde hesabı bulunan yabancı devletler...
Birbirleriyle her konuda anlaşmıyorlardı.
Ama çok farklı çevreleri buluşturan ortak bir hedef vardı:
Abdülhamid gitsin!
Erdoğan’ın karşısında da tek bir siyasi hareket yok.
İttihatçısı...
Batıcısı...
Milliyetçisi...
Dindar muhalifi... (Fetö, Kuriş, Kuytul vs.)
Gayrimüslim siyasi örgütleri...
Mason localarıyla ilişkili isimleri...
Ve Türkiye üzerinde hesabı bulunan yabancı devletler...
Birbirleriyle her konuda anlaşmıyorlar.
Ama çok farklı çevreleri buluşturan ortak bir hedef var:
Erdoğan gitsin!
Bugünün Erdoğan karşıtı cephesine bakınca insan ister istemez aynı soruyu soruyor.
Birbirleriyle dünya görüşleri dahi uyuşmayan çevreleri bir araya getiren ortak payda ne?
Erdoğan gitsin!
İyi...
Gitsin!
Sonra ne olacak?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Bir de İsrail'e bakalım.
Dün Filistin, Osmanlı toprağıydı ve devletin başında Sultan Abdülhamid Han vardı.
Bugün bölgede İsrail'in politikalarına en sert biçimde karşı çıkan Türk Devletinin başında Erdoğan var.
Gazze'den Suriye'ye...
Doğu Akdeniz'den bölgesel güç mücadelesine kadar Türkiye ile İsrail'in çıkarları birçok noktada karşı karşıya geliyor.
İsrail, Türkiye'nin Suriye'deki askerî nüfuzundan duyduğu rahatsızlığı artık saklamıyor.
Türk askerinin Suriye'deki muhtemel konuşlanmasını kendi güvenliği açısından “tehdit” olarak nitelendiriyor.
Türkiye sınırına yaklaşık 55 kilometre mesafedeki Ebu Zuhur Hava Üssü İsrail tarafından vuruluyor.
Tel Aviv'den Ankara'ya küstah mesajlar geliyor.
Yani karşımızda Türkiye'nin bölgede daha fazla güçlenmesini istemeyen bir İsrail var.
Türkiye'nin başında ise Recep Tayyip Erdoğan.
O zaman şu soruyu sormak gerekmez mi?
Erdoğan'ın güç kaybetmesi en çok kimin işine yarar?
Burada kimse söylediğimi başka yere çekmesin.
Erdoğan elbette bir gün gider.
Çünkü fanidir.
Abdülhamid de fanidir.
Devlet adamları gelir, gider.
Devlet kalır!
Benim itirazım demokratik iktidar değişimine değil.
Benim itirazım;
“Erdoğan gitsin de sonrasında ne olursa olsun”
anlayışına.
Çünkü tarih bize iktidarı devirmek ile devleti yönetebilmenin aynı şey olmadığını çok ağır biçimde öğretti.
Abdülhamid'e de;
“İstibdat” dediler.
“Diktatör” dediler.
“Tek adam” dediler.
“Hürriyet” dediler.
“Meşrutiyet” dediler.
Sonunda Abdülhamid gitti.
Bugün aynı şeyleri Erdoğan için de söylüyorlar.
Peki Abdülhamit’i gönderenler Osmanlı'yı kurtarabildi mi?
1918'e gelindiğinde Enver, Talat ve Cemal Paşalar ülkeyi terk etmişti.
Ama millet nereye gidecekti?
Anadolu insanı evini, toprağını, devletini bavula koyup Berlin'e mi götürecekti?
Bedeli yine millet ödedi!
Şimdi aynı soruyu bugünün Türkiye'si için soralım.
Türkiye artık sıradan bir ülke değil.
Suriye'de var.
Doğu Akdeniz'de var.
Libya'da var.
Kafkasya'da var.
Somali'de var.
Kendi SİHA'sını üretiyor.
Savaş gemisini yapıyor.
KAAN'ı geliştiriyor.
Savunma sanayiinde dışa bağımlılığını azaltıyor.
Filistin konusunda İsrail'in karşısına dikiliyor.
Böylesine kritik bir dönemde bütün siyasi hesabı tek bir cümleye indirgemek mümkün mü?
“Erdoğan gitsin!”
Peki yerine gelen ne yapacak?
Suriye'den geri mi çekilecek?
İsrail karşısında geri mi adım atacak?
Filistin politikasını değiştirecek mi?
Savunma sanayiindeki yürüyüşten vaz mı geçilecek?
Doğu Akdeniz'deki haklarımızdan taviz mi verilecek?
Ya da Türkiye'nin bölgesel güç iddiasını bırakacak mı?
Mavi Vatan masal mı olacak?
Bunların cevabını duymadan;
“Yeter ki Erdoğan gitsin!”
demek bana hiç yabancı gelmiyor.
1909:
Abdülhamid gitsin!
2026:
Erdoğan gitsin!
Üstelik Özgür Özel çıkıyor ve kendisini açıkça Jön Türklerin ardından gelen İkinci Meşrutiyet çizgisinin neferi olarak tarif ediyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu sadece tarihî bir tesadüf mü?
Yoksa...
Tarih yeniden mi tekerrür ediyor?
Elbette bugünün Türkiye'si 1909'un Osmanlı'sı değil.
Erdoğan da Abdülhamid Han değil.
Tarih de fotokopi makinesi değildir.
Ama tarih aynı hataların farklı aktörlerle yeniden yapılabileceğini bize defalarca gösterdi.
Bugün Türkiye'nin etrafındaki haritaya bakın:
Suriye...
Irak...
İran...
Filistin...
İsrail...
Doğu Akdeniz...
Karadeniz...
Kafkasya...
Her taraf ateş.
İşte böyle bir coğrafyada yapılabilecek en büyük hata şudur:
Adamı göndermeye o kadar odaklanmak ki, devlete ne olacağını unutmak!
Abdülhamid gittiğinde sevinen çoktu.
Ama dokuz yıl sonra sevinecek bir imparatorluk kalmamıştı.
Şimdi de Erdoğan gider.
Bugün olmaz, yarın olur.
Yarın olmaz, yıllar sonra olur.
Çünkü Erdoğan da hepimiz gibi fanidir.
Benim meselem Erdoğan'ın gitmesi değil.
Benim meselem;
Erdoğan giderken Türkiye'den nelerin gideceği...
Abdülhamit giderken Osmanlı’dan nelerin gittiği gibi.
O yüzden bugün;
“Erdoğan gitsin de ne olursa olsun”
diyenlere tarihin içinden tek bir soru soruyorum:
Abdülhamid gitti.
Dokuz yıl sonra Osmanlı fiilen çöktü.
Erdoğan'da gider… Peki ya sonra?
Erdoğan sonrasına hazır mısınız?