Erdoğan’ın Güney Kore ziyaretinde kimsenin görmediği ayrıntı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung’un daveti üzerine Seul’e gitti.
Gündemde stratejik sanayi, savunma, nükleer enerji ve yüksek teknoloji vardı.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması ve Sinop Nükleer Güç Santrali projesi de görüşmelerin önemli başlıkları arasındaydı.
Bu konularda uzman bir isim değilim.
Bu nedenle bilmediğim bir alanda ahkâm kesmeyeceğim.
Ben size bu ziyaretin hiç konuşulmayan başka bir tarafından söz etmek istiyorum.
Erdoğan’ın Seul’de yürüdüğü kırmızı halının iki yanında, yalnızca bugünün Güney Kore’si olmadığını arka planında saklı olan bir tarih olduğundan bahsedeceğim.
Yaklaşık iki bin yıllık bir tarih de oradaydı.
Kore tarihiyle ilgilenmem bundan yaklaşık 15 yıl önce izlediğim Jumong isimli bir Kore tarihi dizisiyle başladı.
O günden sonra çok sayıda tarihi Kore dizisi izledim.
“Elbette dizilerden tarih öğrenilmez” diyebilirsiniz.
Haklısınız.
Ben de dizilerde karşıma çıkan tarihî şahsiyetleri ve olayları fırsat buldukça ayrıca araştırdım.
Jumong da bunlardan biriydi.
Kore tarihinin efsaneleşmiş hükümdarlarından Jumong, MÖ 37 yılında Goguryeo Krallığı’nı kuran hükümdar olarak kabul ediliyor.
Yani Kore, Amerika Birleşik Devletleri gibi 4 Temmuz 1776 tarihinde kurulan yeni yetme bir devlet değil.
Peki bütün bunların Erdoğan’ın Güney Kore ziyaretiyle ne ilgisi var?
İşin asıl ilginç tarafı burada başlıyor.
Türkiye ile Güney Kore arasındaki dostluk denildiğinde hemen Kore Savaşı aklımıza geliyor.
Oysa Türklerle Kore coğrafyasındaki devletler arasındaki temasların hikâyesi çok daha eskilere uzanıyor. Milattan önce başlayan Hun-Goguryo kardeşliği yüzyıllar boyunca varlığını sürdürdü.
Ve yaklaşık altı asır sonra tarih sahnesinde Türkler ile Goguryeo’nun yolları tekrar kesişti.
Göktürklerin 6. yüzyılda büyük bir güç haline gelmesiyle Goguryeo ile Göktürkler arasında diplomatik temaslar gelişti.
İki tarafın karşısında da Çin’de yükselen Sui Hanedanlığı vardı.
607 yılında bir Goguryeo elçisinin Göktürk kağanının yanında bulunması, iki devletin ittifak yapması Sui Hanedanlığını ciddi biçimde endişelendirmişti.
Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Lee Jae-myung bugün iki ülkenin stratejik ortaklığını konuşurken, Türklerle Korelilerin tarihî temaslarının izleri bizi yaklaşık 2000 yıl geriye götürüyor.
Fakat iki millet arasındaki bağın kanla yazıldığı çok daha yakın bir tarih de var.
1950’de Kore Savaşı başladığında Türkiye, binlerce kilometre ötedeki Kore’ye asker gönderdi.
İlk Türk Tugayı yaklaşık 5 bin askerden oluşuyordu.
Türk askeri özellikle Kunuri’de çok ağır şartlar altında savaştı.
Kumyangjang-ni ve Vegas gibi muharebelerde de önemli görevler üstlendi.
Savaş boyunca 20 bini aşkın Türk askeri Kore’de görev yaptı.
700’ü aşkın Mehmetçik şehit oldu.
Binlercesi yaralandı, kayboldu veya esir düştü.
Bugün Erdoğan ile Lee Jae-myung’un yan yana durduğu fotoğraflara bakarken, o karelerin arkasında Kunuri’de toprağa düşen Mehmetçikleri de görmek gerekiyor.
Çünkü iki ülke arasındaki “kan kardeşliği” sözü diplomatik bir nezaket cümlesinden ibaret değil.
Erdoğan ile Lee Jae-myung kırmızı halıda yürürken tören alanının iki yanında çok farklı kıyafetler içerisindeki askerler bulunuyordu.
Bunlar sıradan modern askerî üniformalar değildi.
Kıyafetler, Kore’nin uzun devlet ve saray geleneğini hatırlatan tarihî askerî üniformalardan esinleniyordu.
Özellikle Joseon Hanedanlığı’nın askerî geleneğini yansıtan geniş siyah başlıklar, kırmızı püsküller, kırmızı kollu giysiler ve koyu renkli üstlükler dikkat çekiyordu.
Joseon, 1392’den 1910’a kadar yaklaşık beş asır Kore’ye hükmetti.
Osmanlı da 1299 yılından 1920 yılına kadar altı asır hükmetmişti.
Bugünkü Seul de bu uzun devlet geleneğinin merkezlerinden biriydi.
Güney Kore, Erdoğan’ı yalnız modern ordusuyla değil, geçmişini hatırlatan sembollerle de karşıladı.
Üstelik tarih yalnız askerlerin üzerinde değildi.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung’un eşi Kim Hye-kyung da Erdoğan çiftinin katıldığı programda ülkesinin geleneksel kıyafeti hanbok ile yer aldı.
Kadın hanbokunun üst bölümündeki kısa cekete jeogori, geniş ve uzun eteğine ise chima deniliyor.
Hanbokun kökleri eski Kore krallıklarına kadar uzanıyor.
Bugün tanıdığımız biçimi ise özellikle Joseon döneminde şekillendi.
Dolayısıyla bir tarafta modern Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung, diğer tarafta tarihî kıyafetli askerler ve geleneksel hanbok…
Bunların hiçbiri rastgele seçilmiş görüntüler değildi.
Bir yandan Erdoğan’ı karşılayan devlet, diğer yandan da dünyaya şu mesajı veriyordu:
“Ben bugün var olmadım.”
Erdoğan ile Lee Jae-myung’un temaslarının gerçekleştirildiği Cheong Wa Dae, yani yaygın adıyla Mavi Saray da bu tarihî sürekliliği düşündüren mekânlardan biriydi.
Adını karakteristik mavi çatı kiremitlerinden alıyor.
Ancak bulunduğu bölgenin hikâyesi modern Güney Kore Cumhuriyeti’nden çok daha eski.
Cheong Wa Dae, Joseon Hanedanlığı’nın en önemli sarayı Gyeongbokgung’un hemen kuzeyinde bulunuyor ve bu çevrenin sarayla bağlantılı kullanımı Joseon dönemine kadar uzanıyor.
Erdoğan ile Lee Jae-myung’un ilk günkü görüşmesini izlerken aslında modern binaların arkasından eski Kore’nin izleri çıkıyor.
Goguryeo yıkıldı. Ardından Silla ve Goryeo geldi.
Hun İmparatorluğunun yerine Göktürk imparatorluğunun kurulması gibi.
Bugün kullandığımız “Korea” adı da Goryeo isminden türedi.
1392’de Joseon kuruldu ve yaklaşık beş asır hüküm sürdü.
Selçuklu yerine Osmanlı’nun kurulduğu gibi.
1950’de ise Kore Savaşı patladı.
Ülke yerle bir oldu.
Fakat hikâye orada bitmedi.
Savaş sonrasında Güney Kore dünyanın yoksul ülkelerinden biriydi.
Biz başörtüsü ile okula girilsin mi girilmesin mi diye tartışırken
Sanayileşme hamlesi Kore’nin kaderini değiştirdi.
Elektronik…
Otomotiv…
Gemi yapımı…
Yüksek teknoloji…
Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Seul’de savunma sanayisini, nükleer enerjiyi ve yüksek teknolojiyi konuştuğu Güney Kore, birkaç kuşak önce savaşın yıktığı bir ülkeydi.
Güney Kore Cumhuriyeti kurulduğunda kimse Joseon Krallığını kesip atmadı.
Biz Osmanlı’yı kesip attık.
Alfabesini değiştirmedi,
Biz değiştirdik
Tapınaklarını kapatmadı.
Biz kapattık.
Demek ki teknolojide zirveye çıkmak için geçmiş köklü tarihi ayaklar altına almak gerekmiyormuş.
O kökün üzerine yeniden ayağa kalkacak bir irade de gerekiyormuş.
Güney Kore bunu başardı.
Biz yeni başlıyoruz.
Ve tam burada Kore’de gördüğümüz bir devlet geleneğini Türkiye ile karşılaştırmadan geçemiyorum.
Güney Kore devlet törenlerinde tarihî mirasını görünür kılmaktan çekinmiyor.
Tarihî askerî kıyafetleri sergiliyor.
Hanbokunu yaşatıyor.
Saraylarını koruyor.
Geçmişini modern devlet kimliğinin karşısına koymuyor.
Tam tersine onun bir parçası haline getiriyor.
Dünyada Korelilerin tarihine ve kültürüne sahip çıkması çoğu zaman takdirle karşılanıyor.
Doğrusu takdir edilmesi de gerekiyor.
Çünkü bir ağacın kökü ne kadar derinlerdeyse, fırtınaya karşı o kadar güçlü durur.
Biz 60’larda, 70’ler de, 80’lerde hep savrulduk. Fırtınalara karşı duramadık.
Ancak son yıllarda benzer bir devlet geleneği yeniden görünür hale getirdi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki bazı resmî karşılama törenlerinde, Türk tarihindeki farklı devlet ve dönemleri temsil eden tarihî askerî kıyafetler kullanıldı.
Bu ‘Biz 1920’de Cumhuriyetle var olmadık’ mesajıydı.
Büyük Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı’ya uzanan tarihî hafıza devlet törenlerine yeni yeni taşındı.
Ne var ki Güney Kore’de gördüğünde “köklü kültür” diyen bazı çevreler, benzer görüntüler Türkiye’de ortaya çıktığında bunu küçümsemeyi tercih etti.
“Gericilik” diyenler oldu.
Oysa mesele geçmişte yaşamak değildi.
Geçmişini unutmadan geleceğe yürümekti.
Koreliler bunu yapınca alkışlıyoruz.
Türkler yapınca neden rahatsız oluyoruz? Sorusuna cevap bulamadık.
Üstelik yıllarca medeniyetin tek ölçüsü gibi önümüze konulan Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlık ilanı 1776’ya dayanıyor.
Goguryeo ise MÖ 37’ye,
Büyük Hun Devleti MÖ 220 yılına.
Türk devlet geleneğinin kökleri de Kore gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nden çok daha eski çağlara uzandığını yıllarca göremedik.
Elbette bir devletin değeri yalnız kaç yaşında olduğuyla ölçülmez.
Ama geçmişini bilmeyen bir toplumun geleceğini hangi temeller üzerine kuracağı da ciddi bir sorudur.
Erdoğan’ın Güney Kore ziyaretinde benim dikkatimi ticaret rakamlarından önce işte bu görüntüler çekti.
Bir tarafta Lee Jae-myung ile geleceğin teknolojisini konuşan modern Güney Kore…
Diğer tarafta tarihî askerleri, hanboku, sarayları ve iki bin yıllık hafızası…
Güney Kore geleceğe koşarken geçmişini yanında taşıyor.
Belki bizim de Seul’den alacağımız en önemli ders, imzalanan anlaşmalardan önce budur:
Geleceğe yürümek için köklerini kesmek gerekmez.
Tam tersine…
Kökünüz ne kadar sağlamsa, o kadar yükseğe çıkabilirsiniz.







