Arınç’a soralım: Doku cinayetini yeniden sorgulayan savcı da işgüzar mı?
Somut bir olay üzerinden yola çıkacağım.
Ama aslında o somut olayın çok büyük bir önemi yok.
Bülent Arınç’ın, Ahmet Davutoğlu’na yönelik destek açıklamasından bahsedeceğim.
Ahmet Davutoğlu’nun oğlunun nikah törenine katılan Bülent Arınç, kavgasının ilk sebebi nedir bilmiyorum ama, Melih Gökçek’e bir sataşmada bulunduktan sonra.
Ahmet Davutoğlu‘nun beş yıl önceki bir konuşmasına açılan savcılık soruşturmasını değerlendirmiş.
Şöyle demiş Sayın Arınç: “5 yıl hiç üzerinde durulmayan konu bir savcımızın önüne gelmiş, o da işgüzarlık yapmış”
Evet Bülent Arınç’ın bu açıklaması üzerinden yola çıkarak, genel bir değerlendirme yapacağım.
Kendisini hukukçu olarak tanıtan Bülent Arınç’ın, ne kadar içi boş açıklamalarla gündeme geldiğini göstereceğim.
Ne diyor Bülent bey.
“Beş yıl hiç üzerinde durulmayan konu”.
Bu ifadeyi genelleştirebiliriz.
Fetöcülerden başlayın, Gezi isyanına destek veren işadamlarından, gazetecilere kadar, onlarca kişiye yapılan soruşturmalarda da, benzer bir tanımlama ile karşımıza çıkanlar olmuştu.
Hatta darbe yapıp ardından da, anayasaya “darbeciler yargılanamaz” diye madde koydurup, kendisini ilanihaye yargılanmaktan kurtardığını zannedenler de, benzeri savunmalarla karşımıza çıkmışlardı. Daha da somutlaştırayım.
12 Eylül darbecileri yargılanmaya başladığında, “üzerinden 30 yıl geçtikten sonra bu dava da neyin nesi” denilmemiş miydi?
28 Şubat darbecileri, Erbakan hükümetini devirdikten sonra, diğer iş başına getirdikleri hükümetleri de baskı altına alıp, yargıyı tehdit edip, haklarında soruşturma açılmasını yıllarca önledikten sonra.
Milli iradenin hakim olmasıyla birlikte, bu darbecilere dava açıldığında, benzer gerekçeler sunulmadı mı: “Üzerinden 13 yıl geçen 28 Şubat’ın kararlarının yargılanması hukuk dışıdır” denilmemiş miydi?
Hepsine vereceğimiz cevap, vazifesini yapan savcıya, “senden önce yıllarca, bu konu hakkında dava açılmadığı halde, sen niye işgüzarlık yapıyorsun” yaklaşımı değil.
Tam aksine.
Yapacağımız tespit “Helal olsun sana, yıllarca kulağımızın üzerine yatmışız, bir yiğit savcı çıkmış, bu konuyu soruşturuyor” olmalıdır.
Verdiğim somut örnekler, belki size afaki ve esnek olaylar gibi görünebilir.
Sizin de itiraz etmeyeceğiniz, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir örnek üzerinden, beş yıl geçse de on yıl geçse de, kulağımızın üzerine yatmamamız gereken bir somut olay üzerinden suçların cezalandırılması, gerekli soruşturmaların açılması ve bu yönde hareket eden savcılara işgüzar denilmemesi gerektiğini göstereyim.
Tunceli’de Gülistan Doku isimli bir üniversiteli kız 2020 yılında ortadan kayboldu.
İntihar denildi.
Başka iddialar ortaya atıldı.
Üzerinden altı yıl geçmiş olmasına rağmen, şimdi soruşturmanın genişletilmesine kimse itiraz ediyor mu?
Hiç kimse Gülistan Doku’nun ortadan kaybolmasını Tunceli Valisi’ne, onun oğluna, Jandarma Komutan yardımcısına, hatta ortadan kaybolan genç kızın kürtaj yapılıp kayıtların silinmesinden sorumlu tutulan başhekimlere, doktorlara varıncaya kadar onlarca kişi için üç ay öncesine kadar kimsenin bir girişimi olmadığını söyleyip savcıya işgüzar diyor mu?
Soruşturma, Tunceli Valisi ve bir çok devlet görevlisini de içerecek şekilde daha yeni başladı.
Bülent Arınç kafası, Gülistan Doku olayında da şöyle demesi muhtemeldir:
“Üzerinden altı yıl geçmiş bir olay sebebiyle valinin, onun kıymetli oğlunun, kıymetli eşinin, bölgede görev yapmış jandarma komutan yardımcısının vesairinin gözaltına alınması soruşturulması işgüzarlıktır.”
Arınç’ın, Davutoğlu hakkında açılmış olan soruşturmaya yaptığı yorumun, Gülistan Doku için dile getirdiğim yorumdan hiçbir farkı yoktur.
Suçların soruşturmasıyla ilgili önümüzde zaman açısından tek engel, zamanaşımı süresidir.
Eğer bir suç zamanaşımına uğramamışsa, üç yıl da geçse, beş yıl da geçse yedi yıl da geçse… Öğrenildiğinde soruşturma açılır ve yürütülür.
Zamanaşımı süresi dolmamış bir olay hakkında soruşturma açan savcıya da hiç kimse işgüzar diyemez.
Bu açıdan ben Bülent Bey’e hatırlatayım, bugüne kadar belki hiçbir savcı kendisinin, “tanıdığım yüksek yargı üyeleri var, evlere temizliğe gidiyor, pompacılık yapıyor” sözlerini soruşturma konusu yapmamış olabilir.
Bu, bundan sonra da hiçbir savcının o sözleri veya buna benzer terör örgütüne destek mahiyetinde sözleri soruşturulmayacağı anlamına gelmez.
Arınç’ın tek itirazı, “ben o sözleri sarf ettikten sonra zamanaşımı süresi dolmuştur” olabilir.
Bunu söyleyemiyorsa, yapacağı iş, “İşte; o Danıştay üyesi şu kişidir. Pompacılık yapan bu kişidir. Temizliğe giden şu kişidir. Ve bu kişilerin haksızlığa uğradığı da çok açıktır. Bu kişiler terör örgütü üyesi değildir. Ben kendilerini savunuyorum. Bu kişilerin terör örgütü üyesi olduğuna dair bir somut mahkeme kararı yoktur. Bu sebeple benim sözlerimde suç yoktur” savunmasını delilleriyle ortaya koymasıdır.
“Altı yıl geçti, yedi yıl geçti, savcı işgüzarlık yapıyor, ben bu suçlamaya cevap vermem” türünden açıklamalarla, fetöcülere yapılmış açık desteği, cezadan kurtarmak, açık söylüyorum mümkün değil.
Gezi isyanını planlayan Osman Kavala yıllar sonra gözaltına alınıp mahkum oldu.
Tayfun Kahraman, Can Atalay benzer şekilde, yıllar sonra Gezi isyanından dolayı sorumlu tutuldular ve mahkum oldular.
Selahattin Demirtaş 2014 yılında Kürt vatandaşları sokağa çağırdığı için yıllar sonra yargılandı ve mahkum oldu.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü şüpheli bulunup yıllar sonra mezarı dün açıldı. Belki onun da ölümünden sorumlu olanlar, yıllar sonra ceza alacaklar.
Gönül ister ki, suçlar işlendiği an soruşturmaya başlansın.
Ama değişik örnekleri verdim.
Darbe suçlarından cinayet suçlarına kadar.
Halkı isyana teşvikten, terör örgütlerine desteğe varıncaya kadar, onlarca suç, gözümüzün içine bakıla bakıla işleniyor.
O suçlar işlendiğinde şu veya bu sebeple savcılar işlem yaşamayabiliyor.
Bu, o suçların onay gördüğü, bundan sonra kesinlikle soruşturulmayacağı anlamına kesinlikle gelmez.
Nitekim bu anlama gelmediğini, belirttiğim somut davalarda gördük.
Şimdi de ne Davutoğlu, “bu olay eski” diyerek kendisini kurtarabilir.
Ne de Bülent Arınç.
Bu vesileyle Bülent Arınç’ın bir çelişkisini daha dile getireyim.
Ahmet Davutoğlu’na gelince, beş yıl önceki konuyu şimdi soruşturmak işgüzarlık diyor.
Peki aynısını Melih Gökçek için niye söylemiyor.
Melih Gökçek’e sorulan, “Oğlunuz Almanya’da gelininizle birlikte bir taşınmaz satın almış. Oraya gönderilen para nedir” sorusu hangi yıla ait soru?
Yanlış anlaşılmasın zaman aşımına girmeyen her soruyu savcı sorar.
Ama Melih Gökçek’e sorulduğunda alkış tutulup, Ahmet Davutoğlu’na sorulduğunda “işgüzarlık” derseniz..
Kusura bakmayın ama birileri de size, “Oğlunu AK Parti’den milletvekili yapıp, Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı seçtirmek isteyenlerle kolkola yürüyen işgüzar” derse, darılmayacaksınız.
Hukukçu, hukuki kavramlarla konuşmalı.
Bu ülkede TBMM Başkanlığı yapmış, bakanlık yapmış, kendisini yıllarca hukukçu olarak tanıtmış bir kişi, vazifesini yapan bir savcıya asla işgüzar diyemez.
Bu vesileyle, Ahmet Davutoğlu’nun yeni evlenen oğlu için saadet dileğimizi ifade edelim.
Belki, kendisi de bir özeleştiri yapmıştır ama.
Baba Davutoğlu için bir hatırlatma yapalım.
Acaba şu soruyu kendisine sormuş mudur:
“Ben, kimlerle hayat mücadelemi omuz omuza yürüttüm. Şimdi omuz omuza mücadele yürüttüğüm insanlar, benim yanımda değiller.”
Niçin.
Belki daha önemlisi.
Ahmet Davutoğlu şu soruya da cevap bulmalı:
“Hayatın boyunca mücadele ettiğimi söylediğim bir partinin son iki genel başkanının, davetime icabet etmesinden sevinç mi duymalıyım yoksa, bundan dolayı da kendimi sorgulamalı mıyım”
Düşünsenize, Özkan Yalım gibi, metresini belediyede işe alan bir adamın partisinin genel başkanı, sizin davetinize icabet ediyor. Düşünsenize, Antalya’da 11 kadını işe alma vaadiyle yatağa atan bir belediye başkanının partisinin genel başkanı sizin davetinize icabet ediyor.
Ama size başbakanlık koltuğunu altın tepsi içinde sunan kişi, davetinize icabet etmiyor.
Uzun uzun düşünüp ibret alınması gerekmez mi?
Sadece Davutoğlu değil.
Benzer yanlışlara düşen her birimiz, “kimlerle beraberiz, kimlerden ayrı düştük” özeleştirisini yapmamız gerekmez mi?







