--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Belediyelerdeki yolsuzluğun kokusunu da alın, fonlardaki skandalın kokusunu da... Ama...

Yücel Kaya
Yücel Kaya
0

Karadenizlinin yeni bir derdi var.

Hem de öyle uzaktan seyredilecek cinsten değil.

Bahçesinde...
Fındığında...
Evinin duvarında...
Penceresinde...

Adı: Kahverengi kokarca.

Karadeniz köylüsü yıllardır fındıkla yatıp fındıkla kalkar. Donu bilir, kuraklığı bilir, fındık kurdunu da küllemeyi de...

Ama bugün karşısında başka bir bela var.

Köylerde insanların birbirlerine sorduğu soru aynı:

“Bu kokarca nereden çıktı?”

KÖYLÜNÜN KAFASINDA BAŞKA SORULAR VAR

Bölge insanıyla konuştuğunuzda çok farklı iddialar duyuyorsunuz.

“Bunları uçaktan attılar” diyen var.

“Bizim bildiğimiz yeşil kokarcaydı, bunun genetiğiyle oynadılar” diyen var.

Daha da ileri gidip meseleyi İsrail'e bağlayanlar var.

Ben bu iddiaların doğru olduğunu söylemiyorum. Çünkü elimizde bunları ispatlayan bir belge yok.

Bilimsel kayıtlar, Halyomorpha halys adı verilen kahverengi kokarcanın Uzak Doğu kökenli istilacı bir tür olduğunu ve farklı ülkelere yayıldığını gösteriyor. Türkiye'deki ilk doğrulanmış kayıt ise 2017 yılında Artvin'de.

Fakat tam burada başka bir soru ortaya çıkıyor.

DEVLET 2017'DEN BERİ BİLİYORSA...

Tarım ve Orman Bakanlığı, zararlının 2015'te Gürcistan'a ulaşmasının ardından tehlikenin fark edildiğini ve 2016'dan itibaren sınır bölgelerinde takip çalışmalarına başlandığını söylüyor.

2017'de Türkiye'deki ilk tespit yapılıyor.

Bugün 2026 yılındayız.

Aradan dokuz yıl geçmiş ve vatandaş Giresun'da, Ordu'da, Trabzon'da, Rize'de yalnızca fındığını değil, evini de kokarcadan korumaya çalışıyor.

O halde sormamız gerekiyor:

Tehlike biliniyorduysa dokuz yılda nasıl bu noktaya geldik?

Devletin mücadele ettiğini inkâr edemeyiz. Feromon tuzakları kuruluyor, ilaçlama yapılıyor, kokarcanın yumurtalarını parazitleyen samuray arıları doğaya bırakılıyor. Bakanlık yalnızca 2026 yılında 1 milyon 650 bin samuray arısının salındığını açıkladı.

Bunlar önemli.

Ama vatandaş doğal olarak soruyor:

Sonuç nerede?


İNSANLAR NEDEN “UÇAKTAN ATTILAR” DİYOR?

Bence Ankara'nın üzerinde durması gereken konulardan biri de bu.

Çünkü boş bırakılan her alanı söylenti doldurur.

İnsan dün görmediği bir böceği bugün evinde yüzlerce görünce, fındığının randımanı düşünce ve istilanın önüne geçilemediğini görünce kendince cevap arıyor.

Üstelik dünyada teknolojinin ve istihbaratın hiç beklenmeyen yöntemlerle silaha dönüştürülebildiğine şahit oluyor. İsrail'in çağrı cihazları üzerinden gerçekleştirdiği saldırıları görüyor.

Sonra bahçesindeki böceğe bakıp parçaları kendince birleştiriyor.

Haklı mı?

Bunu söyleyemeyiz.

Delili var mı?

Bugün için yok.

Ama devletin görevi yalnızca böcekle değil, bilgi kirliliğiyle de mücadele etmektir.

DMM burada neden susuyor?

Bakanlık milletin anlayacağı dille açıklamalı:

Bu böcek Türkiye'ye nasıl geldi? Türkiye'deki popülasyonun kökeni araştırıldı mı? Genetik incelemeleri yapıldı mı? Gürcistan üzerinden doğal yayılımla geldiğini gösteren bilimsel veriler nelerdir?

“Uçaktan attılar”, “genetiğiyle oynadılar” iddiaları gerçek dışıysa bilim insanları çıkıp bunun nedenini anlatsın.

Çünkü söylentinin ilacı yasaklamak veya küçümsemek değil, bilgidir.

FINDIK KARADENİZLİNİN MAAŞIDIR

Ankara'dan bakıldığında fındık bir tarım ürünü olarak görülebilir.

Karadeniz'de ise fındık; okul masrafıdır, düğün parasıdır, borç ödemesidir, kışlık ihtiyaçtır, üniversitedeki çocuğun harçlığıdır.

Kısacası Karadenizlinin maaşıdır.

Şimdi bu maaşa kahverengi kokarca ortak oluyor.

Türkiye dünyanın en önemli fındık üreticilerinden biri. Dolayısıyla fındığa yönelik böylesine büyük bir biyolojik tehdit yalnızca çiftçinin değil, ülke ekonomisinin meselesidir.

Gerekiyorsa topyekûn bir mücadele başlatılmalıdır.


FONDA MİLYARLAR, BAHÇEDE KOKARCA...

Son günlerde fon soruşturmasında konuşulan rakamlara bakıyoruz.

Milyarlar...

Bir tarafta milyarlarca liralık işlemler, diğer tarafta üç-beş dönüm fındık bahçesinin başında ürününü kurtarmaya çalışan vatandaş.

Finans piyasasında da tarımda da devletin başarısı yalnızca zarar ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değildir.

Asıl başarı, zararı meydana gelmeden önleyebilmektir.

Milyarlar gittikten sonra soruşturma açmak önemlidir; ama asıl olan o paranın gitmesini engellemektir.

Kokarca milyonlarca ağaca yayıldıktan sonra mücadele etmek gereklidir; ama asıl olan istilacı zararlıyı daha yayılmadan durdurabilmektir.

ELEŞTİRMEK DÜŞMANLIK DEĞİLDİR

Ben AK Parti'nin bu ülkeye kazandırdıklarını görmeyenlerden değilim.

Yapılanı görürüm, doğruya doğru derim.

Ama yanlış gördüğümde de susmam.

Çünkü desteklemek başka şeydir, her yapılanı alkışlamak başka.

Bir iktidara yapılabilecek en büyük kötülük, sorunları ondan saklamaktır.

Bugün Karadeniz'de ciddi bir problem var.

Tarım ve Orman Bakanlığımızdan beklentimiz açık:

Kahverengi kokarca konusunda kapsamlı bilimsel verileri kamuoyuyla paylaşın. Türkiye'deki örneklerin kökenini araştırın. Gerekirse genom analizlerini açıklayın. Milletin kafasındaki iddiaları bilim insanlarıyla tek tek cevaplandırın.


Ve en önemlisi, mücadeleyi vatandaşın hissedeceği noktaya taşıyın.

Çünkü kokarca artık yalnızca bahçede değil.

Evde...

Çatıda...

Depoda...

Ahırda...

Komplo teorilerine teslim olmayalım. Ama milletin sorularına da “komplo teorisi” deyip geçmeyelim. Devlet şüpheyi bilgiyle ortadan kaldırır.

Son sözüm de hem iktidara hem muhalefete...

Belediyelerden yükselen yolsuzluk kokularını, fonlardan yükselen skandal kokularını siyasetçiler günlerce konuşuyor. Televizyon ekranlarında gazeteciler saatlerce tartışıyor.

Konuşulsun, tartışılsın. Elbette bunların hesabı da sorulsun.

Ama nedense Karadeniz'in köylerinden, bahçelerinden, evlerinden yükselen kokarca kokusu aynı gündemi oluşturmuyor.

Oysa sizin susarak geçiştirdiğiniz bu mesele, Karadenizlinin bir yıllık emeği, çocuğunun rızkı, evinin geçimi demek.

Artık bu sesi duyun.

Belediyelerdeki yolsuzluğun kokusunu da alın, fonlardaki skandalın kokusunu da... Ama Karadeniz'i saran kokarca kokusuna da burnunuzu kapatmayın!

Çünkü bu mesele artık yalnızca bir böcek meselesi değil; Karadenizlinin ekmek meselesidir.

Ve buradan açıkça söylüyorum:

Karadenizli üreticinin sabrını daha fazla zorlamayın!

Yücel Kaya Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle